Thursday, March 22, 2012

değişiklik vol 2

Değiştir değiştir bitmiyorum. Ne kadar değişsem de ortada bir şey yok, onu biliyorum ama aynı kalmaya da dayanamıyorum!

Ani bir kararla spora yazılmaya karar verdim yine. Yorgunluktan pestilim çıkacak muhtemelen çünkü haftalık planım şu:

pazartesi: 20:30-22:30 Salsa
salı-perşembe-cuma: 18:30-20:00 spor
bazen cumaları: latin gecesi
pazar: dans pratiği 15:00-18:00

artık bu programla da iğne ipliğe dönmez isem 40'lı bedenlerle barışmak zorundayım gibime geliyor.

Şirket yemekhanesini bırakmayı düşünüyorum. Yemeklerinin kötü olması gibi bir durum yok aslında, herkes bilir ki benim zaten öyle sorunlarım yok. Mevzu yiyecek olunca iğrençleşebiliyorum bile. Ama kayda değer bir mide rahatsızlığı var maalesef. Kullanılan yağlar çok etkiliyor, kızartma pek yiyemiyorum. Bir de yemekhanede yemek istememin sebebi sulu yemek olur ümidiydi. Her gün döner, köfte falan çıkınca gözümü evden yemek getirmeye diktim. Bugün getirdim mesela. Tıka basa doydum ve eminim ki normalde yemekhanede aldığımdan daha az kalori aldım. Malum, annemin yağ kullanmama, tam tahıldı, bilmemneydi gibi sağlıklı yaşam takıntıları var. Bizim de işimize yarıyor tabi.

Evdeki kitaplara bakıyorum, onlar da bana bakıyor, bakışıyoruz ama tanışmaya girişmiyoruz. Hiç içimden gelmiyor yine kitap okumak. Evdekilerin yarısından çoğu İngilizce zaten, İngilizce'yi de ben görmek istemiyorum. Bir ara kitap alırsam okuyacağım umarım.

Kadıköy'e gidesim var deli gibi. Haftasonu kimse gelmezse fufu'yu kapıp kahvaltıya gidebilirim. Boğazı sırf köprü üstünden görmekten bıktım.

Bu arada tiyatroları kimin doldurduğunu öğrendim. Birbirlerine hava atmaya, "çok kültürlüyüz biz" imajı çizmeye çalışan plaza çalışanları. Bir deliliktir gidiyor bizim burada. Ama sorsan oyunları "güzeldi" "hımm biraz derin bir oyundu" şeklinde sınıflıyorlar sırf. Olsun, herkes tiyatro eğitimi mi aldı sanki. Benimki de yorum yani. Eğlenmeye gidiyor insanlar işte. Çok hoşuma gidiyor aslında. Birbirlerine hava atayım derken iyi işler yapıyorlar.

2 comments:

tangerine trees said...

kardeş sen nettin? insan dayanmaz o programa.

tiyatrolar ile birlikte sergileri ve Oscar adayı filmlerin oynadığı salonları da aynı kitle dolduruyor. Sırf bu yüzden The Artist'in film arasında "bu ne ki böyle? komik desen değil, saçma sapan bişey, arkada bir müzik.." diye söylenen amcalar dolanıyor ortalarda.

Bloğu olmayıp başkalarına sulanan adam.

Dilek said...

artık gittiği yere kadar napalım. evde yayılıp disney channel izlemekten iyidir :D (millet eskiden disney daha iyiydi diye söyleniyor ama bence şimdiki dizileri çok güzel:D)

en azından sanatçılara para kazandırıyorlar işte. ama muhabbete girmemek lazım. "ben tiyatroyu severim, sıkıcı da olsa çıkmam oyundan" yorumuna karşı afallıyor yoksa insan :D