Tuesday, December 31, 2013

#huseyinamcayalnizdegildir

Çok uzatmaya gerek yok. Her yerde yazdığım gibi burada da yazıyorum ki belki başka bir yerden görmeyenler burda görür de bir yardımları dokunur.

Olayımız şu

Haberleri takip etmedim dün akşam ve bu sabah. O yüzden görmemişim haberi. İlk olarak sözlükten gördüm. Sadece tek bir kare fotoğrafla. Video var ama yaşlı insanlara karşı çok fazla hassas bünyemin olayı kaldıramayacağının farkındayım.

Bir yazarın (pomaklar) fikri ile başladı her şey, sonra the good fever -her kim ise tanımıyorum ama mükemmel insanmış- işi yakından takip ederek hüseyin amcaya hesap açılmasını sağladı. Sonuçta günümüzde yardım yaparken bile düşünüyor insan doğru yere mi gidiyor diye.

Sonra şu an gizlilik nedeniyle ismini veremeyeceğim ziraat bankasından bir yazar, telefonla ulaşarak hesabın doğru olduğunu teyit etti. İlk yarım saatte toplanan para 16 bin gibi bir şeydi. Yardım yapanların çoğu öğrenciydi. 5 lira, 7 lira gönderenler vardı. Liseli diyeceğin çocuklar "telefon için para biriktiriyordum ama onlardan önemli mi?" Diye birikmiş parasını gönderdi.

Sabahtan beri bozuk olan moralimi mükemmel hale getirdiniz gençler! Harikasınız!

Ama tabi dahasını yapmak da elimizde. Verdiğim linkten bilgilere ulaşabilirsiniz.

Sunday, December 29, 2013

New Year Resolutions (İngilizce başlık atmada daha iyiyim, yapacak bir şey yok)




Hem iyiyim hem kötüyüm. Nasıl böyle olunuyor bilmiyorum. Ama kötü olan kısım benim stresli iken deli gibi yemek yiyesimin gelmesi. Sevgili insülinin ortaya çıkmasından sonra hiç tatlı yememiştim. Son birkaç günde onları da yedim. Sabah iğrenç bir hisle uyanıyorum o yüzden. Bundan sonra ona bir dur demek gerekli.

Spora gidemedim son iki haftadır. Yarın ona da yeniden başlıyorum. Eski düzenime geri dönmem lazım. Yeni yıla düzenli halimle girmek planım. Daha fazla hastalık istemiyorum hayatımda.

Kitap okumaya yeniden başlamış olmak mükemmel bir şey. Abik gubik rahatsızlıklar yüzünden çalışmaya ara veren beynimin yeniden çalıştığının kanıtı adeta. Hatta daha önce yazmıştım, birisi konuşurken ona konsantre olamıyorum, kopup gidiyorum saçma sapan şeyler düşünüyorum diye. Hepsi hormonlar yüzündenmiş. Ben 3-4 senedir böyle yaşamaya alışmaya çalışıyordum. Kendime kızıyordum hani eski halin diye. Yeniden hazırcevap tarafımı bulmama sevindim. Hala eskisi kadar iyi değilim ama düzeliyorum.

Bunlar pek etrafımdakiler tarafından fark edilen şeyler değildi. Ama ben içten içe bir hayli acı çekiyormuşum.

Geçtiğimiz günlerde not defteri tutmaya başladım. Yaşlanmanın ilk belirtisi olabilir mi bu? Bence olabilir. Her gün olan şeyleri yazıyorum aslında. Unutmak istemediklerimi. Doktor randevularımı, önemli ise beni kimin ne zaman aradığını, hafta sonu ne yapmam gerektiğini ve okumak istediğim kitapların isimlerini yazıyorum.

Edebiyat okumuş bir insanın yaşayabileceği en büyük zorluklardan biri okuyamamak herhalde. Bir paragraf okumaya dayanamıyordum. Nasıl çeviri yapıyordum, onu bilmiyorum bak. Çeviride artık belli bir formüle dayalı gittiğimden olabilir. Çeviri yapabildiğim ama sevmediğim işlerden biri benim için.

Yeni şeyler öğrenmediğimden, resmen depresyona sürüklendim. Bu yüzden olduğunu fark etmedim tabi. Ama sonra internette günümüzde uyguladığımız bazı batıl inanç ve davranışların kökeniyle ilgili şeyler okumaya başlayınca fark ettim bunu. Gazetecilik bana bunu hiç veremedi mesela. Berbattı, hala çok berbat.

Dansı beceremeyince de suçu kendime atmıştım. Onda da sorun bende değilmiş neyse ki. Konuşmayı beceremiyorken dans figürlerini nasıl tutacaktım kafamda? Yaza kadar tamamen düzelip sağlam bir dönüş yapma planım hala var. Hem yazın daha ucuz oluyor ahacbhjsk :)

İnsan ne istediğini bildiğinde rahat oluyormuş. Belki yine aceleci, evhamlı, patavatsız bir insanım ama en azından eskisi kadar değil. Deniz'le de konuştuğumuzda vardığımız sonuç gibi; beni benden başkası üzemez :)

Sunday, December 22, 2013

Kalp for Zeki.

Bu şarkıyı 5268. kere paylaşıyor olabilirim bu blogda. İlk defa geyiğine paylaşıyor olmam ise değişik oldu tabi.

Üç gündür non-stop fal bakılan bir evreye girdik. Nasıl oldu ben de bilmiyorum. Fala inanan biri olmadım hiç, zaten saçma. İşin içine paranormal şeyler karıştı mı hoşuma gitmiyor değil. O yüzden sırf belki gerçekten fantastik yönleri vardır diye ünlü falcılara gitmişliğim vardır. Ama en mükemmeli olanı biliyor anca. İnsanın gözlerine bakarak konuştuklarından Harry Potter'daki gibi bir Zihnefend (Legilimency) durumu var diye düşünüyorum. Ama birbiri ile alakasız üç beş kişinin aynı şeylerden bahsetmesi garip gelmedi değil. Aynı şeyler derken şu olacak bu olacak değil. aynı imgeleri görmeleri garip. Sanırım hep aynı şekilde içiyorum kahveyi.

Neyse Zeki'ye bağlanıyoruz. Bu şarkıya ilk duyduğum andan beri bayılıyorum. Rahat 5-6 şarkı çıkarılacak tek bir şarkı. İşte konumuzla alakalı kısım ise "Dünyayı durdurdum bakarsın diye / Fallara bağlandım çıkarsın diye" kısmı.

Bir elamet geldi huuuuuu!





BACK TO THE FUTURE! referansı olsun bu edit...

21.10.2015'ten geliyor:

Fallarımda çıkan "üniformalı" "asker galiba" "boylu poslu" ve "esmer" diye betimlenen arkadaşı bulalı neredeyse 2 sene olacak. Artık kendisi falımda çıkmaya tenezzül etmiyor. Ya da fallarıma kendisi bakmaya çalıştığı için kendisini göremiyor. Bilemedim o kısmı :)

Thursday, December 19, 2013

Vayn'a takılmak, içinden çıkamamak, falan, filan, vs. (Faforilerim Mertkan & ArapFaik)

Bir süredir sapık gibi vine izliyoruz akşamları İpek'le. Mesai sonrası eğlencem resmen. Bir sürü insanı takip ediyorum ama şu iki çocuğa bayıldım. Şaşırtmayacak biçimde Ankaralılar. Biri ArapFaik, diğeri de Mertkan. İkisi de üniversiteli anladığım kadarıyla. Mertkan'ın babası daha bir Türk babası iken ArapFaik'in babası daha ılımlı, daha şirin. Örnek verecek olursak:




Diğeri ise:




İzleyin bence bunları. Şirin veletler :D

Sunday, December 1, 2013

I don't want to go!

İnsan ilk defa gittiği bir şehre karşı sanki hep orada yaşamış gibi hissedebilir mi?

Tekrar gitmekten bahsederken "gitmek" olarak değil, "geri dönmek" olarak bahsedebilir mi?

Bu ve bir çoğunu Londra için hissediyorum. Bu yüzden de BBC Türkçe editörlüğüne başvuru yaptım. Beni ararlar mı? Sanmam. Ama yine de başvurmadım dememek için başvurdum.

Dört günde, burada belki bir ayda tanışamayacağım kadar insanla tanışabilmem sorunun bende değil tamamen Türk insanında olduğunu kanıtlıyor gibi. Benim "fazla kibar/soğuk" davranmamda sorun yokmuş, sadece buradakiler fazla laubali ve yılışık.

Geri döndüğümde (keşke iş bularak olsa bu) Luke & Kay ile Playstation oyunları üzerine The Plough and Harrow'da sohbet etmek (içecek Ale olmasın, bir nevi sulandırılmış bira... peh); adını hatırlamadığım Doctor Who manyağı adamla sokaklarda elimizde sonic screwdriver ile millete şaka yapmak; yine ayrı bir Doctor manyağı kız olan Mai ile cosplay için kıyafet aramak istiyorum. (İşin garibi hepsinin telefonu veya e-mail adresi elimde; imkansız değil hiçbiri - ama bana imkansız gibi geliyor:/)







Bu arada I don't want to go espirisi için bkz: