Sunday, November 27, 2011

Not to love you

Çok ilginç bir hafta sonu geçirdim bebeğim. Reformsal oldu diyebiliriz.

Öncelikle Cumartesi'ye yeni bir televizyon aldığımızı öğrenerek başladım. Babam kuzenim ve kardeşimle sabahın köründe gidip almış. Ben uyandığımda kurulum bile yapılmıştı. Şu an tepemde (yatağımın yanında) diğerine nazaran eski dev kadar lcd duruyor. Ayağıma düşebilir olması ihtimali beni korkutmuyor değil.

Sonrasında kardeşimle, cumartesi akşamı yapılacak olan "geleneksel dilokh & fufu doğumgünü şenlikleri"nde giyilmek üzere elbise bakmaya gittik. İlginç bir şey oldu, LCW'den değil Koton'dan buldum elbisemi. Üstelik dantelli mantelli bişeydi. Pek seksi(!) ama ben üzerimde öyle bulmadım. 40 yılda bir çıkıyoruz lan süsleneyim bari diyerek, hiç yapmadığım kadar makyaj yaptım. Gece gezerken anladığım şu ki, benim "hiç yapmadığım kadar makyajım" sıradan insanların gece değil işe giderken falan kullandıkları miktar. Sönük kaldım resmen. Halbuki simli eyeliner bile sürmüştüm ben!

Malum bu seneki konseptimiz Latin. Önce Meksika restoranına gittik yemeğe. Bizimkiler toplaşmış, assolist olarak teşrif ettim. Niye geç kaldın? sorusunun cevabını "Beybiys, sizler için süslendim (H)" diyerek verdim. Ben otururken ortada fısıldaşmalar döndü. Hayırdır gene ne var diye düşünmeden edemedim.

Son mevzulardan sonra birileriyle tanışmaktan hoşlanmıyorum. O kesin. Sürekli bahsettikleri bi vatandaş vardı. Ben de bu tarz şeylere girmektense evde çeviri yapıp popomu havaalanına dönüştürmeyi yeğleyeceğimden bahsediyordum. (Bu konuda kesinlikle haklıyım tabi.) Öğrendim ki bu arkadaşı da çağırmışlar, bir de üzerine gelmiş kendisi. Algılayamadığım nokta şu, umarım biriyle tanıştırcaz diye çağırmamışlardır. Hayır ben de artık gruba eklenen her yeni insana öyle bakmak zorunda bırakılıyorum. Resmen aralarında tek yalnız benim:D

Beni aldı mı stres. Almaması mümkün değil, çünkü o akşam süper yemek yiyip ardından küba bara gidip manyak gibi dans etmekti hayalim. Suya düştü lan, öyle böyle değil. Sebebi etrafta biri var diye değil.

Çocukcağız işten çıkıp gelmiş. Yastık versek bi tane uyuyacak kafayı masaya koyup. He bir de alışkınım tabi fırlama insanlara, çekingen olunca karşımdaki benim şalterler atıyor. Kafasına vurup gül, sohbet et be! diyesim geliyor. Yemekte çok sorun olmadı, zaten benim laf atmam dışında konuşmadık. Ama iş küba bar'a gitmeye gelince... Yarabbim, durum üç nokta kullanmamı gerektircek kadar kötüydü.

Zorla kolundan tutup getirmiş gibiydik. Tanımıyorum zaten ama doğumgününün yarı sahibiyim orda. Oynuyoruz ediyoruz kendi çapımızda, o köşede dikilmiş duruyor. Etrafa baktığı yok, arada telefonuyla oynuyor falan. Bana fenalıklar bastı. Yürüyün gidelim bir pasif agresifle karşı karşıyayız biraz daha durursak hepimizi vuracak bu diyesim geldi. Uykusu varmış, yorgunmuş da ondan öyleymiş. Ama ben gerildim. İnsanlara istemedikleri bir şeyi yaptırdığımı görmek beni mahvediyor resmen, tanısam da tanımasam da. Bu aşırı-empatiyi napcaz bilmiyorum.

Ordan erken çıkmak zorunda kaldık hoş da, öncesinde İspanyol amcanın tekinin asılma girişimleri ile uğraştım. Ben asıldığını anlamadım çıkana kadar, kendisini manyak sanmıştım ben daha çok. Kafamı çevirdiğim her alanda dans etti adam. Ve öyle bir dans ki, abidik gubidik ayak hareketleri falan. Bir ara depresifleşip bir kenara oturayım dedim. Karşıma geçip dans etmeye kalktı, en son kafasına bira şişesini koyup dans etme girişimini gördüm ve kaçtım. Korkutucuydu.

Ve işte gecenin beni vuran noktasına geldik. Küba barı, latin müzikleri, herkes salsa falan yapıp takılıyor, doğum günüm. Bundan 6-7 ay önce bu gün için hayallerim çok farklıydı lan! "Lan" diyorum o kadar kötü bir durum. İster istemez aklına geliyor insanın, olsaydı şimdi böyle durmazdı, dans ederdik, çok eğlenirdim ya! diye ve bir an "öyle olsaydı" ekranı gözümün önüne geldi. Hani utanmasam sahneye oturup ağlayabilirdim bile. Öyle moralim bozuldu. Allah'ım sen beni odun olmayan ya da en azından odunluğu giderilebilir kişilerle karşılaştır dedim. Oynağım arkadaşım, evet oynayamadığım zaman üzülüyorum ben. Bu arada bardaki ablalar benden bile çirkindi. Nerden toplamışlarsa :D

Başta dedim ya, inşallah biriyle tanışcam diye gelmemiştir diye; çünkü öyle geldiyse aklından şunlar geçmiştir "Allam ya bunun için mi geldim ben, eve gidip uyuyaydım daha iyiydi, neyse erkenden eve dönmeye bakayım". Haberi yoksa en azından sadece ne kadar gıcık tipler olduğumuzu düşünmüştür.

Sonrasında kardeşim de dahil, herkes "sürekli bana bakışlarını yakaladıklarını" falan iddia etseler de (ben de yakaladım da insan insana bakar be, yeni gelmiş kimseyi tanımıyor bakcak tabi), ben öyle bir şey hissetmedim bebeğim. İnşallah dediğim gibi "birine bakmaya geldim" durumu değildir, o durumda çok sinir bir duruma düştüm demektir. Beğenmemesi normal de "uykusuz kaldım lan bu muydu" demiş olabilmesi kötü :D

not: sen bişe düşünmedin mi dersen günlükçüm; tipleri sebebiyle insanlara duygu geliştirme yeteneği yok bende. nötr düşünceler var kafamda. tek sorunum "görücü" gelmesi gibi birileriyle tanışmaktan hoşlanmıyor olmam. Bir de oldu da içinden "hoşmuş" dediyse de ettiğim danslardan sonra tiksinmiştir çocukcağız lan, o kadar dans dersi aldım ben nereye gitti onlar? Müzik kulağımı evde kesip gittim sanki, ritme uyamadım falan.

Bir de koşu bandını eve almaya karar verdim moçi. Spor salonu çok fazla sosyallik içeriyor. Bir de gereksiz masraf. Bir seferde 1500tl'ye koşu bandı, bisiklet, mat falan alarak kurtulmayı düşünüyorum. Çevirmen insanım, 2 saat çeviri 20 dk yürüyüş süper olur. Hedef 40 bedene geri dönmek (H)

Çok gevezelik ettim bebek; geceden bir fotoğraf sana hediye olsun, jr versiyonumla fotoğrafım:




Söylemeyi unuttuğum bir şey daha var:

Bir 8-9 ay önce, Şubat'ın başlarında işte, ömrümde görmediğim bir aşka sevgiye tutulmuş iken, sırf kendimi sakinleştirebilmem için başucuma Hey Jude'un sözlerini yazıp asmıştım. Hem de kenarını "midemdeki kelebekler"i temsilen kelebeklerle süsleyip. Biraz önce beni çok rahatsız ettiğini farkettim. Sırf duvarda iz kalacak diye çıkarmıyordum. Baktım duvarda zaten yeterince iz var. Amaaan çıkar bir de o iz olsun dedim içimden. Artık kağıdın boku çıkmıştı biraz. Habire kolum falan takılıyordu. Hoş şu an kendisini kucağımda tutuyorum.

Bir kopyası daha var bunun ve nerde bilmiyorum. Onu bulup atana kadar içim rahat etmeyecek sanırım. Bir de yine benzer zamanlarda yazıp eski bilgisayarımın bir köşesine attığım, Aylinin bana zorla 100 kere "x benim sevgilim diye yazcaksın!" ödevini silmem lazım. (yok lan değiliz daha, valla değiliz diye geziyodum da, ondan. Cidden değil gibiymişiz zaten niye kasmışsam:D)

Deniz'in dediği gibi; üstte yazdıklarımı azcık edebiyat bilen analiz edebilir :D

Thursday, November 24, 2011

Tuesday, November 15, 2011

Yeni Faforim!

"ayy pek sevmem ben pop müzik" diyen biri değilim, güzel ise her müziği severim. yerden yere vurarım ama serdar ortaç bile dinlerim yeri gelince. insan beyninin çöpe de ihtiyacı var. fazla güzel müzik dinlediğinde, fazla matematik çalışmış gibi oluyor. arada trafik, beden, iş eğitimi derslerine de ihtiyaç var işte. fakat fazlası zarar tabi.

hoş bu şarkıyı çöp kısmına koyamam. öyle güzel olmuş. zaten gökhan tepe'ye bir hayranlık geliştirmeye başladım son haftalarda. (kumral, yeşil gözlü birini bulmazsam gözüm açık gider mi diye düşünmüyor değilim bak) hele bu videoda ayrı bir güzel olmuş valla.

nasıl güzel söylemiş, nasıl güzel olmuş bu şarkı. hayatın için anlamlı olan şarkıyı dinlerken çok fena derecede komik bir şeyvarmış gibi gülmek/kahkaha atmak umarım sadece bana özgü değildir :D sözlerinin doğruluğu değil asıl beni yakalayan, o "yalaaaan olur ne söylesem yalan" kısmını öyle nağmeli okuyabilsem ne mutlu olurdum, o ihtimal işte :D



Bazinga!

Şimdi aklıma geldi. Bu çocuklar pek fantastik olabiliyorlar. Üç yüzyıl önce olan şeyleri hatırlıyorlar.

Geçen dedim ya arkadaşımı istemeye geldiler diye. Bir de yeğeni var kendisinin, yaş 8, kız. Benim zeka yaşım da ona yakın olduğundan iyi anlaşıyoruz çoğu zaman. Önbilgi olsun, uzuuunca zaman önce eski sevgililerden birinin fotoğrafını görmüştü bende (hoş beğenmemişti:D).

Merasimin ertesi günü arkadaşımdayız, bu sefer kahveleri kendimize yaptık oturuyoruz mutfakta. Benim pikaçu bilgisayarım yanımda tabi, bir yandan çeviriye devam. İstek üzerine de Zeki Müren açtık, kutsal trio "sohbet, kahve, zeki" eşliğinde keyif yapıyoruz.

O sıra benimki geldi yanıma, diyalog şöyle:

-eee seni ne zaman istemeye gelcekler?
+kim gelcek ki, benim sevgilim yok böbeğim.
-e vardı hani, "boşandınız" mı?
+he valla boşadım gitti. (bastırılmaya çalışılan kahkahalar arka fonda)
-hıı, ondan mı bu şarkıları dinliyosun?
+yok kız, ben zeki'ye aşığım.
-zeki kim?
+şarkıları söyleyen işte.
-evlencen mi onla?
+evlenemem ki, öldü :(
-aa öldü müü?
+evet sen doğmadan önce hem de.
-(kafası karıştı çocuğumun) e şimdi sen artık onun fotoğrafını taşımıyo musun?
+yok taşımıyorum.
-zeki'nin? onun var mı fotoğrafı cüzdanında?

yerim lan ben bunu. yanaklarını ısırasım geliyor böyle bilmiş olduklarında :D

işte bu da söz çikolatasından çıkan tül ve kurdelelerle beni şebeğe çevirdiği halim :D



Sunday, November 13, 2011

Kahve Master!

Bi kızımızı daha verdik pokemoncuklarım. Evlilik müessesesine karşı bir alerjim olsa da merasimlerini seviyorum. Hani bazen diyorum böyle kız isteme, söz bohçası, nişan, kına gecesi falan yapalım, ama sonunda evlenmek olmasın. Sırf evlenme işini de elin adamıyla kim uğraşcak lan düşüncesi ile istemiyorum. Fazla keyfime düşkünüm bu konuda, eğer öyle bir işe kalkarsam rahatım bozulacak çünkü herkesi mutlu etmeye çalışan saf mı dersin salak mı dersin insan olduğumdan "şirret gelin" veya "gözü açık gelin" değil, "vur kafasına al ekmeğini gelin" olur benden. Bunun anlamı benim keyfimin bozulması demek, bu da ruhen, doğuştan kendine şımarıklık yapan beni korkutan bir durum.

kendine şımarık
(sıfat)
1. etrafa değil ama şizofrenik belirtilerle kendi kendine şımarık olan (kimse). başkalarına şımarıklık yapamadıklarından, ama aynı zamanda şımarık olduklarından, insanlarla pek takılmaz, diğer insanları şımartırken rahatsız olur fakat aksini de yapamazlar.
2. manyak.

neyse işte, iki tarafı da tanıyınca ortada sıçan gibi oldum. hoş durumdu tabi :D sonrasında kendime uygun şeyi yaptım; arkadaşımın 8 yaşındaki yeğeni ile gelen çikolatanın tülünden kendimize duvak falan yapıp oynadık yan odada.

bir ara fotoğraf da koyarım belki :D