Saturday, January 25, 2014

Yaz gelsin!

Daha kış gelemedi, yaz nasıl gelsin bilmiyorum. Yaz gelsin yine gezelim istiyorum. Kışın her haftasonu çeviri yapmam gerekse de o Londra'ya gidilecek! Fırsat buldukça Çınarcık'a gidilecek! Gitmek istediğim daha bir sürü yer var. Ama kışın hiçbiri olmuyor!

Son günlerde yeni şarkı keşfettim. Deniz dinlemekten evdekileri bıktırmış bile, yine keşifte geç kaldım. Ben bıktıramadım daha kimseyi. Çünkü EVDE KİMSE YOK! Annemle İpek Antalya'ya gittiler, Ahmet'le evde sıkıntıdan patlıyoruz. Canım nasıl dans etmek ya da "kopmak" istiyor anlatamam. Cuma günü çıkan fırsatı evde yemek yapmam gerektiğinden kaçırdım! Bugünü kulağımda kulaklık, bunu dinleyip dans ederek geçirdim.




Bu hafta sporu ilk defa kısa kesmek zorunda kaldım. Ödem toplayan vücudumu yola getirmeye çalışıyoruz diyetisyenimle. Doktorumu da ziyaret etme vaktim geliyor gibi. Bir haftasonu da ona gideyim. Gerçi en son asistanına telefonda fena çemkirdim afhkjngmk

Yaz gelsin, Deniz'le şunlardan alıp dünyanın en tırt isimli beach'ine gidelim. (Cemos diye beach mi olurmuş?!) Bayıldımmm! Bütün kış boşuna mı spora koşturuyoruz, diyetisyene para döküyoruz?! Yazın bunları giymek için!


Bir de Katy Perry'nin Roar klibinde giydiği şeye bayıldım. Benzerini bulursam kaçmaz. Time to be a little more feminine. Venoş'un dediği gibi dişilik enerjimizi arttırıyoruz!!! Huhuuu!



Tuesday, January 14, 2014

Saçmasapan rüyalar vol. 2 & 3

Bu rüyalar bana senede iki kere falan denk geliyor. Ya da beynim sadece senede iki kere rüyalarını hatırlayabilecek enerji ve hafızaya sahip olabiliyor.


Bu sefer Gizem ile Tolga'yı gördüm rüyamda. Mekan sanıyorum ki Karaköy'de ya da Cihangir'de bir yer. Sokaklardan hatırladığım o. Gizemler tam olarak ilgi çekici ve cezbedici bir cafe/restoran açmışlar. İpek'le birlikte gidiyoruz. Bar şeklinde tasarlanmış bir mutfağı var. İçerde Gizem tavuklu bir yemek yaparken Tolga da servise hazırlıyor. Nasıl güzel ve uyumlu çalışıyorlar anlatamam! Biz de bar taburelerinde oturmuş onları izliyoruz. Masalar tamamen dolu zaten. Malzemeleri nereden alıyorsunuz konusu geçiyor. Fatih'ten (?) alıyoruz, hatta gitmemiz gerek diyor. 

Anlamı: Kafamda gidilecek restoran sayısı (bkz: dem cafe), incelenecek garip malzemeler satan yerler (bkz: çin marketi) ve Gizem'i özleme katsayım artmış. Rüya bunun habercisi.

Diğeri ise daha da büyük komedi. Rüyamda kız bebeğimin olduğunu ama sancısız ve acısız şekilde doğurduktan sonra "hadi beybiys, çocuğu hazırlarsınız siz ben aşağıda türk kahvesi içicem hadi öptüm" dedikten sonra hastanenin kafeteryasına gidip oturuyorum. Annem, babam ve kim olduğunu çıkaramadığım (yanına oturuyorum, sadece benden daha kısa esmer dalgalı saçlı bir kadın) (3.7.2014 editi: lan?!) kaynanam oturuyorlar bir masada. Şaşırıyorlar ben gelince tabi. "Eh ismine de karar vermek lazım artık çocuğun" diyorlar. Höyt! ben karar verdim, öyle abik gubik isimler olmayacak, çocuğumun ismi Deniz İpek olacak diyorum. Evcilik oynar gibi, en yakın iki kişinin ismi konur mu lan çocuğa! Neyse, babam kalkıp "Annene sordun mu sonuçta ilk önce o koydu o ismi kendi çocuğuna" diyor. Manasız. Ayy bu rüya baya saçmaydı. Hastane parasını 260 x 6 taksit yapıyorlar. Taksit istemiyorum neden sormuyorsunuz diye çemkiriyorum. Bebeğin isim kartına sadece "İpek Bebek" yazmışlar. Bu çocuğun iki ismi var diye çemkiriyorum. "Hanfendi zaten karışmasın diye yazıyoruz, siz ne isterseniz yazın nüfus müdürlüğünde" diye bana ayar veriyor hemşire bozuntusu. Bebeği yarın alcaksınız diyorlar, pantolon mu bu paçasını mı kısaltıyorsunuz verin çocuğumu evime gidicem diyorum. Neyse ki sonrasını hatırlamıyorum. Çocuğumun babanesi var babası yok lan asdhgnhgkl 

Anlamı: İpek ve Deniz isimlerini gerçekten seviyorum. Kendilerini de çok seviyorum ama isimleri de çok güzel. Kafayı kredi kartımın her şeyi sormadan taksit yapmasına takmışım belli. Ofiste fazla çoluk çocuk muhabbeti dinliyorum. Hayatımda bir çocuğun babanesi olmalı gerçeği, babası olmasından daha önce geliyor. Ya da ben babanemi özledim :/


Monday, January 13, 2014

Jet hızıyla ziyaret

Çanakkale'ye ilk gidişim Hüseyin amca ve Sultan teyze için olacakmış. Çok da iyi oldu, çok da güzel oldu :) Keşke daha uzun kalabilseydim. Tabi kalsaydım şu an hala orada olabilirdim, çünkü dönüşte resmen bulutlar üzerinde geldik. O gördüğümüz sisten öte bir şeydi çünkü!

Daha önce yazmıştım pomaklar ve the good fever demiştim, tanımıyorum ama mükemmel insanlar demiştim. İşte artık tanıyorum ve hala çok mükemmel insanlar oldukları konusunda fikrim sabit :) Böyle güzel bir etkinlik sayesinde iki değil, üç güzel arkadaşım oldu. Üçüncüsü ise Çanakkale'den bize katılan daytime nap oldu.

Yer yer bulutlar üzerinde süren yolculuğumuzun sonunda Bayramiç'e ulaştık. Deve güreşlerinin ön gösterimi gibi bir şey vardı sanırım. Olaya uzaklığıma bakar mısın? Ama ön gösterimdi işte. Asıl güreşler pazar günüymüş. Meydana develeri getirmişler vs vs. Ömrümde bu kadar deveyi bir arada gördüğüm ikinci bir an yoktu herhalde.

Özgür abi belediye başkanı ile bizi tanıştırdı ve biz kendimizi bir anda protokolde bulduk; törenin bitmesiyle aileyi ziyarete gitmek üzere belediye başkanının aracını takip ettik.

Önceden yazayım, Bayramiç'i çok beğendim ben. Ömründe İstanbul'dan nadir çıkmış insan olarak her gördüğüm beldeye bayılıyorum ben ama. O yüzden ne kadar objektif bir bakış açım var bilemem.

Gittiğimizde Hüseyin amca yoktu, evde oğlu, gelini ve Sultan teyze vardı. Özellikle Sultan teyze ayrı bir dünyadan bence, bir insan bu kadar tatlı olamaz! Onun yüzünün güldüğünü görmek bile bütün yolu unutturur insana. Ben pek cana yakın bir insan sayılmam ama ona sarılıp öpmeden duramadım resmen. O da sürekli Özden'le bana "sizi sevmelere doyamadım ben, gitmeyin siz daha kalın" dedikçe ben daha da duygulandım. Hele bir ara durdu, beni başkasıyla karıştırdı, "Sen ne kadar büyümüşsün" dedi gözlerimin içine bakarak. Sanki ben orada değildim, sanki 2004'te vefat eden babanemin ruhu gelmiş, Sultan teyze haline bürünmüş ve gözlerimin içine bakıyor gibi hissettim.

Sonrası biraz utanç verici. Röportaj yapalım dediler ama kızlardan biri de olsun. Özden istemedi, bana kaldı tabi. Ferdi ile yerlerimizi aldık - ki Ferdi bu fikrin sahibi sayılır - o dururken dha muhabiri benle yapmaya karar verdi röportajı. Duygusal gelgitler arasında dünyanın en iğrenç söyleşisini verdim diyebilirim. Çünkü konunun tamamen katılımcısıydım, o yüzden kendime göre anlattım. Saçma oldu tabi. Kandilde dua ettim resmen "Allah'ım lütfen yayınlanmasın o video hiçbir yerde" diye. O kadar iğrençti, düşün. Southpark sessizliğini yaşadım ben orada.

Yanan evi de görmeye gittik. Ev kalmamış zaten pek ortada. Yardım kampanyası olmasaydı en iyi ihtimalle evi yenilemeye çalışırlardı. şimdi evin yerine 2 katlı ev yapılacak yeniden. Bürokrasinin oyunlarına gelmemek için de yakından takip edeceğiz.





İlgili başlık için bkz: https://eksisozluk.com/canakkalede-evi-yanan-yasli-cifte-yardim-ediyoruz--4174079?p=43

Ben bunca zaman bu şehri görmeye gitmeyerek hayatımın hatalarından birini yaptığımı anladım. Babamın tekliflerine doğrudan hayır dememeyi ne zaman öğrenicem acaba? Çınarcık'ta yazlık fikrinden önce Çanakkale'de yazlık fikri vardı. Ona da gerek yok ne işimiz var dediydim. Ben hep büyük konuşuyorum ya.

Şaka maka İstanbul hariç her gittiğim yeri seviyorum ben. (İskeçe hariç, orayı İstanbul'dan da az seviyorum)
Şimdiye kadar gidip de ben burada yaşayamam dediğim sadece iskeçe ve kastamonu oldu, insan oralarda sıkıntısından çatlayıp ölür, o derece sıkıcı yerler. Yaşanacak iller sıralamam ise tabi ki ilk sırada londra, ardından antalya, çanakkale ve antep diye devam ediyor. Diğer gezdiğim yerlere karşı ise objektif bakıyorum :D

Thursday, January 9, 2014

OMG! Doctor!

d&r'dan başka bir firma getirdi mi bilemem ama gezinirken şunları buldum:



Ben bu ikisini istiyorum ya :/ Ama öyle bir okunacaklar listem var ki bunlara sıra gelene kadar yıl geçer :(

Wednesday, January 8, 2014

Tesadüf?

Beşbin kere aynı şarkıyı paylaşamayacağıma göre en sevdiğim kısmını yazayım dedim. Neredeyse 4-5 aydır bu şarkı beynimde sürekli çalıyor, ben bir bilgisayar başında oturuyor olsam da içten içe oynuyorum :) Bir şarkıdan 4-5 aydır sıkılmadıysam bir nedeni vardır diyorum. Her şeyin bir sebebi olacağı gibi bunun da vardır. Abik gubik insanların kelimeyi daha doğrusu felsefeyi alıp kendi amaçlarına göre dönüştürmesine inat tevafuk ve tesadüf olaylarına takığım bu aralar. Hiçbir şeyin rastlantısal olmadığına inanıyorum. Çünkü öyle şeyler oluyor ki rastlantı demek içinden gelmiyor insanın :)

''alnına nasıl yazılmış
sabuna mı yoksa taşa mı kazınmış
benden iyisini bulursan eğer
bilmem ki, bilmem ki, bilmem ki

yelkenin nasıl yapılmış
denize mi yoksa havuza mı açılmış
sakin sular arıyorsan eğer
bilmem ki, bilmem ki, bilmem ki ''