Saturday, May 31, 2014

Kendini iğrenç hissedenler kulübü

En yakın arkadaşlarından birinin nikahına yabancı gibi gitmek, bunu gerektiren bir süreç olmadığı halde nasıl berbat hissettiren bir duyguymuş bugün özellikle daha fazla yaşıyorum.

Ben herhangi bir sevgilimden ayrılırken böyle iğrenç hissetmedim. Saçma sapan, iğrenç bir haldeyim.

En sevdiğim insanlardan biri için hiçbir değerim olmadığını öğrendim resmen. Ben kime anlattım dertlerimi, en saçma anlarımı kiminle paylaştım, kiminle gülüp ağladım, kimle lanet olası yunanistan'da deli gibi dolaştım, kimin evinde kaldım, daha milyonlarca soru sorabilirim. Onun için mutlu olmam gerekir, ne bileyim her şey çok farklı olabilirdi. Bugün sabahtan beraber eğlenerek çıkabilirdik evden de. Eve giden diğer "arkadaşları" gibi evden giden servisle de gidebilirdik nikaha. Fakat eve bile çağrılmadığım için sıradan, herhangi bir insanın nikahına gider gibi saatinde gittik, salona girdik, izledik, çıktık takımızı taktık ve döndük. 

Böyle gözükebilir ama ne yaşadığımı ben bilirim.

- Gizem ben çok kötüyüm. Elim ayağım titriyor.
+ Tamam Dilek bişi yok, sakin ol. Ama abi şu an yanında olmamız gerekmez miydi?
- Gerekmiyormuş demek ki.

Sakinleşmem için yapılanlardan; "Acımız büyük gözlüklerimizle pozumuz":


Hele çekildiğimiz fotoğraf? Gülmekten rahatsız olduğumu hissettiğim ilk fotoğraf oldu. Hatta şöyle diyeyim gülmek için bir hayli ÇABA sarf ettim. Neyse ki metanetli bir insanım.


Eve geldim, çeviri yapmam gerekiyordu. Evet en yakın arkadaşımın nikahının olduğu gün ben eve dönüp ÇEVİRİ YAPIYORUM. Müzik dinlerken şu çıkınca artık dayanamadım. Ben en yakın arkadaşımın evlendiği gün eve dönüp ağlıyorum, merhaba:

Thursday, May 29, 2014

Bundan istiyorum, aynısından!

Beyonce'nin en uyuz olduğum şarkısı olmasına rağmen, en güzel hali burada resmen. Başında ve sonunda kot ve beyaz üstle durduğu gibi durayım, daha fiziki açıdan bir beklentim kalmaz kendimden :)


Tuesday, May 27, 2014

Sağlıklı beslenme şeysileri falan

İğrenç bir espri ile başlayasım geldi "yeni brangelina mı olcaz ne" diyecektim başlıkta, insanlar görüp kaçar diye yazmadım. Ayıp.

Anıl haftada iki kilo veriyor olmamı kıskanmış olacak ki o da spora başladı 8-) yok be neyimi kıskansın benim. Ben daha maksimum 3 km yürürken o 10 km yürüyerek beni sinir krizine sokuyor anca.

Sanırım her şey fazla çikolatalı cumartesiden sonra gelişti. Ya birbirimizi gaza getiricez ya da yoldan çıkarıcaz. Yoldan çıkarılan halimiz hoş değil. Zaten çok deli yemek yemeyen iki insan berbat seçim yaparsa gider oh la la beatrice, cheesecake yer akşam yemeği niyetine. Şeker komasına 5 vardı. Zaman geçti oturduk Real Madrid vs. Atletico Madrid maçını izlerken benim yediğimiz çikolatalar yetmezmiş gibi yaptığım keki yedik. Getirdiğim kutuyu bitirmemiz sanırım 30 saniye falan sürmüştür.

şurda küçük bi not: şu anda aklıma geldi. maçı izlerken baya bildiğin amca muhabbeti yapmışım. "real'in kondisyonu çok iyi tabi, atletico dayanamadı uzatmalarda o tempoya, yorulunca hemen atağa başladılar" bu ne ya. kendime yabancılaştım şu an slfkdgjnb  :D

Şaka bir yana çok heveslendirdi beni onun da başlaması. myfitnesspal diye bir uygulama buldum, bayıldım. onu kullanıyoruz. ona 2000 kalori izin verirken bana 1200 vermesi metabolik kanunlara isyan etmeme neden oluyor tabi. yalnız türk kullanıcılar baya azimli, kısırın kalorisini bile eklemişler uygulamaya.

Sporda ağırlık çalışmalarına hız verdim, bir süredir bırakmıştım. kardiyo, zumba, yüzme vs takılıyordum. ama artık toparlanmam lazım biraz bu ara çok kilo verdim, sarkma olmasın. 

Giyecek pek kıyafetim kalmadı ve bu durumdan aşırı memnunum :D Yine de kıyafet almayı değil spor kıyafeti almayı planlıyorum. Çok tatlı şeyler var özellikle H&M'de ^-^ 25 tl'ye spor sütyeni satıyorlar, delirmiş bunlar!



Bu da çok güzeel :D



Sunday, May 4, 2014

Bu da kayıtlara geçsin

Hep güzel şeyler mi kayıtlara geçicek? Biraz da manyaklıklarım geçsin.



Dünya'nın en berbat sahili - Yenikapı
-Ölürseniz sizi bulmaları yıllar sürebilir-


Hayatımın en kötü migren atağını geçirdim cumartesi günü akşamüstü gibi. Her şey sanırım 1-2 dakikada oldu. Ataköy marina'da oturuyorduk ne güzel. Anıl hesabı ödemek için kalktı, geldiğinde nasıl değiştiysem artık "noldu sana?" diye şaştı kaldı. Yüzüm nasıl bir hal almıştı düşünemiyorum. Taksilere olan uyuzluğum yüzünden inat ettim taksiye de binmedim. Yenikapı'ya ulaşmaktı amaç, bir otobüse bindik. Dünkü şansıma da bütün otobüsler doluydu. Yanımda olmasa ben o gün napardım hiç bilmiyorum. Ezkaza başka bir yere gitmiş olsaydım ve tek başıma döneceğim bir yer olsaydı halim haraptı. Çünkü resmen ona tutunmuyor olsam düşer kalırdım. Baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, elimin ayağımın uyuşması aynı anda geldi. Hayatımda hiç böyle bir şey yaşamadım ben. Otobüste midem bulanmıştı ama elim ayağım tutuyordu. Ya da başımın döndüğü olsa da oturdum bir yere geçti gitti. Başım ağrısa da eve ulaşabilirdim. Hepsi bir anda gelince napacağımı şaşırdım, ayakta duracak halim kalmadı.

İnsanlar da tam bir mal. Ben birinin önümde öyle kıvrandığını görsem yer veririm. Yüzüme, dik dik gözüme bakıyorlar ve izliyorlar. İnsan ayırmayı sevmem ama maalesef semtten semte insanlar da değişiyor. İnkar edilemez artık bu benim için. Burada oldu ki iki saniye gözümü kapatsam yorgunluktan otobüste veya minibüste, en yaşlısından en gencine kadar millet seferber oluyor. Yorulup kapı önündeki merdivene oturduğumda "kızım iyi misin istersen gel buraya otur" diyen teyze bile gördüm ben. Bir de böyle gereksizler var işte.

Ya birine diyecektim yer isteyecektim. Anıl tabi o an daha mantıklı düşünebildiği için indik otobüsten. Bir durak kalmış meğerse ama lanet olası trafiğin tıkanası geldi. Öyle de lanet bir yer ki etrafta hiçbir şey yok. Biraz dinlendikten sonra kendime geldim, yürümek de iyi geldi sahilde. Kazlıçeşme sahilini de görmedim demem.

Buna rağmen, yine de çok güzeldi be! Evet aslında hepsini bundan yazdım. Kayıtlara geçsin, bu kadar berbat hissettiğim bir günde bile mutluydum ya, nasıl birine rastladım ben de bilmiyorum.