Wednesday, August 25, 2010

İstanbul güzel şehir de...

İçindekiler batırıyor burayı. Yöneticileri, insanlar, hepsi birden. Normalde, bunun ayrımına pek varmamıştım. Çünkü bir eli yağda, diğer eli balda şeklinde, İstanbul'un en vızır vızır işleyen yerlerinden birinde oturup, yine en vızır vızır işleyen yerinde de okulum vardı. Şimdi değişen bir şey varsa, artık okulum yok. Ama en azından, Bağlarbaşı'ndan Üsküdar'a gitmek için, gelen herhangi bir otobüse binip, oradan 5 dakikada bir hareket eden motorlara biner, oradan da yine her 5-10 dakikada bir hareket eden tramvayla okuluma giderdim. Bu nedenle de anlamazdım herkesin trafikten nefret etmesini. Yani evet trafik sıkışıklığını köprüden geçerken saatlerce yaşamış biri olmama rağmen, "eneee ne güzel görünüyo boğaz öle" diye mal mal camdan bakan bir insanım sonuçta.

Fakat bugün cinsliğim tuttu. Normalde Kadıköy - Doğuş Ünv. şeklinde gideceğim yere ulaşacağıma, Üsküdar'dan direkt giden otobüse binmeye karar verdim. İETT'nin sitesinden baktım saatlere. Bir de dalga geçer gibi "15:51", "16:43" gibi küsüratlı saatler vermişler. 15:51 otobüsü 16:20de geldi. Dönerken ise 17:57'de olduğu iddia edilen otobüs, hiç gelmedi bile. Paralel evrene kaçtığından şüpheleniyorum ben şahsen. Yav on dakika erken gel tamam, 10 dakika geç gel tamam ama, yarım saat geç gelmek, daha da kötüsü hiç gelmemek nedir yahu? İşte bu yüzden tek vesaitle ulaşımı sevmiyorum. Dolambaçlı da olsa, önce oraya, ordan şuraya şeklinde sık ve sürekli geçen araçları kullanmak daha güveli İstanbul'da sanırım.

Not: İETT'ye şikayetimi yazdım, cevabımı bekliyorum. İmza: Duyarlı vatandaş.

No comments: