Saturday, August 21, 2010

Yine Çeviri, çevir, çevirdi, çevirelim

Şu çevirilerden kurtulacağım zamanı iple çekiyorum biliyor musun? Aslında çok iyi bir iş. Oturduğun yerde, hatta evinde, günde yaklaşık 50-100 lira kazanabiliyorsun. Ama şöyle bir sorun var ki, ben evde oturacak bir insan değilim. Fenalıklar basıyor. Kısacık çeviri bana sonsuzmuş gibi geliyor. Halbuki çeviriden midem bulanmadan önce 40 sayfalık dolu dolu çeviriyi bile hemen bitirirdim. Ama artık 40 sayfa gibi görünen ama aslında 20 sayfa olan bir çeviriyi bile bitiremiyorum. Ben bu işten yaka silkmişim de haberim yok. O beni bırakmak istemiyor mudur nedir?

Akşama çevirim kalmaması lazım. Arkadaşım geliyor, Ahmet'le dışarı çıkmamız lazım. Çünkü 3 gündür parka gidelim diye söylenip duruyor. Oradan da artık çay bahçesine falan geçeriz. Yav bir starbucks, bir kahve dünyası, ne bileyim en azından cafe crown falan açmadılar ki şu bağlarbaşına da gidelim. Çay bahçesi normalde çok güzel bir şey. Ama yazlık yerlerde. İstanbul'da ise nasıl kazıklasam ki? yerlerinden farklı değil. Dur ben şu Starbucks'a mail atayım, Bağlarbaşı'nı göz önünde bulundursunlar. Nasılsa Capitol'e bu şekilde Burger King açtırdım. Nihaha!

No comments: