Sunday, July 11, 2010

I said yemek no dedim.

Artık bu ev sınırları içerisinde yemek yapmamaya karar verdim. Madem tüm dünyanın kabul ettiği, onlarca milletin bayılarak yediği yemekleri/baharatları "Iyy bu ne midem bulandı" diye reddeden bir ailem var, ben de o zaman bu evde onlara yemek yapmayı bırakıyorum.

Fesleğen? Köri? Biberiye? Kimyon? Kakule? Custard? Acı sos? bunların hiçbiri onlar için bir şey ifade etmiyor. Yemek dediğinin içinde tuz, karabiber, kekik, pulbiberden ötesi olamaz diye bir şey geliştirmişler.

Yaptığım yemeklerin iğrenç olduğunu düşünsem kendim yemezdim heralde. Başkalarına gösterdiğimde deli gibi beğenilen şeyler, bu evde "saçmalamışsın" tepkisi ile karşılaşıyor. Bütün arkadaşlarımın "yapsana bi ara ya!" diye sürekli istedikleri cheesecake'lerim bu evde babamın ünlü tatlı sevmeme sözü "benim şekerim var" ile tabağı ile bir kenara itiliyor. Merak ettiğim şey ise, bunların nasıl Halime Hanım'ın çocukları olduğu. Babanem ki, ilginç karışımlar denemede benden de üst seviyedeydi. Çünkü ben her ne kadar okuduğum-gördüğüm şeyleri denemeye çalışsam da, o tamamen kendi kafasından uydurduğu tarifleri uygulamaya sokardı. Hepsi de korkudan onları yemek zorunda kalırlardı tabi.

Ama ben kimseyi korkutmak istemiyorum. En azından 50 yaşıma kadar. O zamana kadar bu evde yemek falan yapmam. Yaptıklarım tamamen kendim için olur. Onu da mutfak sakinken yapar bitiririm. Kimsenin yememesi için de mümkün olan en garip karışımları denemeye razıyım. Nasılsa diyet yemeği diye yemeyeceklerdir. (bkz: türk ailesinin diyet yemeklerine olan önyargısı)

No comments: