Thursday, January 27, 2011

Ses.


İçimdeki ses ile dışımdaki ses hiç benzeşmiyor. Mesela şimdi bu yazıyı yazarken beynimde bunu okuyan sesi seviyorum. Benim sesim o da, ama ağzımdan çıkan, insanların ve benim kulağıma gelen ses bundan çok çok daha kötü. Onu da seviyorum ama ikisi aynı olsalar.

Mesela dış sesim çok takılıyor. Bir şey söylerken "eaaaaaa..." diye kalabiliyor durduk yere. Ama iç sesim hiç durmadan konuşabiliyor, hatta bazen eşzamanlı olarak iki farklı şeyden bahsediyor.

Dış sesim konuşurken, bir anda "neden konuşuyorum ki?", "niye bir şeyler anlatmaya çalışıyorum başkalarına?" diye iç sesim lafa atlıyor. O anda dış ses kesiliyor. Tabi bu diğer insanların konuştuklarımdan sıkılmasına, beni dinlememelerine ve belki de deli ya da salak olduğumu düşünmelerine neden oluyor. He, iç ses "niye anlatıyorum ki?" derken onların beni dinlemiyor olması ne kadar önemli ki zaten?

Çoğu zaman ağzımı kapalı tutuyorum bu yüzden. Dış sesle iç ses karışmasın diye. İç sesimi insanlardan kıskanıyor olabilirim belki de. Kimseyle paylaşmak istemiyorum. İkisi bir araya gelmeye başladıkları anda bıçak gibi kesiyorum kendi sözümü.

Yine de şizofren benzeri bir ruhtan çok, sakin ve dingin bir ruha sahip olmak isterdim.

Wednesday, January 26, 2011

Hayat biraz garip mi ne?


Depresif günlerimden birinde olduğumu söyleyebilirim. Sabah uyan, işe git, geri gel, spora git, tekrar eve gel, uyu şeklinde geçen bir ayın ardından, bu eylemler arasında insanlarla iletişimimin minimum seviyede olduğunu gördüm. Messenger, blog, facebook, bunları bile kullanmıyorum. Sanal bir sosyalliğim bile kalmadı kısaca.

Bunun yanında kitap da okumuyorum, kitap değil dergi bile okumuyorum. Zamanımı çalacak bir sevgilim de yok. Kısaca ot gibi yaşıyorum. Fakat bir sor neden böyleyim?

Etrafıma bakıyorum, benim ilkokulda bir kez yapıp sonra da utanç duyarak hatırladığım eylemleri yetişkin haliyle yapıp, bu şekilde ilgi çekmeye çalışan insanlar var. Tamam, gerizekalıdır. Bir şey demiyorum. Ama bunu normalmiş gibi karşılaması herkesin? Ona ne demek lazım?

Ailemden, okuduğum okullardan aldığım tüm terbiyenin, bir anda yerle bir olduğunu görüyorum. Sinirlerim bozuluyor, konuştukça birilerine bağırma ihtiyacı hissediyorum. Bağırmak mı? Fazla hafif kaldı sanırım: saçından - bacağından neresinden olursa tutup duvarlara vurmak istiyorum. Bunu yapamayacak kadar pasif agresif olduğumdan da kulaklıklarımı takıp oturuyorum yerime. İşyerinde, sporda, evde, yolda... hep aynı bu durum.

Tek kaçış yolu uyumak. Böyle bir psikoloji içindeyken de kitap okumak imkansız hale geliyor. Çünkü yaptığım hiçbir şeyin gerçek dünyada karşılığı olmadığını görüyorum. Ben ve benim gibiler yapabildikleri şeylerin birileri tarafından farkedilmesini beklerken, bazıları yapabildiklerini sandıkları şeyleri insanların gözüne gözüne sokarak takdir topluyorlar.

Buradan, bana imla ve yazım kurallarını, en ufak şeyden kişilik tahlili yapabilmeyi, toplum içinde nasıl davranılacağını, dünya hakkında birçok bilgi sahibi olmayı fakat bilgi sahibi olmanın pek matah bir şey olmadığını (google denen bir şey var) öğreten tüm hocalarıma teşekkür (!) ediyorum. Evet, topluma yararlı olabilecek bir birey oldum. Ama toplum yararlanmak istemiyor. O daha çok, yarar sağlayacakmış gibi görünenleri tercih ediyor.

Artık Virginia Woolf'un neden intihar ettiğini anlayabiliyorum. Bir süre sonra insanların tüm hareketlerinin ne kadar mantıksız olduğunu, zaman kavramının geçersizliğini anlamak; ardından etraftaki herşeye fazla duyarlı hale gelmek insanı delirtmeye yeter. Ben delirdim mi? Bilmiyorum ki. Ama ben ne Woolf ne de Plath gibi kendimi öldürebilecek cesarete sahip değilim, bunu biliyorum. Yazmak, çizmek, okumak, dans etmek istiyorum. Fakat ya sisteme boyun eğerek (bu lafı da kullanmış bulundum) bu kısır döngüde çalışmaya devam edeceğim, ya da bir şekilde her şeyden kaçmayı başarıp yeni yerler keşfedeceğim. Aptallara özgü bir şansa sahip olmayabilirim, ama elimden geleni yapacağım.

Sunday, January 9, 2011

Ben...

İnsanların birileriyle sohbet ederken ne kadar da çok "ben" dediklerinin farkına vardım.

Çok ilginç bir şey değil belki sana göre ama bana göre ilginç, allallah ya!

- Ben camdan atlamayı çok severim, küçükken de hep böyle yapmışım biliyor musun?
+ Hadi ya, ben de çocukken hiç atlamazdım işte, sonradan oldu bende de.

Böyle giden konuşmalara gün içinde çok rastlamıyor muyuz? Şahsen ben iş yerimde, spor salonunda, otobüste, misafirlikte, internette her yerde rastlıyorum. Katılmak istemiyorum çoğu zaman, ama insanların artık hangi yemekten "nefret" ettiğine kadar her bir şeyle var olmaya çalıştıklarını görüp deliriyorum.

"Ayy nasıl yiyorsun onu, nefret ederim beeeen!" dediğinde ne elde ediyorsun sayın arkadaşım. Veya "Ben Tv izlemem hiç tarzım değil", napayım yani, sen televizyon izlemiyorsun diye seni aziz/e mi ilan edeyim istiyorsun?