Friday, February 27, 2015

Ölüyorum galiba?

Böyle hastalık mı olur arkadaşım yahu? 3-4 gündür yaşıyor muyum emin değilim.

Besin zehirlenmesi gibi başlayıp kendini mide yanması olarak devam ettiren bir sürecin içindeyim. Diyet yapmak için kasarken şu an diyorum ki keşke canım istese de yemesem. 4 gündür yediklerim muz, kek ve sütten ibaret. Dün çorba içmeye çalıştım - önümüzdeki 5 sene mantar çorbası içmem sanırım.

İşe geldim bugün mecburen. En azından ofiste yemek kokusu olmadığı için rahat ediyorum. Evde ise annem inatla kızartmalar falan yapıyor. Biri bu kadına hasta olduğumu söylesin.

Akşam Gamze'nin doğum gününü kutlayacaktık, benim halim yüzünden haftaya ertelendi tabi. Aslında iyi oldu çünkü bu şekilde gitseydim yediğimden de içtiğimden de bir şey anlamayacaktım.

Cumartesi de Gizem'le buluşucaz, umarım yarın akşama kadar bari biraz olsun düzelirim.

Bu gidişle Pazartesi kontrolde efsane bir kilo vermiş olarak çıkabilirim -_-

Friday, February 13, 2015

Film izledik: İçimdeki Ses

Turkcell'in bir alana bir bilet bedava işi devam ettikçe sinemaya gideceğiz sanırım. Daha yeni başladık sinema serüvenimize ama olsun. Bundan sonra neredeyse her hafta gitme planımız var.

Normalde sinemaya gidemeyen bir insanım, çünkü uzun süre oturmaktan sıkılıyorum! Evet tek sebebim bu. O yüzden hatta bir daha Interstellar gibi asırlar süren filmlere girmemeye karar verdik. Bu biri bedava meselesi sayesinde de filmi sevmezsek bile "amaan az para verdik zaten izleyelim" diyebiliyoruz.

Gelelim İçimdeki Ses'e. Film ilk bakışta saçma gibi. Feci şekilde güzel, zengin ve seksi bir kız, tipsiz (valla ben demiyorum Engin Günaydın kendi böyle diyor) bir yazara aşık oluyor. Höff ne kadar da yaratıcı! denebilir. Ama filmde öyle ufak ayrıntılar var ki sıradan bir olaymış gibi gelmeye başlıyor. Yaşadığı evin doğallığı, hareketlerinin, konuşmalarının doğallığı benim hoşuma gitti.

Esas kızı salak ve beceriksiz göstermedikleri için hoşuma gitti. Kim bilir belki Engin Günaydın gerçekten öyle bir kızla tanışmıştır? :)



Filmin gereksiz karakteri bence Ersin Korkut ile yancısıydı. Hiçbir anlamları yok, öyküye katkıları yok, öyle boş kalmasın diye takılmışlar.

Çok ayrıntılı yazıp spoiler vermek istemiyorum. Kısaca öyle delicesine güleceksiniz falan demiyorum. Engin Günaydın'ın her zamanki tarzı - ki ben de bunu seviyorum zaten - sıradan olayları ele alıyor. Öyle vıcık vıcık duygusallık yok, absürd durumlarla güldürme yok. Basit, sade ve güzel.

--bir nevi spoiler--

Ayşıl konuşurken Selim'in iç sesi konuşmaya başlar "ne anlatıyor ki bu? gözleri/dudakları çok güzel" diye kendi içinde bir diyaloğa girer.

Anıl: Bak bu bile gerçekçi, çünkü senle ilk tanıştığımızda sen konuşurken ben de böyle düşünüyordum :)

--bir nevi spoiler--

Tuesday, February 10, 2015

Kar yağıyor ama benim aklım yazda

Başlıktaki cümle şu anki ruh halimi özetliyor. Kar yağıyor, sabah işe zor yetişmişim, her yer trafik.

Ama aklımda yazın ne giysem, nerelere gitsem, bisiklet alsam mı gibi sorular.

Yazın insanın gidecek yerinin olması değişikmiş, eskiden yazın kıştan hiçbir farkı yoktu benim için. Şimdi yaz gelsin, cumartesi sabah 9'da Kadıköy'den motora binip yarı uyur vaziyette ineyim Çınarcık'ta; koşa koşa eve gideyim, balkonda kahvaltı edelim falan istiyorum.

Geçen yaz çok az gidebildiğim için kimseyle de tanışamadım doğru dürüst. Bu sene gidip ben de İpek'lerle sabaha kadar vampir oynamak istiyorum!

Anıl Yalova'da olursa akşam arabayı kapıp 3 liraya sinemaya gidelim istiyorum. Canımız sıkılırsa da birinden çıkıp başkasına gireriz.

Aklımda böyle şeyler işte. Hiç kar modunda değilim.

Dün akşam İçimdeki Ses filmini izledik, güzeldi, ama sonra anlatırım. Şimdi azcık daha yazı düşüneyim ben.

Bu arada içtiğim bira değildi. O sıra elim ayağım iltihap yüzünden tutmuyordu - antibiyotik kullanıyordum. İçtiğim de icetea mango. Son zamanlarımızın favorisi. Hoş 6 aydır içmedim şekerli diye ama olsun.