Friday, August 13, 2010

Crooked House - Agatha Christie

Agatha Christie'nin çoğu romanı birbirine bu derece benzemesine rağmen - yani ortada birçok ipucu vardır, ancak katil sonunda en olmayacak kişi çıkar, çoğu polisiye romanda da böyledir aslında - hala sonuna geldiğimde hayretler içerisinde kalabiliyorum. Fakat iki roman bu açıdan benim için çok önemlidir, birincisi Murder of Roger Ackroyd, ikincisi ise bu yazının da konusu olan Crooked House.

------Bu kısım kitabın içeriği hakkında aşırı bilgi içermektedir. Dikkat!-------

Bazen edebiyat eğitimi almış olmama rağmen, edebiyattan anlamadığımı düşünüyorum. Bu kitabın sonunu okurken de aynı şeyleri hissettim. İsme dikkat çekmek lazım bir kere, Crooked House, Çarpık Ev, çarpık bir adamın ailesiyle yaşadığı çarpık ev. Onun karşısında bulunanlar ise, hepsi birbirinden güzel ve yakışıklı çocukları ile torunları. Ona karşı durabilecek, "aynı yüklü iki maddenin birbirini itmesi kuralı"nı gerçekleştirecek tek kişi, aynı büyükbabası gibi çarpık görünüşlü kız Josephine. Ama Agatha Christie'nin olayı da bu sanırım. Okuyucuyu beklemediği yerden vurabilmek. Birçok kitap yazmasına rağmense, bu işi tam anlamıyla birkaç kitabında yakalayabilmiş. Deneme yanılma yöntemi mi desem, şans mı desem buna bilemedim. Ama ilk dönem romanlarının bu konuda daha başarılı olması, acaba ilk başlarda gerçekten özenerek yazıyordu da, fakat parayı bulduktan bu işten daha fazla kazanacağını anlayıp, her ne kadar kötü olmasalar da, ilk eserleri kadar güzel ve kusursuz olamayan kitaplarda mı yazdı sorusunu akıllara getiriyor.

Roger Ackroyd Cinayeti isimli kitapta, ilk tabum yıkılmıştı. Tabi Sherlock Holmes okuyan bir okuyucunun polisiye roman ile ilgili bazı tabuları oluşur. Hissettirmeden hem de. Bu ilk tabu "Anlatıcı katil olamaz"dı. Olurmuş.

Crooked House ile ise, katil bir çocuk olamaz tabusu yıkıldı. İşin garip tarafı, Agatha Christie yazarken bunları gözünüze gözünüze sokuyor. "Katil etrafta böbürlenerek dolaşır, cinayet hakkında konuşmak ister", hatta bir yerde müfettiş çocukların kardeşlerini boğduktan sonra bunun farkına varıp üzüldüklerini bile söyledi. Ama etrafta böbürlenerek dolaşan çocuğun, roman içerisinde ölmesini bekliyorsunuz. Çok şey biliyor diye. Ama aslında çok şey bilmesinin tek nedeni her şeyi kendisinin yapmış olması. Bu kadar basit.

Ben bunu da anlayamadım ya. Kendime diyecek bir söz bulamıyorum.

No comments: