Saturday, December 24, 2011

Neden böyle yaptın be Hayrullah?

Başlık, Deniz'in bana baktığı faldan. Falı açıp, bu ara içinden böyle şeyler geçiyor dedi. Hani "Niye böyle yaptın be Muhsin? Ne gereği vardı?" diyorsun dedi. tehey. Hoşuma gitti ifade :)

Yani insanın bazen nerden buluyor bu şarkılar beni lan!? diye isyan edesi geliyor. Çay içmeye gidicem şimdi ama gitmeden yazayım dedim. Bülent Ersoy dinleyen bir insan değilim. Ama bu nasıl şarkı? Hani şarkıyı kelimesi kelimesine yaşamış olmanın dışında o nakarat nasıl bitiriyor beni anlatamam. Zaten Tarkan'ın hastasıyım ama Bülent'çim böğürerek duygularıma tercüman olduktan sonra onun sesi duyuluyor ya işte. Neyse dinleyin dinlemediyseniz.



Zaten bilinçaltımla bu ara küsüz. Abidik gubidik şeyler gösteriyor rüyalarımda. Mesela geçen güvercin gördüm elime konan. Şimdi onun tabirine bakınca, insan olur olmaz ümitlenecek gibi oluyor. Gerzek bilinçaltı, ne gösteriyosun böyle şeyler. Niye bütün dileklerim tutacak, dualarım kabul olacak diye çıkıyor ki? Belli ki çıkmayacak. Boşuna saliselik umutlar yaşıyorum. Küstüm.

Thursday, December 22, 2011

Put your hands uppp!!

Gün geçimiyor ki, ruh halime uygun bir şarkıyı hatırlamayım. Bu blog da iyice günlük formundan çıkıp video paylaşım bloguna dönüyor. Neyse işte.

İlk çıktığı zamanlardan beri dinliyorum Adele'i ama son zamanlarda pek popüler oldu. Hatta bir ara bu şarkıyı hatta bu versiyonu anlayan anlamayan herkes paylaştı FB ve twitter'da. Hoş kimsenin anlamasına gerek yok, kadın sesiyle anlatıyor her bir şeyi.

Bazen saçma sapan bir insan size başka birini hatırlatır mı bilmem ama ben biraz bu konularda takıntılı olabiliyorum. Bugün oturup, tamam lan az güleyim diye bir stand up'ı açtım. Hayır adam benziyor da hakkaten, beni takıntımla ilgisiz biçimde. Elleri, gözleri falan. Belki de benim uydurmamdır tabi bilemem. İşte o noktada giriyor bu şarkı "Never mind I'll find someone like you, I wish nothing but the best for you" diye.



Şarkı bittiğinde tekrar Craig'i (Doctor Who'daki karakterinin adı Craig'di gerçek ismini bilmiyorum, tombik sarışın sevimli tip işte) görünce; ne bulcam lan senin gibisini Craig, Doctor 10, Doctor 11 varken bebeğim yeaaa diye geçiyoruz:



İşte böyle enteresan ruhsal değişimler içindeyim. En azından latin dansı kursuna yazıldım. Latin dansı diyorum ama sadece salsa ve bachata dahilmiş, diyecektim hani chacha hani diğerleri?! Bir de utanmadan komut veriyormuşum dansta erkek gibi. Pratik derslerine gidip normal insanlarla dans edeyim, yoksa cidden maskülen bir tavır takıncam dansta. Bir tane erkek de düzgün dans etse ihtiyaç kalmaz da, odun gibi dans edenlerle nereye kadar?!

Tuesday, December 20, 2011

The man - John Barrowman

Ahahaha hafiften kelime oyunu da yaptım my dear. Nasıl bir adamsın sen öyle?! diye başlamak istiyorum. Şu fani dünyada beğendiğim ve eşcinsel olmayan tek adam David Tennant olsa da onu da o kadar da çok sevmiyorum açıkçası. Bir Freddie, bir Zeki, bir John değil gözümde. Neyse, J. Barrowman'a geri dönelim.

Birincisi, adam Doctor Who'da oynuyor. Ayrıca en sevdiğim şarkılardan birini süper bir biçimde yorumluyor:



Ve feminen ötesi bir şarkıda, maskülen bir performans sergilemeyi başarıyor:



AYRICA: Burdan çıkarılacak sonuç, oynak insanlardan hoşlandığım olabilir mi? I like dancing my dear.

Monday, December 19, 2011

Ahoy!

Bu akşam anladım ki, hayatıma yeni birinin girmesine hiç hazır değilim.

'Cuz I am still in love.

Saturday, December 17, 2011

Yes, I still love you.

Neredeyse 1 sene olacak 1 ay daha beklersem. Vay be.

Last christmas, I gave you my heart
But very next day, you gave it away.

diyebilirim.



Ancak aynı zamanda da diyebilirim ki:

Friday, December 16, 2011

La-lala-la-la

Naber?

Ben iyi değilim pek cınım. Neden dersen şu şu diyemem. Değilim işte.

İşe başlıyorum yeni yılda, ama inan ki içimden gelmiyor. Ömrümün sonuna kadar bir yerde kapanıp yaşayabilirim. Her şeyi yapmışım ve bitirmişim gibi bir bıkkınlık. Halbuki yapmadım, valla yapmadım ya. Mesela tiyatro yapmak isterim, ya da en azından izlemek. Ama ikisini de pek yaptım sayılmaz. Ama yapsam ne hissedeceğimi biliyorum ve gereksiz buluyorum.

Bu derece bunalıma girebilmemi sağlayan insanlara buradan teşekkür etmeliyim, görmeseler, duymasalar da. Bu noktaya gelebileceğimi bilmiyordum gerçekten. Hani öyle bir nokta ki, benim gibi bunalıma katlanamayan kişi bile kendini kurtaramıyor! Dansa gidiyorum, zaten yaptığım bildiğim şeylermiş gibi geliyor. Geziyorum, hiçbiri beni şaşırtmıyor. Böyle bir dünyada tutunabileceğin belki tek şey birinin seni sevmesi olabilir... ahahaha dvjml bebeğim şaka mı yapıyosun? O benim yapamadığım birinci şey. Kendimi sevdirememek konusunda çok başarılıyım. Halbuki hoş bi insanım, cidden. Ama bu ara gülümseme fonksiyonumu kaybetmiş olabilirim. Yaklaşık 6 aydır içimde tuttuğum ağlama hissinden kurtulamadım gitti. Bir insan olanları, hatalarını, ne bileyim başarısızlıklarını unutup gitmeli. Kendi prensiplerime karşı gelip unutmuyorum. Ara ara gelen sinir, kızgınlık, öfke, ve buna bağlı belki de sevgi duyguları ile

Neyse ya, konuşmamak daha güzel bu konularda. Sheldon Cooper'ı anlayabiliyorum. Ama onun kadar zeki değilim. Duygusal özellikleri kaldırıp bi kenara koymak güzel olabilirdi. Eğer onun yerine koyabilecek zekam olsaydı. Bilim dünyasına katkıda bulunan bir insan olabilirdim.

Bu arada Sheldon tipsizini eve kapatıp beslemek istiyorum. Bazinga!

Wednesday, December 7, 2011

Starbucks çok kötü, diğ mii?

burda 15 liraya kahve satıldığını sananlar var ve ben bu insanların meraksızlığına şaşırıyorum. bu kadar eleştiriyorsun, bir şey alma ama bir bak kaç para bu meretler.

ben söyleyim; tea latte denen baharatlı çay'ın küçük boyu (350 ml) 5 ya da 5.50 olmalı. espresso içmediğimden ne kadar bilmiyorum. diğer kahve karışımları (mocha, latte falan) 6.50 8.50 arasında.

buna karşın en basitinden kadıköy'de dandik bir cafe'ye gitsem bir küçük fincan nescafe'ye 4.50-5 tl arasında istiyorlar ve etrafta sürekli dolaşan adamlar oluyor "bir şey al ya da kahven bittiyse defol git" gözüyle bakan. deliriyorum resmen. daha kahvem bitmemiş bile, yarısına gelmişim "alayım" diye hamle yapıyorlar. bir de dumtıs müzik var tabi. hele wi-fi'larını kullanırsan daha fazla harcamalısın!

o yüzden kimse bana kalkıp "starbaks pahalı, insanlar egolarını tatmin ediyor ordaa" diye gelmesin. yönetim bilimlerinden, felsefeden, bıdı bıdıdan anlamam. ama biri "insanlar starbaksa gidip hava atıyor yeaa" derse, hem o kişi salaktır hem de hava attığını sanan. ortalama 6 liraya istediğin kahveyi içiyorsun, yani bir nevi kahve dünyasının BİM'i. hem de o fiyata 10 yaşındaki kardeşim bile gidip istediği siparişi verebiliyor, çalışanlar ilgileniyor "çok sıcak olmasın" dediğinde hıhı diye geçiştirilmiyor. bim'e gidip hava atan veya bim'e gidenleri hava atıyor sanan varsa burası da hava atılacak bir yerdir.

he gidersin house cafe'ye, kitchenette'ye falan hava atarsın anlarım. anlarım ve gerizekalı der geçerim.

not: her gün starbaksta yaşayan bir insan değilim, gitmezsem umrumda da olmaz. çünkü bizzat evimde bütün o kahveleri ve fazlasını yapabiliyorum. ama fakir edebiyatından nefret ederim.

Tuesday, December 6, 2011

Zeki'm

Zeki'm derken saygısızlık yaptığımı düşünüyorum bazen. Ama elimde değil. Zeki Müren desem herhangi biri gibi oluyor. O benim, öyle kabul ettim ben.

Aynı burcu taşıdığım, ne anlattığını ne demek istediğini o söyledikten yıllar sonra anladığım, bugün doğum günü olan kişi.






Sunday, December 4, 2011

Ne önemi var?

İnsanlar birbirlerine duygularını söylemekten çekiniyorlar genellikle. O çekinme kısmını atlatıp söylediklerinde ise karşısındaki kişi bunu "kaldıramayıp" kaçıyor.

Böyle bir dünyada yaşamanın anlamı ne diye düşünüyorum bazen. Gerçekten bilemiyorum, belki de aşırı derecede sanatçı ruhluyum, bu konularda çok hassasım ama beceriksizim ve hiçbir şey yaratamıyorum. O yüzden böyle mal mal konuşuyor da olabilirim.

Bu şarkıda anlatılanları birer birer yaşıyorsun ama hissettiğin kişiye anlatmaman gerekiyor, çünkü genel toplum normlarına göre "sevgiliyi şımartmamak gerek", hayır ben normlara uymuyorum arkadaşım dersen de popona tekmeyi yiyorsun çünkü artık duygularını açık ettiğine göre tamamen değersiz bir varlıksın. Bir önemin kalmadı bebeğim, güle güle.

Böyle bir dünyada yaşamak zorundayım, ama mümkünse kimseye karşı bu şarkıdaki duyguları hissetmeyim. Bu şarkıyı da sadece sanatsal mükemmelliği için dinleyim.



Friday, December 2, 2011

When I came to Spain and I saw people partying...


I thought to myself, what the fuck?!

Naber?

Bugün hiçbir şey ama hiçbir şey moralimi bozamadı bebeğim. Neden? Çünkü doğumgünümü çok hoş bir şekilde geçirdim.

Tamam sabah erken uyanmadım. Zaten uyanmak için bir sebebim yoktu. Ailecek kahvaltının ardından pinekleme modunda bikaç saat geçirdim. Sonra 5'te çıkıp Bağ'dan kendi pastamı almaya gittim.

Yol üzerinde DansKeyfi de var hazır, dedim hadi Dilek kendine hediye olsun. Sosyal Latin Dansı kursuna yazıldım :D Allahımmm, yer acayip güzel. Bayıldımm. 12 Aralık bir an önce gelsin diye bekliyorum.

Sonra Bağ'dan tam kendime göre muzlu, krokanlı ve beyaz çikolatalı pasta aldım. Üstüne ise pastacının tavsiyesiyle "İyi ki doğdum" yazdırdım. Lay lay lom diye döndüm eve :D

Akşam sıradan doğumgünü kutlaması işte. Ama teyzem'in hediyesine bayıldım! Kar tanesi şeklinde kolye almış. Hem sitrin, hem de ametistler var üzerinde. Ayrıca Yunanistan'da yazdırdığım Yunan harfleri ile "Dilek" kolyesini (Ντιλεκ) gümüşten yaptırmaya karar verdim.

Şimdi uyumam lazım. Yarınki iş görüşmem umarım iyi geçer moçi. Hadi iyi geceler :)