Thursday, October 22, 2015

Keep Calm and Be Happy

Hasta olsam mı olmasam mı diye vücudumun karar veremediği, ofisteki işlerin yanı sıra bir sürü işimin olduğu, diyet yaptığımdan herhangi bir mutluluk verici abur cubur yiyemediğim, haftanın 4 günü spor salonuna taşındığım şu günlerde mutluyum. Mutluluk benim için bir bakıma meşgul olmak sanırım. Azcık da seyahat etmeli işim olsa - yani şimdikinden birazcık daha fazla olsun, yılda iki üç kez değil de ayda bir gideyim bir yerlere - daha mutlu olabilirim. Orta Asya'dan gelen %0.245 oranındaki genlerim de popomu bir yere koyamamakla alakalı sanırım. Evde bile oturduğum yerde kalamıyorum. Babanem de kurtlu olduğumu iddia ederdi zaten.

Dün blogda yazdıklarımı gözden geçirdim de, yaklaşık 2 sene önce paylaşmışım en son Kahır Mektubu'nu. O şarkı benim bağımlılığım resmen. Nasıl bir insan roman gibi şarkı yazabilir ve onu o şekilde yorumlayabilir bilmiyorum. Arabesk bu ise ben en arabesk insanım o zaman. Neyse işte; bir bölümü var "dünyayı durdurdum bakarsın diye / fallara bağlandım çıkarsın diye" şeklinde.

O dönemler hala bir arkadaşla görüşüyoruz, tabi kendisi bol bol fal bakıyor bana o sıralar. Onda da nasıl bir üçüncü göz varsa falımda üniformalı, asker gibi, siyah saçlı ama beyaz tenli, boylu poslu bir adamın kollarını açıp beni beklediğini söylüyordu. Yalnız kız bildiğin medyum gibi bir şeymiş. Uçak görmesi mi dersin, buluşacağımız zamanı söylemeler mi dersin. Ben artık o kadar bağlanmıştım ki o hikayeye, bilinçsiz biçimde, bana fal baksın ve olacağına ihtimal vermediğim o hikayeyi bana anlatsın diye minicik zamanlarda bile buluşurduk. 

(Ben de ona hiç ihtimal vermemesine rağmen şu an evli olduğu kişinin elinde çiçekle geleceğini söylemiştim, onunla evleneceksin de demiştim, inanmamıştı - ben de medyumum bi' kere! Tamam mı!) 

O -belki de- ümitsizce bağlandığım hikayeyi gerçekten yaşıyor olduğumu anlamam biraz uzun sürdü. Aslında şöyle diyeyim, tam da bunları yazarken anladım. Kahve denilen içeceğin posasının bıraktığı izlerden neyi nasıl anlar insan, anlaşılır şey değil. Tarif edilenlere birebir uyan, ilk tanıştığımızda bile Kadıköy meydanında sanki beni yıllardır tanıyormuş gibi karşılayan, arada sabrını zorlasam da sabırsız konuşmalarıma, dikkat eksikliğime aldırmayan (dinlemiyormuş gibi görünüp hepsini beynime kaydettiğimi biliyor neyse ki), tam da hayalimdeki gibi benimle en ciddi şeyleri de en saçma şeyleri de yapabilen, tatil köyünde çocuk parkında oynamama izin veren (dev halimle bir oyuncağı kırsaydım kaçacaktık, plan buydu), dünyanın en kasıntı insanlarıyla bile iki konuşmayla muhabbet kurabilen, daha sayamayacağım milyon özelliği olan fallardaki adam yanımdaymış meğerse.

Şimdiki fark artık fallarımda çıkmıyor kendisi. Çünkü fal bakan yok. Yani var - kendisi bakmaya çalışıyor bana - ama bu sefer kendini göremiyor herhalde. 


"Sorunlu insan modeli"
O tahta köprü ben üstünde iken kırılsaydı efsane olabilirdi.

Monday, October 5, 2015

Day 8

Cumartesi sonuçlarına göre 1.5 kilo gitmişti. Tam bir saf olduğum için saçma sapan yedim hafta sonu boyunca. Ama neyse ki çok yemedim herhalde, bir değişiklik yok. Spor-diyete devam.

Hayatımda insanları 2. plana atıp kendimi 1. plana koyacağım bir döneme giriyorum. Daha çok spor, daha çok kitap, daha çok çizim olacak hayatımda kısacası.

Niye dersen sebebini ben de bilmiyorum. Sonbahardan da olabilir, konuşacak bir şeyler biriktirme çabası olabilir, ilgi çekici olmadığımı düşündüğümden olabilir.

Dün akşam minions'u izledim sonunda. Ondan önce de Inside Out'u izlemiştim. İzlemediğim bir animasyon daha kaldı sanki ama ne olduğunu unuttum.

Hatırladım - Big Hero 6 - hala izleyemedim.

Yüzüklerin Efendisi üçlemesi bitti. Galiba artık rahat rahat Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ne devam edebilirim.

Kitap, spor, çizim hadi bir de film izlemek dışında her şey saçma geliyor şu ara. İnsanlarla etkileşime girmek dahil.