Thursday, August 19, 2010

Asosyal Halkla İlişkiler Uzmanı

Bu ben olabilirim, çok yakında. Aslında asosyal bir insan değilim ama şu çeviri belası beni böyle yaptı. İnsan içine karışınca kendimi mutlu hissediyorum. Starbucks ve Nero'da gerçekten mutlu olabilen bir insanım. Neden bilmiyorum aslında. İçerideki serinlik ve sessizlik beni çekiyor sanırım. Evde gece bile sessiz bir ortam olmadığından olabilir bu düşkünlüğüm. İnsan içine karışınca demişim ama onun aslı, insanların arasına karışıp onlarla muhattap olmamam gerekiyor. Yani uzaktan gözlemleyip, sonra o gözlemlerimi başka bir şeyde kullanmam gerekiyor. Şimdi insanlarla muhattap olmakta zorlanan bir insan nasıl Halkla İlişkiler Uzmanı olacak dersen, vallahi ben de bilmiyorum. Belki olamam da.

Kısaca bir iş görüşmem var pazartesi günü. Bilmiyorum nasıl geçecek, ne yapacağım, ne olacak. Ama gerçekten bu işin olmasını istiyorum. Mızmızlandığıma bakma. Her gün evden çıkıp tıngır mıngır işime gitmek benim hayalim. Yani kısa süreli hayalim. Ne kadar da maymun iştahlı bir insanım yahu. Önce evde çalışmak istedim, çalıştım, sıkıldım. Tamamen dışarıda çalışmak istedim, onu da yaptım. Sıradan bir sekreter gibi çalışmak istedim, 3 hafta da olsa onu da yaptım. Şimdi ise gözümü plaza modeline diktim. Bundan sonrakini de biliyorum aslında. Kendi işimi yapmak olacak. Ya da yurtdışında dolaşılan eve dönemediğim bir iş olacak. Hissediyorum, ne kadar istikrar yanlısı bir insanmışım gibi gelse de değilim. Sadece bekliyorum sıkılsam bile, değişmek için doğru anın gelmesini yani. Şimdi de doğru zamanın geldiğini düşünüyorum. Daha fazla çeviri yapabilecekmişim gibi görünmüyor. Çünkü eski çevirilerime göre gerçekten çok kötü çeviriler yapıyorum ve bir işi kötü yaptığımı düşünürsem nasıl devam edebilirim ki? Şu anda cheesecake'i çok iyi yapıyor olabilirim ama iki gün sonra tarifi unutup saçma sapan bir şey yaparsam kimse yemez onu. O zaman yapıyor olmamın da bir anlamı kalmaz. Onun gibi bir şey bu da.

Bu arada uzun zamandır pasta-kek-kurabiye yapmadım. Hep çeviri yüzünden. 24 saatin 18 saati pc başında geçerse öyle ya da böyle, zaman kalmaz tabii ona da. Eğer bu iş olursa, en azından haftasonları kendimi geliştirmeye devam edebilirim sanırım. İşyerindekiler de insan olursa hatta, sayemde bol miktarda kek ve kurabiye yiyebilirler. Nihaha! Görüşmeye elimde bi paket kurabiyeyle mi gitsem, rüşvet olarak! Sonra da düşünsünler, "Yav şimdi biz bunu işe alırsakhep bunlardan yiyeceksek, işi öğretiriz be nolcak!" diye.

Eğer bu iş olursa, bir hayalim daha gerçekleşmiş olacak ucundan kıyısından. Yani bir kitapçıda çalışma hayalim. Bir kitabın reklamı nasıl yapılır, bir edebiyatçıdan daha iyi kim bilebilir? Ya da kitap piyasasını her anı kitap almakla araştırmakla geçen birinden, ya da edebi dergilerle haşır neşir, bu çevreden arkadaşları tanıdıkları olan birinden daha iyisi olabilir mi? Evet ben bu özelliklerimi savunacağım bu iş için. Lütfen Allah'ım, lütfen lütfen lütfen! Bu iş olsun!

2 comments:

Nafile said...

Efendim iyi bir görüşme diliyorum size. Umarım dilediğiniz gibi bir sonuçla dönersiniz. Bazen insan ne yapmak istediğini kestiremese de madem hayallerinizden biri daha gerçekleşmiş olacak sizin için dua edeceğim.

Ek: Bendeniz biraz suluyumdur, malumunuz. Rahatsızlık veriyorsam lütfen söyleyin, sizi rahat bırakayım.

Dilek said...

Çok teşekkür ederim :) Asla rahatsızlık vermiyorsunuz. Ben de iyi geçmesini umuyorum.