Showing posts with label seviyorum ulen. Show all posts
Showing posts with label seviyorum ulen. Show all posts

Thursday, October 2, 2014

Hitler vs. Shakespeare

Fazla sofistike kelimelerimiz ve cümlelerimiz olmasa da entelektüelliğimizin nişanesini buraya kaydetmem gerek diye düşündüm.

Önce neden buraya böyle her bir şeyi yazdığımı belirteyim. Not defteri tutmayı denedim, anladım ki kişisel eşyalara saygısı olmayan bir annem var. Arada çıkarıp okuyor endişesiyle her şeyi kaydedemiyorum. Bloga yazmak enteresan biçimde daha güvenli. Çok canım sıkılırsa kapalı blog yaparım diye. Bizimkiler facebook harici bir yerden beni bulmayı düşünemeyecekleri için sorun yok.

Hoş öğrenseler ne olur? Babam zaten üstü kapalı olsa da biliyor. Annem adına kadar öğrenmiş. Bense "yav he he" diyerek geçiştiriyorum. Annemin de babam gibi daha mantıklı bir insan olmasını dilerdim tabi. Şu an anlatmadığım için merakından ölüyor.

Neyse işte, geçen cumartesi bir hayli yağmurlu olduğu ve ben de hasta olduğum için Kadıköy'e gidelim dedi Anıl. Benim de işime geldi. İlk buluştuğumuz yer olan Hera'ya gidelim dedim. Daha sonra hiç gitmemiştik çünkü. Ama hera'da insan olun bira, şarap falan için. Biz hava soğuk diye sıcak çikolata içtik, bildiğin düz nestle sıcak çikolataydı.

Ardından İstanbul yenisi sevgilime Akmar'ı gezdirmek istedim. Fakat "oksfort levıl 5 var mığ?" güruhu ve bizim kalabalık yerlere olan nefretimiz nedeniyle girmedik.

Alkım içerisindeki Kahve Dünyası'na oturduk. Orda kendimizi çikolata komasına sokmuş olabiliriz biraz. Bu adam yüzünden çikolata yemeye başladım ben ya. Neyse, Alkım'ı dolaşıyoruz - kendisi Hitler politikası ilgilisi olarak ilgili kitaplar aramaya başladı. Bulamadık. O sıra nasıl geldiyse konu Hitlermiş, Churchillmiş, Stalinmiş hepsinin unutulacağını ama Shakespeare ve benzerlerinin unutulmayacağını iddia ediyordum. Bazen kafam çalışıyor, çok sağlam argümanlar yaratabiliyorum ve kendime ben de şaşırıyorum inan ki.

Bu seferki düşüncem şuydu: Yoldan geçen bir insana "şekspir kim biliyor musun?" diye sorsak büyük bir çoğunluğu "yazar" gibi bir şey olduğunu söyleyebilir. Okumuş mudur? Büyük ihtimalle hayır. Azımsanmayacak bir çoğunluk en azından "romeo ve jülyet" diyebilir, hatta daha fazlası "olmak ya da olmamak eheheh" der.

Shakespeare dönemindeki hükümdarı kaç kişi hatırlar peki? Ya da Hitler ve benzerlerini 500 yıl sonra kaç kişi hatırlayabilir? Kaç kişinin umrunda olur?



Ben böyle böyle adamın kafasını şişirirken ama o da altta kalmayıp bana karşı atakta bulunurken danışmadaki kız "sohbetiniz çok güzel ama bölmek zorundayım ne sorucaktınız? çalışmasam sizinle oturup konuşmak isterdim" dedi, ardından yönetici olduğunu düşündüğüm orta yaşlı bir adam gelip Anıl'a "sen şimdiden böyle konuşturuyorsan ilerde napıcaksın dostum?" dedi. Azarlıyorum sanmış asfkgkjk "yok ben şunları seviyorum o da bana kızıyor işte ama edebiyatçı sonuçta bu konuda bir şey söyleyemem ki" dedi, adam beni yazar sandı, İngiliz dili edebiyatı mezunu olduğumu öğrenince "Dickens okutuyordur şimdi bu sana" dedi, o da yok Hayvan Çiftliği'ni okutcakmış derken baya sohbete daldık adamlarla. 

Ne diyeyim, böyle bir ilişkim olduğu için çok mutluyum ben. Geçen biri duyuruda yazmış yine "sevgilinizle ne konuşuyorsunuz" diye. Konuşamadığın insanla nasıl zaman geçireceksin ki anlamış değilim. Şimdiye kadar deneyimlediklerime göre de geçmiyor zaten. 


Wednesday, September 3, 2014

Tatil Bitti!

Hem de çok oldu ama anca yazabiliyorum. Geldiğimden beri delicesine bir yoğunlukla çalışmaktayım. Eve dahi iş götürdüm!

İstanbul - Balıkesir - İzmir - Fethiye - Şirince - İzmir - Balıkesir - İstanbul rotasında bir orda bir burda kalarak 1 haftayı tamamladık.

Önce Eren ile Kerem'i görmeye gittik Balıkesir'de. Eren ilk gidişimde her ne kadar sevse de beni, dönerken uğradığımızda fazla karardığımı görünce yabancılık çekti. Ben Kerem'i bekliyorum artık! Henüz 3 haftalık ama olsun ^^ ahmet sayesinde bebek bakımında master yapmış gibiyim resmen. yine de ahmet bu kadarken ameliyatlı olduğu için hep bana fazla narin geliyorlar. tutarken çok küçük bebekleri kırcam diye korkuyorum resmen!



not: eline de yakışmış diyen ilk 5 kişiye kaktüs göndericem, özel!

Tabi sevgili faktöründen şu fotoğrafı koymazsam çatlarım. Fotoğrafı gönderdiğim sevgili sevgilim ufak çaplı bir şok geçirdi "nerden buldun onu?" diyerek.


Yüzümü flaşın beyazlatmaya çalışırken grileştirmesi?!

Yol boyu yaptığım iğrenç espriler, Fulya ve Gamze'nin benden daha da kötü espriler yapmalarıyla devam etti. En güzeli İzmir'de yaptığım ve ikisinin saf saf bakmasına neden olduğumdu bence.

Bostanlı'da bir pub'da oturuyoruz. Ben whatsapp'tan konuşmaktayım bir yandan - ve birden aldığım bilgi dahilinde:

- aaa burda da evimiz varmış!
fulya ve gamze ikilisi: ?!?!?!?!?!
eviniz varsa nasıl şimdi öğreniyorsun? burda da derken?
- evimiz derken anıl'ın evi yani 8-)

arkadaş yazarken bile kendime sinir oldum. neyse ki yabancı insan yoktu aramızda da bu rezilliğimi görmediler.

sonra fethiye'de hele işin şeyini çıkardım. ama sıcak, bir süre sonra konuşcak bir şeyin kalmaması (hahahaha kendime güldüm, konuşmaktan uyumadık bile, iğrenç esprilerime bahane arıyorum resmen), vs nedenleriyle yine espriler yine komiklikler:

fotoğraf çekilmeye pek eğimli bir insan olmadığımdan gamze'nin her türlü fotoğraf çekelim talebine:

- ya şimdi ben her sene geleceğim için buraya, biliyorsun burda da evimiz var 8-)

diye "sırf hava" modunda cevap verdim.

Foça'nın denizi de güzelmiş

"Sen gidersin de ben gitmez miyim Anıl bey?" fotoğrafı

Beşiktaş konseptimiz

as it was taken on bjk - arsenal match

Gamze'nin "Anıl'a gönder" diye çektiği fotoğraf

Sonunda bunu da yaptım ama odamız çok seksiydi, dayanamadım

avv yis!

onlar da bu sefer fethiye'de annesiyle olası karşılaşma senaryoları yazmaya başladılar. o kadar kötüydü ki hatırlamak bile istemiyorum bu senaryoları :D Emre bile bir süre sonra evlerinin önünden geçerken "Dilek size geldik bırakayım mı seni? Hani kimse yokmuş sıkılırsın bence bizle gel ama" demeye başladı.

İzmir'i hem beğendim, hem beğenmedim. Ama insanlarının biraz mal olduğunu söylemem gerekir, ya da bana öyleleri denk geldi. Yoksa daracık sokağa girip biz yürürken arabasından duyulcak sesle "Hep ucuz insanlar hep ucuz insanlar!" diye bağıran çakma sarışın teyze gibiler bi bana denk geldi. Ucuz denilebilecek bir hareketimiz de yoktu üstelik. Gayet sıradan giyimli, kaldırımdan yürüyen iki kızdık. Koskoca istanbul'da böylesine rastlamadım ne diyim. Ardından da "sensin ucuz görgüsüz karı!" dememe engel olmadı hiçbir şey tabi. yakalasam döver, karakolluk da olurdum. ucuz muyum ne?

Bir yandan dönünce sevgilime kavuşacak olmamın gerçeği, bir yandan tatile devam etme isteği falan karmaşık duygular yaşadım. Tatili boşver dönmek güzeldi ama.

Fethiye de bildiğin Londra'nın deniz kenarı hali bu arada. Her yer ingiliz! o ne öyle!

Saklıkent'te gamze'nin "gidip ordan su alamazsın" dediği yere giderek tatilin kahramanı da seçildim. ruhumda barney stinsonluk var "challenge accepted" demeden duramıyorum. yoksa NE İŞİN VAR KIZIM BUZDOLABINDAN ÇIKMIŞ SOĞUKLUKTAKİ SUYUN İÇİNDE bir de akıntıda sürüklenip gitcen.




Ayrıca mümkün olduğu kadar da masaja giderim ben, negzel şeymiş o?!

Thursday, July 31, 2014

hediye konusunda yaratıcıyımdır!

Ve bu konuda asla mütevazi olamam 8-)

Abartmayalım. Yaratıcıyımdır ama çok da değil. Araştırmacı kişiliğimin faydaları diyebiliriz buna.

Malumunuz hayatımın 3. yengeci olarak sıraya giren sevgilim (1. doğumgünü babamın, 2.si Ahmet'in, 3.'sü Anıl'ın - tarih sırasına göre) için doğumgünü hediyesi napsam napsam diye zaten az olan arkadaş sayımı sıfırlıyordum az kalsın. Çünkü iki ay öncesinden falan başladım araştırmaya.

Kendi kendime uydurduğum kriterlerim vardı. Kişisel bişi olsun mesela, ama içinde ben olmayım. Ne gerek var? Sonra öyle günlük bir şey de olmamalıydı. Yani sıradan bir şey olmasın. Ama her gün göz önünde olursa daha iyi olur. Neyse, düşün düşün çıkamadım ben işin içinden.

Biblonuzu yaptırın diyen de oldu, git istediği ne varsa onu al manyak mısın diyen de. Biz zaten birbirimizin istediğini normal günde de alıyoruz. Öyle bir ayrımımız olmadığı için özel olmazdı ki. Neyse işte.

Bu süre boyunca Anıl burda değildi. Hatta doğumgününde de değildi. Hatta şimdi de değil. Neyse. Bu konuya uyuz oluyorum. Neyse ki şimdi sadece tatilde, çalışmıyor.

Pinterest'te dolaşırken dur bakiim bi aratayım dedim ve personalized barware adı verilen mükemmel şeyi gördüm:


Ne var ki yaparım ben bunu dedim. Tasarım aşamasında sıkıntı yoktu. Boşuna mı reklamcıyız şurda. Oturdum yarım günde tasarladım.



Sıra geldi cam bardak üzerine lazer baskı kısmına. Yurtdışında çok yaygın biçimde yapılmasına rağmen Türkiye'de ya da en azından İstanbul'da bu mereti yapan yer yok. En az 20-25 yeri aradım. "hımm 1000 adet aşağısına çalışmıyoruz hanfendi" laflarından bıktım. En sonunda bir yer buldum hem de Fulya'ların evinin yan sokağında hemen! Daha önce bardak üzerine yazı çalışmışlar ama resim çalışmamışlardı. Deneyelim dediler. O sırada ben yine umudu kestim ve cam boyası alıp deseni çizsem mi diye planlar yapmaya başladım.

Deli misin kahve arması yap kahve takımına dönüştür diyenler olsa da insan sevgilisini tanımaz mı? Kahve mi bira mı desem düşünmeden bira der. Ben de öyle :)

Neyse ki Canegem'den mail geldi. Kupaya denemişler, olmuş. Bardakları alıp gittim bir gün. O kadar iyi ilgilendiler ki anlatamam. Özellikle Teslime Hanım'ın bu hediyenin yapımındaki çabası bir hayli fazla :)

Sonunda bardaklarım ve altlıklarım oldu. Aslında ahşap istiyordum da işte bulamadım. Tahta kutusunu yaptırayım dedim başta. Sonra eve götüremem veya dışarda verirsem nasıl taşicaz adamın kargo gönderebileceğim bir adresi var ama evde kimse yok derken o tahta kutu karton kutuya döndü.





Bira araştırmaları başladı bir yandan da. Sonunda migrosta birkaç değişik şey buldum. Sırf şişesi güzel diye bir sürü içkiyi saklayan adam bunu da sever herhalde dedim. Zaten bardak altlıkları özel ilgi alanına giriyor ama bardak konusu tamamen benim ilgi alanımdı.

Beklediğimden daha çok beğendi:) o beğenince ben daha çok mutlu oldum. Tahta altlıkları da gösterdim yaptıramadım böyle istiyordum diye. Beraber yaptırırız, ben bulurum sen yeter ki iste diyince daha da mutlu oldum. İlk hediye operasyonum başarı ile tamamlandı kısacası ^-^



Sunday, June 8, 2014

Çok seviyorum!

Acayip seviyorum, öyle böyle değil. Benim gibi -kabul edelim- biraz soğuk insanı bile nasıl olup da sevgi dolu bir insana dönüştürdüğünü merak ediyorum bazen.

Daha bir gün önce tüm günü nerdeyse geçirsem de birlikte, ertesi gün uyandığımda da yanımda olsun istiyorum. "E hani ben yine özledim, görüşünce de mi geçmiyor özlemek?" diyorum. Hoş iki günü beraber geçirsek de gittiği anda aynı şeyi düşünüyorum yine ben.

Normalde kendimden dahi sıkılırım ben. Bu sefer de şu ruh halimi bozan herhangi bir şey, kişi, olay, durum, hal olursa amazon kadını gibi saldırmaya hazırım.

Endorfin iğnesi yapılmış gibiyim. Sebepsiz yere mutluluk doluyum. Düşün bu ara depresyona girecek derecede işten sıkıldım. Kaçacak yer arıyorum resmen. Ama yine de mutluluk doluyum işte. Hem de hayatımda sırıtmadığım gibi sırıtacak kadar.


- Bu sefer fotoğraf çekicem İpek, söyle Busem'e :D
+ Kuduruyor burda çekilin diye, fenalık geldi yahu! ne artistsiniz! Bu ne kapris?!
- Çok kaprisliyizdir 8-)
+ Bilseydik size özel fotoğrafçı tutardık :D
---------------

Eve dönecekken "neden gün bitti ki, bitmesin dursun burda. Kowalsky'nin yaptığı zaman durdurma makinesini getirin bana!" diyecek kadar özlüyorum. Anlayamazsınız :(







not: beni bilen nasıl bir Özge Borak hayranı olduğumu bilir. eyvah eyvah filmlerini sırf sapık gibi kendisini izlemek için izlemişimdir. Youtube'u açar sapık adamlar gibi oynamasını izlerim.
heh işte, dün anıl bana ona benziyorsun dedi. benim için nasıl bir iltifat olduğunun farkında değil :) "o kadını ben çok beğeniyorum, sen de ona benziyorsun" dedi. neden bayılan stv spikeri gibi tepki verdiğimi hiç anlayamadı tabi :D

Tuesday, May 27, 2014

Sağlıklı beslenme şeysileri falan

İğrenç bir espri ile başlayasım geldi "yeni brangelina mı olcaz ne" diyecektim başlıkta, insanlar görüp kaçar diye yazmadım. Ayıp.

Anıl haftada iki kilo veriyor olmamı kıskanmış olacak ki o da spora başladı 8-) yok be neyimi kıskansın benim. Ben daha maksimum 3 km yürürken o 10 km yürüyerek beni sinir krizine sokuyor anca.

Sanırım her şey fazla çikolatalı cumartesiden sonra gelişti. Ya birbirimizi gaza getiricez ya da yoldan çıkarıcaz. Yoldan çıkarılan halimiz hoş değil. Zaten çok deli yemek yemeyen iki insan berbat seçim yaparsa gider oh la la beatrice, cheesecake yer akşam yemeği niyetine. Şeker komasına 5 vardı. Zaman geçti oturduk Real Madrid vs. Atletico Madrid maçını izlerken benim yediğimiz çikolatalar yetmezmiş gibi yaptığım keki yedik. Getirdiğim kutuyu bitirmemiz sanırım 30 saniye falan sürmüştür.

şurda küçük bi not: şu anda aklıma geldi. maçı izlerken baya bildiğin amca muhabbeti yapmışım. "real'in kondisyonu çok iyi tabi, atletico dayanamadı uzatmalarda o tempoya, yorulunca hemen atağa başladılar" bu ne ya. kendime yabancılaştım şu an slfkdgjnb  :D

Şaka bir yana çok heveslendirdi beni onun da başlaması. myfitnesspal diye bir uygulama buldum, bayıldım. onu kullanıyoruz. ona 2000 kalori izin verirken bana 1200 vermesi metabolik kanunlara isyan etmeme neden oluyor tabi. yalnız türk kullanıcılar baya azimli, kısırın kalorisini bile eklemişler uygulamaya.

Sporda ağırlık çalışmalarına hız verdim, bir süredir bırakmıştım. kardiyo, zumba, yüzme vs takılıyordum. ama artık toparlanmam lazım biraz bu ara çok kilo verdim, sarkma olmasın. 

Giyecek pek kıyafetim kalmadı ve bu durumdan aşırı memnunum :D Yine de kıyafet almayı değil spor kıyafeti almayı planlıyorum. Çok tatlı şeyler var özellikle H&M'de ^-^ 25 tl'ye spor sütyeni satıyorlar, delirmiş bunlar!



Bu da çok güzeel :D



Sunday, May 4, 2014

Bu da kayıtlara geçsin

Hep güzel şeyler mi kayıtlara geçicek? Biraz da manyaklıklarım geçsin.



Dünya'nın en berbat sahili - Yenikapı
-Ölürseniz sizi bulmaları yıllar sürebilir-


Hayatımın en kötü migren atağını geçirdim cumartesi günü akşamüstü gibi. Her şey sanırım 1-2 dakikada oldu. Ataköy marina'da oturuyorduk ne güzel. Anıl hesabı ödemek için kalktı, geldiğinde nasıl değiştiysem artık "noldu sana?" diye şaştı kaldı. Yüzüm nasıl bir hal almıştı düşünemiyorum. Taksilere olan uyuzluğum yüzünden inat ettim taksiye de binmedim. Yenikapı'ya ulaşmaktı amaç, bir otobüse bindik. Dünkü şansıma da bütün otobüsler doluydu. Yanımda olmasa ben o gün napardım hiç bilmiyorum. Ezkaza başka bir yere gitmiş olsaydım ve tek başıma döneceğim bir yer olsaydı halim haraptı. Çünkü resmen ona tutunmuyor olsam düşer kalırdım. Baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, elimin ayağımın uyuşması aynı anda geldi. Hayatımda hiç böyle bir şey yaşamadım ben. Otobüste midem bulanmıştı ama elim ayağım tutuyordu. Ya da başımın döndüğü olsa da oturdum bir yere geçti gitti. Başım ağrısa da eve ulaşabilirdim. Hepsi bir anda gelince napacağımı şaşırdım, ayakta duracak halim kalmadı.

İnsanlar da tam bir mal. Ben birinin önümde öyle kıvrandığını görsem yer veririm. Yüzüme, dik dik gözüme bakıyorlar ve izliyorlar. İnsan ayırmayı sevmem ama maalesef semtten semte insanlar da değişiyor. İnkar edilemez artık bu benim için. Burada oldu ki iki saniye gözümü kapatsam yorgunluktan otobüste veya minibüste, en yaşlısından en gencine kadar millet seferber oluyor. Yorulup kapı önündeki merdivene oturduğumda "kızım iyi misin istersen gel buraya otur" diyen teyze bile gördüm ben. Bir de böyle gereksizler var işte.

Ya birine diyecektim yer isteyecektim. Anıl tabi o an daha mantıklı düşünebildiği için indik otobüsten. Bir durak kalmış meğerse ama lanet olası trafiğin tıkanası geldi. Öyle de lanet bir yer ki etrafta hiçbir şey yok. Biraz dinlendikten sonra kendime geldim, yürümek de iyi geldi sahilde. Kazlıçeşme sahilini de görmedim demem.

Buna rağmen, yine de çok güzeldi be! Evet aslında hepsini bundan yazdım. Kayıtlara geçsin, bu kadar berbat hissettiğim bir günde bile mutluydum ya, nasıl birine rastladım ben de bilmiyorum.