Wednesday, January 26, 2011

Hayat biraz garip mi ne?


Depresif günlerimden birinde olduğumu söyleyebilirim. Sabah uyan, işe git, geri gel, spora git, tekrar eve gel, uyu şeklinde geçen bir ayın ardından, bu eylemler arasında insanlarla iletişimimin minimum seviyede olduğunu gördüm. Messenger, blog, facebook, bunları bile kullanmıyorum. Sanal bir sosyalliğim bile kalmadı kısaca.

Bunun yanında kitap da okumuyorum, kitap değil dergi bile okumuyorum. Zamanımı çalacak bir sevgilim de yok. Kısaca ot gibi yaşıyorum. Fakat bir sor neden böyleyim?

Etrafıma bakıyorum, benim ilkokulda bir kez yapıp sonra da utanç duyarak hatırladığım eylemleri yetişkin haliyle yapıp, bu şekilde ilgi çekmeye çalışan insanlar var. Tamam, gerizekalıdır. Bir şey demiyorum. Ama bunu normalmiş gibi karşılaması herkesin? Ona ne demek lazım?

Ailemden, okuduğum okullardan aldığım tüm terbiyenin, bir anda yerle bir olduğunu görüyorum. Sinirlerim bozuluyor, konuştukça birilerine bağırma ihtiyacı hissediyorum. Bağırmak mı? Fazla hafif kaldı sanırım: saçından - bacağından neresinden olursa tutup duvarlara vurmak istiyorum. Bunu yapamayacak kadar pasif agresif olduğumdan da kulaklıklarımı takıp oturuyorum yerime. İşyerinde, sporda, evde, yolda... hep aynı bu durum.

Tek kaçış yolu uyumak. Böyle bir psikoloji içindeyken de kitap okumak imkansız hale geliyor. Çünkü yaptığım hiçbir şeyin gerçek dünyada karşılığı olmadığını görüyorum. Ben ve benim gibiler yapabildikleri şeylerin birileri tarafından farkedilmesini beklerken, bazıları yapabildiklerini sandıkları şeyleri insanların gözüne gözüne sokarak takdir topluyorlar.

Buradan, bana imla ve yazım kurallarını, en ufak şeyden kişilik tahlili yapabilmeyi, toplum içinde nasıl davranılacağını, dünya hakkında birçok bilgi sahibi olmayı fakat bilgi sahibi olmanın pek matah bir şey olmadığını (google denen bir şey var) öğreten tüm hocalarıma teşekkür (!) ediyorum. Evet, topluma yararlı olabilecek bir birey oldum. Ama toplum yararlanmak istemiyor. O daha çok, yarar sağlayacakmış gibi görünenleri tercih ediyor.

Artık Virginia Woolf'un neden intihar ettiğini anlayabiliyorum. Bir süre sonra insanların tüm hareketlerinin ne kadar mantıksız olduğunu, zaman kavramının geçersizliğini anlamak; ardından etraftaki herşeye fazla duyarlı hale gelmek insanı delirtmeye yeter. Ben delirdim mi? Bilmiyorum ki. Ama ben ne Woolf ne de Plath gibi kendimi öldürebilecek cesarete sahip değilim, bunu biliyorum. Yazmak, çizmek, okumak, dans etmek istiyorum. Fakat ya sisteme boyun eğerek (bu lafı da kullanmış bulundum) bu kısır döngüde çalışmaya devam edeceğim, ya da bir şekilde her şeyden kaçmayı başarıp yeni yerler keşfedeceğim. Aptallara özgü bir şansa sahip olmayabilirim, ama elimden geleni yapacağım.

No comments: