Thursday, July 31, 2014

Bu arada:

Şu şarkıyı dinlemenin en güzel yolu "bak sana bir şarkı dinleticem, her bir kelimesini sana söylüyorum, öyle düşün" diyip ona sarılırken dinleyebilmekmiş. Her ne kadar utanıp yüzüne bakamamış olsam da :)


hediye konusunda yaratıcıyımdır!

Ve bu konuda asla mütevazi olamam 8-)

Abartmayalım. Yaratıcıyımdır ama çok da değil. Araştırmacı kişiliğimin faydaları diyebiliriz buna.

Malumunuz hayatımın 3. yengeci olarak sıraya giren sevgilim (1. doğumgünü babamın, 2.si Ahmet'in, 3.'sü Anıl'ın - tarih sırasına göre) için doğumgünü hediyesi napsam napsam diye zaten az olan arkadaş sayımı sıfırlıyordum az kalsın. Çünkü iki ay öncesinden falan başladım araştırmaya.

Kendi kendime uydurduğum kriterlerim vardı. Kişisel bişi olsun mesela, ama içinde ben olmayım. Ne gerek var? Sonra öyle günlük bir şey de olmamalıydı. Yani sıradan bir şey olmasın. Ama her gün göz önünde olursa daha iyi olur. Neyse, düşün düşün çıkamadım ben işin içinden.

Biblonuzu yaptırın diyen de oldu, git istediği ne varsa onu al manyak mısın diyen de. Biz zaten birbirimizin istediğini normal günde de alıyoruz. Öyle bir ayrımımız olmadığı için özel olmazdı ki. Neyse işte.

Bu süre boyunca Anıl burda değildi. Hatta doğumgününde de değildi. Hatta şimdi de değil. Neyse. Bu konuya uyuz oluyorum. Neyse ki şimdi sadece tatilde, çalışmıyor.

Pinterest'te dolaşırken dur bakiim bi aratayım dedim ve personalized barware adı verilen mükemmel şeyi gördüm:


Ne var ki yaparım ben bunu dedim. Tasarım aşamasında sıkıntı yoktu. Boşuna mı reklamcıyız şurda. Oturdum yarım günde tasarladım.



Sıra geldi cam bardak üzerine lazer baskı kısmına. Yurtdışında çok yaygın biçimde yapılmasına rağmen Türkiye'de ya da en azından İstanbul'da bu mereti yapan yer yok. En az 20-25 yeri aradım. "hımm 1000 adet aşağısına çalışmıyoruz hanfendi" laflarından bıktım. En sonunda bir yer buldum hem de Fulya'ların evinin yan sokağında hemen! Daha önce bardak üzerine yazı çalışmışlar ama resim çalışmamışlardı. Deneyelim dediler. O sırada ben yine umudu kestim ve cam boyası alıp deseni çizsem mi diye planlar yapmaya başladım.

Deli misin kahve arması yap kahve takımına dönüştür diyenler olsa da insan sevgilisini tanımaz mı? Kahve mi bira mı desem düşünmeden bira der. Ben de öyle :)

Neyse ki Canegem'den mail geldi. Kupaya denemişler, olmuş. Bardakları alıp gittim bir gün. O kadar iyi ilgilendiler ki anlatamam. Özellikle Teslime Hanım'ın bu hediyenin yapımındaki çabası bir hayli fazla :)

Sonunda bardaklarım ve altlıklarım oldu. Aslında ahşap istiyordum da işte bulamadım. Tahta kutusunu yaptırayım dedim başta. Sonra eve götüremem veya dışarda verirsem nasıl taşicaz adamın kargo gönderebileceğim bir adresi var ama evde kimse yok derken o tahta kutu karton kutuya döndü.





Bira araştırmaları başladı bir yandan da. Sonunda migrosta birkaç değişik şey buldum. Sırf şişesi güzel diye bir sürü içkiyi saklayan adam bunu da sever herhalde dedim. Zaten bardak altlıkları özel ilgi alanına giriyor ama bardak konusu tamamen benim ilgi alanımdı.

Beklediğimden daha çok beğendi:) o beğenince ben daha çok mutlu oldum. Tahta altlıkları da gösterdim yaptıramadım böyle istiyordum diye. Beraber yaptırırız, ben bulurum sen yeter ki iste diyince daha da mutlu oldum. İlk hediye operasyonum başarı ile tamamlandı kısacası ^-^



Friday, July 25, 2014

'cause honestly you turned out to be the best thing i never had

Ben bu ne demek anlamıyordum. Ama biraz zor olsa da anlamış bulunuyorum. Bu aslında tam olarak bir kişiye değil de toptan tüm eski sevgililere yazılmış bir şarkı sanırım. "iyi ki de olmamışsınız, Allah korumuş beni" şarkısı bu :D




Wednesday, July 23, 2014

Çok yüzlü (iki yüzlü tabirinin yetmediği) bir ülkeyiz.

Dün akşam haberleri izlerken babama sordum. Eğer Filistin Müslüman bir ülke olmasaydı bu kadar haberlerde yer edinir miydi? dedim. Açık ve net "Hayır" dedi. Çünkü insanlara empoze edilen çocukların ölmesi değil. "Müslüman" çocukları nasıl öldürürler.

İftar dualarında bile zorda olan "müslüman kardeşlerimiz"in rahata kavuşması isteniyor televizyonlarda. Çocukken de sorardım dedeme. Neden sadece müslümanlar kurtulsun ki? Diğerleri de kurtulsun. Diğerleri de rahat etsin diye. Sen öyle dua et kızım derdi, bunlar şaklabanlık yapıyor.

İnsanlar ölürken yerimde duramıyorum bir şeyler yapmak istiyorum, yediğimden içtiğimden utanıyorum. Rahat rahat işime gelmekten, yaşamaktan dahi utanıyorum.

Ama size de kendi akrabası bile çıkabilecek çocukların ülkesinde, normalde toplumu korumakla görevli olması gereken kişiler tarafından dövülerek öldürülmesine "hak ettiler" diyebilen hatta daha beter yorumlar yapan; 13 yaşında çocuk kafasından vurulduğunda terörist ilan eden insanların, Filistin'deki çocukları kullanıp insancılık oynamaları adice gelmiyor mu?

Tuesday, July 15, 2014

Blogilates'e sarmış olabilirim

Cassey Ho da idolüm olmuş olabilir. Ama bir sor neden?

Hem güçlü hem feminen kadın tipini oldum olası seviyorum. Böyle çocukluktan gelen bir şey bu bendeki.

Kızlar bulmuş pop pilates başlangıç seviyesi takvimini. Zaten pilates'e başlayasım vardı, hatta pilates setimi sipariş bile etmiştim ki bunu gönderdiler. Ebru Şallı'ya mecbur bırakmadığı için beni bir kez daha seviyorum ben bu kadını.


Daha önce tariflerini falan izliyordum canım sıkıldıkça Cassey'in Youtube'da. Blogilates.com'a bir bakayım dedim. Veee beslenme planını gördüm. Dünden itibaren uygulamaya başladım. Aslında şunu bildikten sonra plana ihtiyaç yok ama ben sarsak bir insanım. Neyi bilmeliyiz:

- Bol su iç
- Sebze ve meyvelerle adeta birer sevgili ol
- Protein tüketimini arttır

Protein diye illa ki et yiyecek halimiz yok. Ben yumurta, süt ürünleri, baklagil vs daha çok yiyorum mesela. Neyse işte. Cassey'in yayınladığı beslenme planı ve benim çevirdiğim halleri şunlar:



Tuesday, July 8, 2014

Ben ne zaman iyileşicem?!

Hala sağ tarafımdaki iltihapla cebelleşiyorum. Sağ taraf derken sağ kulak, burun, boğaz üçgeni tamamen şiş. Bir antibiyotik evresinden geçmeme rağmen bir fark yok. Zaten şu dünyada antibiyotik kadar nefret ettiğim bir şey de yok. Bu arada klamoks hangi firmanın ise manyak gibi reklam yapıyor doktorlara herhalde ki hepsi onu veriyorlar. Ben kullanamadım, kollarım ve bacaklarımı kıpkırmızı yapınca doktor başka ilaç verdi. Belki ilaçtan bile değildi o kırmızılıklar çünkü dün akşam yine başladı!

Uzun uğraşlar sonucu Anıl'a beğenip aldığımız (rengi beni gıcık ediyor ama sevdim diyerek seçtiği) koşu ayakkabısı bende kaldı. Biraz daha kalırsa ellerimle götürme planlarım var. Yalova merkez ile gidecek yer arasında yarım saat varmış diyen kargo görevlisi kadına bakışım tam filmlikti. Sanki hiç gitmedik biz oraya di mi? Bütün kargo şubelerinde çalışanların iq'su 40 ve altı olacak diye bir kriter falan var herhalde. İstisnasız hepsiyle tartışıyor olmamın bir nedeni olmalı.

Çınarcık'a da güneş kremi alıp göndereyim dedim, aras kargo hala adres arıyor(!). Açık adresin neresini arıyorlar bir anlasam. Anladığım kadarıyla Yalova kargoları çalışmak istemiyor. 3 gündür hala şubede kargo. Bu sebeple i lav üsküdar. Nerden gelirse gelsin 1 günde kargo ulaşıyor. Bir de evde bulamayan kargocular paketleri babama götürüyorlar dükkana ki garip bir durum tabi.

Neyse doğum günü ayı ile ilgili olarak aksiyonların devam edecektir 8-)






Thursday, July 3, 2014

Doğumgünüleri dolu haftaya hoşgeldiniz :)

Benim doğumgünüm kışın en ortasında olduğu için yaz çocuklarına özenirim hep. O yüzden bol bol bahçede kutlama yapıyoruz. Hepsi de art arda geldiği için bu aralar pasta seçme konusunda uzmanlaştım sayılır.

Birincisi bağ pastanesi 3 senedir pasta çeşitlerini değiştirmedi. Artık alasım gelmiyor güzel olsa da. Çilekli beyaz çikolatalı, kestane püreli çikolatalı, fıstıklı çikolatalı, envai çeşit meyveli ve tahıllı falan filan. Ceviz ağacına dadandım bu nedenle. Ama onlar da pasta üzerine yazı yazarken kalem değil eski usul icing kullanıyorlar. Değişik bir şey yazdırmak istersen cozutuyor tabi. Bakınız:

Ceviz ağacının yazısı



Bu da bağ pastanesinin


Artık doğumgünleri için kendime gıda kalemi alcam. Hele pelit'e iyice uyuz oluyorum. Hazırlamışlar "iyi ki doğdun" "mutlu yıllar" "iyi ki varsın" diye birkaç seçenek, sadece arasından seçiyorsun. Pasta mesajı benim için önemli arkadaşım. Ufacık pastaya 50-60 lira alıyorsam üstüne istediğimi yazdırma hakkım vardır.

Annem, babam, ipek ve ahmet çınarcık'a göçtüler bu yazlık. Babam gelecek ama şu aralar değil. O yüzden bir başıma İstanbullardayım :( işin kötü tarafı ise Anıl'ın da Yalova'da olması haftaiçinde. Tsk resmen adamı göndermek için benim yalnız olduğum zaman dilimini özenle seçiyor. Ben çınarcık'a gittiğimde belki görüşürüz diye düşünürken saat 9.30'a kadar çalıştırmaları da artık benim kara bahtım kör talihim herhalde. 

Anladım ki bize öyle bir yerde 2-3 saat görüşmek yetmiyor. Şu an hafta bitse de cumartesi gelse de görüşsek diye deliriyorum. Bu adam bir de pilot olacak ben nasıl beklicem gittiğinde delirmeden merak etmiyor değilim :D Bir de kıskancım lanet olsun! Yok ondan bundan kıskanmak değil de, egzotik bir yere gidince "ben de görcektim yaaa!" diye sululuk yaparım. Geçen gün transformers'a gitmişler işten sonra, "ben onu seviyodum ya!" diye mızmızlandım yine. Şaşıyorum kendime bazen. Ben böyle manyak değildim.

Kıskanmak denince aklıma geldi. Ekşi duyuruda millet yazıyor ben de okuyorum vakit geçsin diye bazen. Gönül işleri kısmında öyle garip kıskançlıklar yazıyorlar ki bayılan stv spikeri tepkisi veresim geliyor. Neden watsaptan yazmadı bana diye kıza beni aldatıyorsun diyen manyaklar var. Hayat nasıl geçer öyle anlamıyorum? Bizim de ana iletişim aracımız watsap her günümüz insanı gibi. Eğer yazmamışsa uyumuştur, işi vardır, bir şey vardır yani. Ben hele bazen telefonu atıyorum bir yere, iki saat aklıma gelmiyor oyuna veya kitaba dalarsam eğer. Bir de gizli iş çevircek insan her türlü çevirir, senle konuşurken de çevirir. Böyle şeylerin (aramadı, yazmadı, konuşmadı, nereye gittiğini söylemedi) insanların hayatında baya baya önem taşımasına hayretler içinde bakıyorum. Hayretleri geçtim, ünlü "bi bok anlamadım" bakışımla bakıyorum.

Bir kere otururken Anıl sorduydu, ben sana nerdesin napıyosun diye sorma ihtiyacı hissetmiyorum, garip mi bu diye. Ben de biz böyle bir şeyi sorma ihtiyacı olmadan laf arasında konuşuyoruz zaten dedim. İlla gittiğin yeri söyleyeceksin dese inadına söylemezdim kendimi biliyorum. Ben sormam ama o da söylüyor zaten. Genelde sohbet içerisinde geçtiğinden sorma ihtiyacın kalmıyor. Konsept şu:

- ohh bugün erken bitti işimiz, yemeğe çıkıcaz şimdi sonra belki de sinema 8-)
+ gezin tabi ohh ben de capitol'de deli divane dolaşıp ahmet beye hediye arayım, ben yokken şiddet içeriklilere gidersin hatta :D
- vurdulu kırdılı yine tam senlik :)

-5 saat leytır-

- napıyosun bitti mi film? hangisine gittiniz merak ettim? oyuna dalmışım ben de :D uzun zaman sonra bu kadar çok ps oynadım beynim muhallebi gibi şu anda :D

- yarım saat leytır-

+ yok daha yeni çıktık :) transformers'ı izledik. sen ne oynadın? 

- bi yarım saat daha leytır -

- ben yine oyuna dalmışım yaa :D Assasin's creed 8-) ama ben transformers'ı seviyodum! neyse biz de evde godzilla izleriz 8-) 

bundan sonra anca sabah konuştuk mesela. duyuruda gözlemlediğim kadarıyla benim böyle bir durumda "kimlerle gidiyorsun sinemaya?" "ne işin var?" "hani benle gitcektin?" konseptli tripler atmam, onunsa "evde otururken o telefona nasıl bakılmıyor?" şeklinde tepki vermesi lazımdı. Sonra niye kanser olayları arttı. Oğlum manyak mısınız böyle manyakça düşüncelerle tabi ki kanser olursunuz, inme iner insana be. 

Üç gündür oku oku içim şişti. Daha bakmicam duyuruya falan. Millet kafayı yemiş!