Monday, May 27, 2013

Yine online alışveriş! - Butigo -

Bir dönem olsun, o zaman yeni bir ürüne vurulup bir hafta alsam mı almasam mı diye düşünmeyim. -imkansız-

Her yerden fırtlayan adwords reklamları yüzünden girip Butigo'ya bakayım dedim. İlginç bir tarzları var. Birkaç soru soruyorlar, ona göre kişinin beğenebileceği ürünler sıralanıyor. Tabi Butigo yüz yıldır yayında olduğundan çoğunuz bunu biliyorsunuzdur zaten.

Şu ayakkabılara vuruldum. İçlerinden hangisini seçsem diye 2 haftadır bakıyorum desem?



Beni tek sinir eden şey ayakkabıların hiçbirinin gerçek deri olmaması. Hepsi suni. Ben ise kapalı ayakkabıyı gerçek deri olmadığı sürece giyemiyorum. Deri ayağın şeklini alarak rahat ettiriyor, ama suni deride tabi ayak kalıbın içine sıkışmış gibi oluyor. Sırf bu yüzden bile 3. ayakkabı elendi. 

İkincisinde hala gözüm var, ama ilk beğendiğim sulphur'u (ilk fotoğraf) almaya karar verdim. Dün siparişimi de verdim. Ama henüz kargolandı gibi bir mail gelmedi. Beklemedeyim şu anda.

Aslında deri ayakkabı konusunda NR39 oldukça güzel. Biraz abik gubik modeller var ama en azından hepsi deri. En büyük sorunu ise "bir ayakkabı 250 lira arkadaşım, hepsini nasıl alcam onların?"

Fiyat ve çeşit konusunda Butigo'yu sevdim. Deri olsa daha çok severdim. Performansını ise Sulphur'üm geldiğinde görücez :D



Sunday, May 26, 2013

Fallara tepki olarak yaşamak?!

Sanırım benim şu anki halimi en iyi özetleyen başlık bu olur.

Tam kaderci sayılmam; tercihlerin insanların hayatında asıl etkili olan şey olduğunu düşünüyorum. İstemezsem olmamasını seçebileceğim şeyler de var.

En basiti, çevirmen olarak hayatıma devam etmek istemiyorum dedim. Etmiyorum.

Ben bu insanla bir ömür geçiremem dedim. Geçirmiyorum.

Uyuz ve ancak yıllar sonra farkına varabildiğim haşimatoya rağmen incelticem bu tombilik vücudu dedim. İnceldi ve devam ediyor.

Ancak istisnasız herkes bir konuda çok büyük konuştuğumu söylüyor. Ayrıca da o dediğimin tersini yapacağımı.

İşte o yüzden buraya yazıyorum. Olur da bir gün herkesin dediği şey çıkarsa, karşıma gelirse bu şey, bu yazdıklarımı hatırlayayım.

İçimde bir parça da olsa bunun gerçekleşmesini isteyen, bilinçaltımı kirleten, bilincimin çok mantıklı açıklamaları var neden olmaması gerektiğine dair.

O yüzdendir ki, herkesin dediğinin tersini yapacağım.

29.04.2014 editi: Seviyorum kendimi 8-) beklentileri boşa çıkarttım, kendi bildiğimden şaşmadım. Çok da mutluyum 8-)

btw: Cuma gecesi Kenan Doğulu konserindeydik YTÜ'de. Çok klasik ancak yine Deniz ile bu şarkı sana/bana söylensin oyununu yaptık (yapmazsak konserin ne anlamı var?)


Bu bilgilere göre: bir zahmet şu şarkıyı bana kim söylüyorsa bir an önce ortaya çıkabilir mi? 





ekstra not: Sevgili YTÜ öğrencileri! Sahneden inen şarkıcıyı bis'e çağırmamak nasıl bir angutluktur? Adam kendi kendine bis yaptı lan?! Ama iyi oldu sayenizde en öne geçebildik :D

Tuesday, May 21, 2013

I'm in lo-o-o-o-ve!



Bu aralar çok fena takıldım ben bu şarkıya. Dinledim mi sanki gerçekten bu aralar aşık olmuşum da bulutlarda geziyormuşum etkisi yaratıyor.

Bugün karar verdim ki; bugünden sonra yeni maceralara hazırım! Öncesinde böyle bir fikrim yoktu nedense.

Bu cuma bir senenin ardından ilk defa Yıldız Teknik Davutpaşa kampüsüne gidicem. Ama maksat lanet olası iş değil; Kenan Doğulu konseri! Bahar etkisi işte, dağıtmak istiyor insan.

Boşver hepsini de, şarkı gerçekten çok etkileyici! :D

Saturday, May 11, 2013

-di aslında

Bu adam bu kadar hüzünlü şarkı yapıyor muymuş ki? En çok da dümdüz söylemesini seviyorum söyleyeceklerini. Arada edebiyat yapma çabası yok. Dümdüz.


Sunday, May 5, 2013

Lens Kullanımı Hakkında Bilinen ama Göz Ardı Edilen 5 Madde

Artık gözü bozuk olanların %90'ı lens kullanıyor. İşte bunların yarısının hijyenin h'sinden anlamaması yüzünden yıllarca lens kullanamadım ben. Her girişimimde annem "gözün mikrop kaparsa ya? zaten hassas!" diye endişe edip engel oluyordu.

Ben nereden bileyim insanların gözlerine lens takmayı oje sürmekle bir tuttuğunu?

Kalkıp lens kabındaki solüsyonu günlerce değiştirmeyenler mi ararsın yoksa günlerce lensi çıkarmadan yaşayan mı, ya da aylık lensi bir buçuk ay kullanıp böbürlenen mi?

Madde 1: Lens takıp çıkartma işlemi öncesi eller yıkanır ve kurulanır. Evet evde oturuyor olsanız bile "aman canım ne mikrobu olacak evde" demeden yıkanacak o eller.

Madde 2: Lens kabındaki solüsyon her seferinde değiştirilir. O solüsyonun amacı lens üzerindeki mikropları ve bakterileri temizlemek. Zaten bir kere lens temizlemiş kuş kadar sıvı içindeki bakteri miktarını tahmin edersiniz.

Madde 3: Tasarruf yapıcam diye azıcık solüsyon kullanmayın. Lens tamamen içinde olacak o solüsyonun.

Madde 4: Gece yatmayın gözünüzde şunlarla. Gözümüzün saydam tabakası çok değerli, lens de bunun ağzına eden bir yabancı madde. Hele de gözün -ne kadar tersi düşünülse de- en aktif olduğu uyku sırasında saydam tabakayı inceltmesi daha olası. REM (rapid eye movement - hızlı göz hareketi) uykusu, yani en derin uykumuz sırasında, gözbebeğimiz deli gibi hareket eder. Bu arada lensin olması hoş olmaz.

Madde 5: Lens aylıksa aylık kullanılır, günlükse günlük. Aylık lensi iki ay kullanmak matah bir şey değil. Sana bir şey de katmaz zaten 10-20 liradan başka. Götürüsü daha fazla bile olabilir. Tamam tam bir ay kullan diye bir kural da yok ancak zaten bir süre sonra esnekliğini kaybetmeye başlıyor lens. Bende bazen bu 3 haftada da olabiliyor. O zaman gözüme eziyet edeceğime değiştiriyorum. 

Makyajı bile türlü çileyle yapacak kadar hassas gözlerim, şu üstteki uygulama sayesinde bir kere bile rahatsız olmadı lensten. Ben yazayım da yine uygulaması sizden.

Friday, May 3, 2013

Ben? Futbol? Hele yorumlamak?

"Ne haddime canım" demeyeceğim. Az çok anlarım futboldan. Tabi evde fanatik GS'li dede, babane & baba ile yaşamak, üzerine anneannenin de fanatik GS'li olması sonucu istesen de istemesen de öğreniyorsun futbolu.

Dün akşam zaten sinirlerim kendiliğinden bozuktu. Bir de maç izleyerek bozmak istemedim. Bir yanım Fb kazansın tur atlasın istiyor, bir yanım da "ulan bunlar kesin aheste aheste oynayacaklar" diyordum. Haklı da çıktım işin kötüsü. Fb'deki eksiklik bariz, heyecan yok adamlarda. Kendilerini "biz iyi bir takımız gençler" diye kandırıyorlar. Bebişim dünyanın en iyi futbolcularını da alsan bu bir takım oyunu. Heyecan yaratacaksın, hayal kurduracaksın. "Uefa kupasını alıcaz bu sene!" ifadesi futbolcunun gözlerinden okunacak. Biz buna iş dünyasında çalışanları motive etmek diyoruz.

Hayır sonra "Gs de bi uefa kazandı kırk yıldır anlatıyor" oluyor. Katılıyorum kesinlikle ama bir yandan da m insanlar hala "biz onu alabiliriz" algısı yaratıyorlar ki bu da bim'in "en ucuz bim'dir" algısı yaratması gibi bir şey. En ucuz o olmasa da oymuş gibi hissediyor insanlar. Son Real Madrid maçında "lan bunlar bize kaç tane atar kim bilir, izlemicem ben gidiyorum odama" dediğimde bile son anda "lan yoksa? aha elicez galiba bunları!" heyecanı yaşatmasını başarmak da büyük bir iş.

Bu arada bir şey fark ettim ki Sow'a youtube'dan çok fazla "ilginç goller" videosu izletmişler. Çocuğum kalecinin arkasından koştu tüm maç belki topu elinden kaçırır da ben atarım diye. Rastlantı bunlar Sow'cuğum, kaleci salak değildir heralde topu senin ayağına verecek kadar.

Bizimkiler tırt toptan da, Real Madrid vs Dortmund maçı gayet ilginçti. Yıllar sonra keyifle izlediğim maçlardan biri oldu. Alman hayvanlığına bir örnek gördük resmen, adamlar sanki bizim zırhlı polisler - real de 1 mayıs'ta yürüyüş yapmaya çalışan işçilerdi. 

 0:26'daki kaleci golcüye gerek kalmaksızın salaklığını göstermiş.
Sow'un arkasında koştuğu ise 0:47 gibi bir durumdu. Bu seferlik olmadı diyoruz.