Friday, August 21, 2015

Şişman ve Mutlu Kadın

Ekşi'de yazmıştım bunu, buraya da eklemeler ve çıkarmalarla kopyalamak istedim. Bakarsın silerim ordan falan. Ama düşüncem genel anlamda bu:



buraya bu yazıyı cinsiyetçilere, şekilcilere vs cevap olsun diye yazmıyorum öncelikle. muhatabım buraya kadar ve belki bundan sonra yazılanları okuyacak olup belki de kendini daha kötü hissedecekler için.

sağlığı tehdit edecek kadar kilolu olmak bir rahatsızlık, doğrudur. insanların "diyabet ve mutlu kadın" ya da "şişman ama mutlu insan" yazmamasına rağmen "şişman ve mutlu kadın" yazmasından da anlaşılacağı gibi toplumdaki şekilcilik ve cinsiyetçiliğin hepimiz farkındayız. geri zekalı bile olsan güzel bir kadınsın diye bazı işlerini kolaylıkla halledebilirsin, övgüler toplayabilirsin. kolay kolay "çok güzel ama zekasız bu ya" demez. "çok güzel"de kalır cümle. ama "çok zeki ama çok şişman değil mi ya" veya "zehir gibi ama acayip çirkin be" cümlelerini sık duyarız, hatta düşün belki sen de söyledin.

bunu önce kabulleniyoruz. yani insanlar salak, ama ayrım yapmadan hepimiz öyleyiz. gerçekten, kendilerine söylenmesini istemedikleri şeyleri başkalarına söylemeye bayılıyorlar. toplumun dayatması mı dersin, içgüdü mü dersin bilmem. bunu kabul ettik.

doğduğumdan beri şişman olmasam da iri bir çocuktum. bizim dönemde çırpı bacak modaydı. ama erkeklerde böyle moda var mıdır? yoktu tabi. ama kız çocuğu dediğin narin olacaktı. ailem ana sınıfı fotoğraflarımla "ahaha ne biçim oturmuşun ya" diye senelerce dalga geçmişken, kız kardeşimin fotoğraflarına bakarken "ay kızıma bak kuğu gibi" derlerdi. bir keresinde -yaklaşık 11-12 yaşında tam ergenken- isyan edip bu duruma ağlamıştım da, ne tesadüf ki cıngar çıkaran, kıskanç, ağlak olmuştum.

bende boy da var ama bacaklarım hep kalındı. bebeklik fotoğraflarımda bile öyle. genetik bu, hadi değiştirelim dediğinde değişen bir şey değil. liseye başladığımda şu anki boyuma ulaşmıştım zaten (sonra da uzamadım). 175 boyunda, 58 kiloydum. ama ergensin ve vücudun daha tam şeklini almamış. her ergen gibi yamuk bir görüntüm vardı. "aslında bir 10 kilo versen manken gibi kızsın" lafını ben hayatımda kaç kere duyduğumu hatırlamıyorum. o 10 kilo versenciler yüzünden ergen halimle saçma diyetler yapıp her seferinde 5 kilo aldım. çünkü ergensin ve vücudunun gıdaya ihtiyacı var, bir de iraden gelişmemiş. kısıtlayınca bir yerde patlıyor ve hayvan gibi yiyorsun.

80'lere çıktım sonra 90'lara, sonra tekrar 70'lere hatta 60'lara indim. 75 olduğumda arkadaşlarım * yeter lan zayıflama artık demeye başladılar. belki benim biraz zekasız olmamdan kaynaklanıyordur bu ama benim o zaman kafama dank etti. sıradan kadınlar 50 kilo olmaya çalışırken ben neden 75'te zayıf duruyordum ki? 

tabi bu noktaya gelene kadar ben sanki kilo versem ve artık normal kiloda bir insan olsam hayatım toz pembe olacakmış gibi düşünüyordum. mutluluk = kilo vermekti. 75 oldum, yoo hayat hala devam ediyordu.

sonra ben çalışma hayatı, stresi falan derken ben birden kilo almaya başladım. ilk işten atılışımda ise durum tavan yaptı ve 2-3 hafta içinde 7-8 kilo aldım. yaşadığım depresyon anlatılamazdı. yemeyerek, spor yaparak 95'lere çıkmıştım. tiroitim çok uzun zamandır çalışmıyordu, diyabet olmama 3 vardı ve vücudum haliyle tepki veriyordu. tedavi olmaya başlayınca kilolar kendiliğinden gidiyordu da, mutlu olmak kilo vermek değilmiş ki, veya mutlu olmak için "normal kiloda" olmaya gerek yokmuş. onu anladım ama yaşım 25'i geçmişti. 

kimilerine göre erken sayılabilir ama istediğim kadar zayıf değilim diye, elalem ne der diye giymediğim şortlar, taytlar, elbiseler ne olacak? ben bir daha 17 yaşında olacak mıyım? spora yatkın olmama, esnek olmama rağmen "o kiloyla yaptığı hareketlere bak" diyorlar diye yapmadıklarına ne olacak? toplum benim hayatımın içine etti sevgili burayı okuyan. seninkine de etsin istersen "şişkolar tayt giymesin" "estetik gözükmüyor abi yaa" diyenleri dinlemeye devam et. kilo verme demiyorum. ama kiloya, kilo vermeye hayatını bağlayıp da yaşayacaklarını erteleme. 

he zayıflıyorsun da ne oluyor dersen, sağlığın düzeliyor, kendin için bir şey yaptığın için mutlu oluyorsun falan. ama bu dışardan senin görünüşüne laf edenler hiç susmuyor. kadın dediğin 40 numara ayakkabı mı giyer derler, kaşı ince olmasın o ne öyle derler, bacakları kalın, çok kaslı... sonu yok. ne olursan ol yine bir şey buluyorlar. belki kilolulara olduğu kadar sert değil ama asla kimsenin gözünde "mükemmel" olamayacaksın. hayatı boyunca metabolizması şansına güzel çalışan insanlar seni anlamaz, işkembeden sallar "yemiceksin abi, boğazını tutacaksın" diye. yav he he de geç, hayatını yaşa sen, sana doğru ne geliyorsa onu yap. 

mesela bana doğru gelen hareketli bir yaşam sürüp, sağlıklı beslenmek. ben elimden geleni yapıyorum, hayatımda kızartma/diyabeti tetikleyen yiyecekler/fast food/şekerli şeyler/işlenmiş yiyecekler yok. eskisinin 10 katı falan hareket ediyorum. eğer vücudum bunlarla 70'de kalmayı düşünüyorsa kalabilir. bakarsın 60'a düşer, bakarsın 80'e çıkar. ama bu benim mutluluğumun ölçütü olamaz bu saatten sonra.

Monday, July 20, 2015

The birthday boy!

Tüm doodle çalışmalarım aslında bunun içindi!





Spa gününün ardından böyle bir kutlama bekliyor muydu bilmem. Ama ben bu sene çok eğlendim :)







Önümüzdeki yıl daha da büyük bir kutlama lazım artık bize! Her yıl seviyeyi biraz daha yukarı çekmek gerekli :)

Thursday, June 25, 2015

So tell the boys I'm back in town!

Naber?

En sevdiğin kelimeyi söyle deseler "naber?" derim. Öylesine seviyorum.



Gerzek bir insan olduğumdan 3 ayda 8-9 kilo vermişken 3 haftada bunun 3'ünü geri aldım. Kendime özel kalpçikler hazırladım ama blogger kalpçik koymayı desteklemiyor. Evet yıl 2015 ama blogger hala küçük işareti yapınca html olarak bozuluyor.

Ama naptım? Baktım ki olmuyor, gittim diyetisyenime. Ben batırdım bu işi, gel biz iki haftada bir değil haftada bir yapalım şu kontrolleri parası neyse vercem kız! dedim. Bu yaz bu iş bitecek! Hoş zaten bişi kalmadı fiziksel olarak beni rahatsız eden ama insülin direnci, oğlum seni yenicem! Her gün wasa denen izolasyon malzemesi tipli şeyi yemem gerekse de yenicem.

Evet 3 haftadır ekmek yerine wasa yiyorum. İnsülin düzenleyici etkisi varmış. Tadı da fena değil, benim gibi kızarmış ekmek sevenler ekmeği aramazlar. Ben aramıyorum.

Bu diyette yaptığım atılımın da etkisiyle bir çalışma isteği, süslenme motivasyonu, yaşam enerjisi var üzerimde. Ama duygusallık da had safhada. Sebebini çözemedim. Sabah Aldırma Gönül dinlerken radyoda "şurda 1 sene sonra Anıl 1 seneliğine gidecek ya yanında gidemezsem zaman nasıl geçer onsuz" diye minibüste ağlayacaktım az kalsın. Yaşam enerjisi duygusal enerji olarak da geri dönüyor benim gibi ruhsuza.

Bir de Sabahattin Ali okuma isteği içimde!

Ama şu an hali hazırda Yüzüklerin Efendisi'ne devam ediyorum, Çınarcık'a giderken de sıkıntıdan Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ne başladım (?) - benimkine başlamak denmez aslında 2 saatte kitabı yarılamışım. Türk edebiyatında çok geriyim. Bir de Rus edebiyatında. Onu da sevemedim nedense. Bir ara yeniden denemek lazım. Umut Sarıkaya yüzünden "aslında bir daha denesem mi?" dediğim oluyor.

Bu yaz yapacak çok şey var. Ama ben şimdilik Sabahattin Ali'nin mükemmelliğinde az kayboluyorum. İşyerinde ancak müziğe evrilen şiirlerini dinleyebilirim tabi:


Friday, June 12, 2015

Hiç böyle şeyler yapmazdım ama

Geçen hafta Anıl'la saçma bir tartışmaya giriştik. Olmayan çocuğa isim koyma tartışması! Varsayımlarımız hiç erkek üzerinden yürümüyor. Biz işleri hallettik evlendik de çocuğu düşünüyoruz sanki :D Dev bir ileri görüşlülük bizdeki.

Neyse işte ben daha "modern" sayılan isimleri seviyorum dedi. Örnek olarak da "Arya" dedi ve ben orada kalp krizi geçiriyordum. Hiç yapmamışımdır şimdiye kadar ama o kadar insan içinde "o ne be Ayşe Arman okuyan plaza kadını kızı ismi" diyiverdim. Azcık bozuldu ama öyle. Üzgünüm hayatım.

"Peki senin beğendiğin bi isim söyle" dediğinde kaldım. Yok. Hiç düşünmemişim. Tamam düz isimleri seviyorum. Garip, sonradan türemiş şeyler olmasın. Ama eski de olmasın. Defne, yağmur, nehir falan güzel isimler.

Ama demin ben kalbimden vuruldum günlük. Aslında hep oradaymış istediğim isim. Fars kökenli olması umrumda bile değil. Beğenmezlerse iki isim koysunlar.




Wednesday, May 20, 2015

Fuar 2 - Completed!

Bu sefer daha zordu, şehir dışında olması, yalnız olmam falan. İşleri zorlaştırsa da hallettik neyse ki.

Artık sıra tatilde!!!

Kilo vermişken hazır spora asılma vaktim geldi diye düşünüyorum. Bir 6-7 kilom daha var verilecek. Acelem yok yeter ki fazlasını almayayım.


İlk gün kombinimdi kendisi. Elbiseler ne kadar çok pahalanmış!! Bir de doğru dürüst model yok. Şu elbiseyi bulana kadar Anıl'a Akasya'yı tavaf ettirdim resmen. Hoş ben yeter bakmayalım dedikçe "bunu da dene belki güzel olur" diye gaza getiriyordu. Alışverişi benden çok seviyor adam :D


Son 2 senedir saçımı boyamıyorum. Ancak kendi rengini bulmaya başladı. Bu kadar açık renkli olduğumu bilmiyordum. Uçlardaki boyalar da gitse de kurtulsam artık!


Bu da bu seferki standım. Daha ön plandaydı ve daha çok beğenildi. Ne yalan söyleyim ben de çok beğendim :D Endüstriyel stand anca bu kadar oluyor.

Monday, April 27, 2015

taslaklardan canlandırdım!

--Tam bir sene önce yazmışım bunu ama yayınlamamışım --


Her şey güzel giderken şeytan gelir dürter ya, "naber? ne güzel di mi bu aralar sana hayat? yoksa öyle değil mi? yoksa yine benzer şeyler mi yaşayacaksın? hehe çok salaksın hemen de kaptırıyorsun kendini. cnm yaaa!" diye. Bu aralar bende durum bu.

Kafamı meşgul edecek bir şey yokken zormuş evhamlanmamak. Sorun varken görmek istemezsin. Sorun olmayınca da acaba ben mi bişe kaçırıyorum dersin. İnsan denen yaratığın buglarından biri bu olsa gerek.

Geç buldum tam buldum ama şeytancım, bu sefer öyle hissediyorum 8-)

----------------

Sevgili kendim, merak etme - bu sefer gerçekten tam bulmuşsun ^_^ ara sıra kıskançlık yapsan da, uzak kalsanız da, sabretmeniz gereken birkaç şey olsa da önünüzde: dünyalara değişilmeyecek bir adam var be yanında!


Thursday, April 9, 2015

Odunluk Maceraları Vol. 8768



Anıl: Rüyamda seni gördüm, bir şey anlatıyordum ama sen "aşkım nerden gidicez? aşkım şunu yapalım, aşkım şurdan dön" diyip duruyordun, yani yine beni dinlemiyordun.

Ben: Tamam hadi dinlemediğimi iddia ediyorsun da, pek gerçeğe uygun olmamış o rüya. Ben ne zaman aşkım demişim ki sana? Hiç aşkım demem ki.

Anıl: Demek ki rüyamda daha romantiksin. Aşkım, bebeğim, sıcak poğaçam, ponçiğim bile diyorsun bana. ohoo.

Tamam odunum biraz ama böyle de insanın yüzüne vurulmaz ki be adam! :) Napalım ben de kendi çapımda romantik bir insanım, sadece aşkım demekten hoşlanmıyorum. Hatta genelde sevgi sözcüklerinden hoşlanmıyorum :D