Tuesday, July 13, 2010

İş, iş, iş

Yapacak bir şeyim olmadığında, ya da yapacak bir şeyim olup da halim olmadığında, ya da en harikası - birşeyler yaparken zevk almadığımda en güzel şey işime dönmek oluyor.

Saçma sapan bakım ve kozmetik ürünlerini, metotlarını deneme: sıkıcı
Yeni tarifler denemek: dalga geçildiği sürece hayır
İnternette aylak aylak dolaşmak: baş ağrısı yapıyor
Yatıp uyumak: baş ağrısı yapıyor fazlası
Yazmaya çalışmak: İlham bu aralar uğramıyor maalesef
Kitap okumak: bir süre uzak kalmak istediğim bir şey, hala uykumu getiriyor, zorunlu ders kitaplarını aklıma getiriyor
Çizim alıştırmaları yapmak: Arada yapıyorum fakat sıkılıyorum
Diyet yapmak: Sıkıldıkça yediğimden işe yaramıyor

Durum bu haldeyken, düz adam mantığı ile belgesel çevirisi yapmak çok daha kafa dağıtıcı oluyor. En azından eğleniyorum. Daha fazla asosyal olmadan, sosyal bir iş bulmam gerekiyor sanırım.

3 comments:

Nafile said...

İş bu raddeye geldikten sonra daha fazla asosyal olmamak zor bence. Bir girdap o, bir kez kapılınca döne döne merkezine yaklaşıyor insan. İş girdaba kapılmadan uzaklaşabilmekte. Belki buradan yanlış görünüyordur ama siz girdaba elinizi vermiş gibisiniz.

Dilek said...

Çevirmenlik asosyal bir iştir. Sanırım bunu kabul etmem lazım:)

Nafile said...

Bir müddet sonra asosyal olduğunuzun farkına bile varmayacaksınız, öyle de güzel bir yanı var bence. Hoş fazlasıyla bireysel tecrübeden yola çıkarak -ki çevirmen de değilim- söylüyorum bunları, geçerliliği olmayabilir de. Falan filan feşmekan, söylediklerim hep yalan. (Tanımadığım insanlarla muhatap olurken biraz daha aklı başında bir üslup kullansam fena olmayacak galiba.)