Showing posts with label konser. Show all posts
Showing posts with label konser. Show all posts

Monday, April 28, 2014

Büyük konuşmamak gerek diyorum hep

Ama kendime dinletemiyorum işte. Daha kaç gün oluyor şunu paylaşalı?


Cumartesi Zorlu Center'a gittik. Tek odak noktamız Apple Store, hadi benim biraz da HM idi. Lütfen o kadar büyük avm olmasın ya. Alt tarafı sadece 2 yere baktık. Bir de yemek yedik ama saatler harcadık yolumuzu bulabilmek için.

Apple Store güzel bak, ona bir şey diyemeyeceğim. Note 3'üm ile orada Anıl'ı birazcık rezil etmiş olsam da, "apple büyük ekran telefon çıkartsın, alırım ama" diyerek anlaşmaya vardık sanıyorum ki :D Yoksa o Micheal Kors kılıflar/çantalar için az kalsın iphone alacaktım ben zaten.

Eataly'e gidemedik çünkü Fulya az kalsın "bizsiz giderseniz hakkımı helal etmem" diyecekti. Bu durumda en az bir kez daha Zorlu'ya gidicez demektir :/

İki saat geçtikten sonra gel biz çıkalım şurdan dedim de dışarda bir yere gidip oturduk. Her yerde avm olması ve her şeyin avm'ler içinde olması çok sinir bozucu. Zaten elektrik yükleniyorum avm içlerinde. Sırf o yüzden bile uzak durmak istiyorum.

Önümüzde Tarkan konseri var ama benim canım feci şekilde Kenan Doğulu konserine gitmek istiyor. Tarkan'a annemle gidicez belli ki, ama Kenan Doğulu'nun olur da konseri olursa zor kullanarak da olsa Anıl'ı götürücem. Kayıtlara geçsin. Sonra da şu çaldığında kopmayı planlıyorum :D Böyle saçma planlarım var şu aralar işte.



Kenan Doğulu - Kalp Kalbe Karşı | izlesene.com

Thursday, April 24, 2014

TARKAAAAAAAAAAAAAAAN!

Hayranıyım. Hiç inkar etmiyorum. Bildim bilesi demeyelim (kendisini ilk görmüşlüğüm bir akrabanın evinde bayram ziyaretindeydi, ancak o zaman ünlü değildi zaten) ama ünlü olduğundan beri hayranıyım. Çocukken belli edemezdim çünkü babanem dişleri ayrık diye sinir olurdu. Babanemin garip fiziksel takıntıları vardı, evet. Aynı sebeplerle Çelik'i de severdi mesela. Burdan ne kadar saçma bir hayat anlayışı olduğunu çözebiliriz. Neyse, geçelim.

İTÜ'de konser verecekmiş kendisi. Yaşar'ın konserine bile iki kere gitmiş bir insan olarak hatta Yaşar ne ki Ceceli'yi üç kere, Kenan Doğulu'yu dört kere izlemiş insanım (sebep: can sıkıntısı). Gitmemiz neredeyse kesin gibi. Konu Tarkan olunca çocukluk travmamı gerçekleştirmeye kalkabilirim de. Yani şarkı aralarında "TARKAAAAN!" diye bağıran kız olabilirim (eheheh, NO! Şakası bile komik değil).

Fulya fotoğrafımızı kimse yok diye instagram'a atmıştı sadece (kız bu an için senelerce bekledi, bir nevi hakkı), ancak teyzemin kendisini takip ettiğini düşünemedi herhalde. Ben de geçen gün doğum gününü kutlamak için aradığımda teyzemin sesindeki imadan sezdim "yoksa görmüş olabilir mi?" diye. Bilemiyoruz durum nedir ama teyze, sen ki bana en post-modern halinle "ex'ten next olmaz" tavsiyesini vermiş, "AŞK" yazıp albüm paylaşan kadınsın. Bence bir fotoğrafın aramızda lafı olmaz. Hoş görmese de anlatacaktım, zaten babamla ve annemle konuştukları yok. Annemle neye kavga edersiniz, etmezsiniz bilmem ama teyze dendiğinde sadece sen geliyorsun aklıma. Senle konuşmicam da kimle konuşcam!!! Konuşmasam da bir gün Kadıköy'de karşımıza çıkma ihtimalin bile %90. Böyle de bir gerçek var.

Dün çok önemli bir işim varmış gibi sabahın köründe uyandığım, ardından İpek'in arkadaşları gelecek diye mutfağa giriştiğim, bir de üzerine alerji denen lanetle uğraştığımdan akşam 6 gibi annemlerin yatağında sızmışım. Gece 11.30 falandı herhalde uyandığımda. Anıl birkaç bişi yazmış, bakmış oyunla ilgili yazdıkları şeyler bile dikkatimi çekmiyor hemen anlamış "bu kız yine uyuyakaldı kesin" diye. Tanıyor adam, yapcak bişi yok. Bu aralar iş yerinde bile uyuya kalma potansiyelim var çünkü.

----- ertesi gün -------

Teyzem tabi ki Anıl'ı öğrenmiş, hatta teyzemin de sevgilisi varmış. Ahahaha! Tahmin etmiştim 8-) Artık Kadıköy'de dolaşırken "şu sokağa girmesek iyi olur" dememe gerek yok. Ailecek bir rahatladık bize ne olduysa?

Feci derecede hastayım. Öyle böyle değil, fena hastayım. Alerji ve nezle kombinasyonu ile boğuşuyorum. Ameliyat olduğumda böyle eziyet çekmedim ben. Sabah bir ara acaba rapor alıp işe gitmesem mi diye bile düşündüm. Neyse, geldik artık bir kere.

Bu akşam artık gider konser biletlerimizi alırım.


Sunday, May 26, 2013

Fallara tepki olarak yaşamak?!

Sanırım benim şu anki halimi en iyi özetleyen başlık bu olur.

Tam kaderci sayılmam; tercihlerin insanların hayatında asıl etkili olan şey olduğunu düşünüyorum. İstemezsem olmamasını seçebileceğim şeyler de var.

En basiti, çevirmen olarak hayatıma devam etmek istemiyorum dedim. Etmiyorum.

Ben bu insanla bir ömür geçiremem dedim. Geçirmiyorum.

Uyuz ve ancak yıllar sonra farkına varabildiğim haşimatoya rağmen incelticem bu tombilik vücudu dedim. İnceldi ve devam ediyor.

Ancak istisnasız herkes bir konuda çok büyük konuştuğumu söylüyor. Ayrıca da o dediğimin tersini yapacağımı.

İşte o yüzden buraya yazıyorum. Olur da bir gün herkesin dediği şey çıkarsa, karşıma gelirse bu şey, bu yazdıklarımı hatırlayayım.

İçimde bir parça da olsa bunun gerçekleşmesini isteyen, bilinçaltımı kirleten, bilincimin çok mantıklı açıklamaları var neden olmaması gerektiğine dair.

O yüzdendir ki, herkesin dediğinin tersini yapacağım.

29.04.2014 editi: Seviyorum kendimi 8-) beklentileri boşa çıkarttım, kendi bildiğimden şaşmadım. Çok da mutluyum 8-)

btw: Cuma gecesi Kenan Doğulu konserindeydik YTÜ'de. Çok klasik ancak yine Deniz ile bu şarkı sana/bana söylensin oyununu yaptık (yapmazsak konserin ne anlamı var?)


Bu bilgilere göre: bir zahmet şu şarkıyı bana kim söylüyorsa bir an önce ortaya çıkabilir mi? 





ekstra not: Sevgili YTÜ öğrencileri! Sahneden inen şarkıcıyı bis'e çağırmamak nasıl bir angutluktur? Adam kendi kendine bis yaptı lan?! Ama iyi oldu sayenizde en öne geçebildik :D

Tuesday, May 21, 2013

I'm in lo-o-o-o-ve!



Bu aralar çok fena takıldım ben bu şarkıya. Dinledim mi sanki gerçekten bu aralar aşık olmuşum da bulutlarda geziyormuşum etkisi yaratıyor.

Bugün karar verdim ki; bugünden sonra yeni maceralara hazırım! Öncesinde böyle bir fikrim yoktu nedense.

Bu cuma bir senenin ardından ilk defa Yıldız Teknik Davutpaşa kampüsüne gidicem. Ama maksat lanet olası iş değil; Kenan Doğulu konseri! Bahar etkisi işte, dağıtmak istiyor insan.

Boşver hepsini de, şarkı gerçekten çok etkileyici! :D

Sunday, December 16, 2012

Meraklı Köfteci ve Konser Maceraları

(Yazdığım gün göndermedim. -Biraz- düzeltilmiş halidir. Asıl yazıldığı tarih: 14 Aralık 2012)


Yine dağ gibi çevirim var ama ben oturup yazı yazmayı uygun görüyorum. Hiç şaşılmayacak bir şey bence!?

Ceceli'ciğimin konserine iştirak ettik tabi ki. Gitmemiz 2 numaralı İETT hattının 65 yaş ve üzeri teyze ve amcalar tarafından işgal edilmesi nedeniyle biraz aksadı. Anlamıyorum akşam saatinde -trafiğin en karışık olduğu anlarda- ne işleri var? Fıstıkağacı-Göztepe ilişkisinin 65 yaş üzeri insanlarla olan ilgisini çözersem; bu konu üzerine tez yazarım gibime geliyor. Direksiyon dersleri alıp babamı ikna etmeme ve arabaya el koymama neden oldular o da güzel bir şey tabi.

Araba kullanamıyor değilim, çoğu bildiğini sanandan iyiyimdir ama işte babam & paranoyaları. En kolayı ise 300 lira verip ders almak. Giden param oluyor her durumda, tabi bir de zamanım. Ama ne demiş Oscar'cığım, "Bana lükslerimi verin, gereksinimlerim olmadan da yaşarım".

Neyse işte, yine yerimiz pek matah değildi konserde. İlk 20 dakika tüm seyirciler sesi kısık televizyon izlemeye çalışır gibilerdi. Çünkü akustik berbattı. O 20 dakika boyunca Ceceli her bize döndüğünde duymadığımızı belirtmek için yapmadığım kalmadı. Yanımda kağıt kalem olsa yazıp gönderecektim duymuyoruz diye ama neyse ki biri akıl etti yazıp yollamayı ve 20. dakikadan (ve yaklaşık 4. şarkıdan sonra) dediklerini anlamaya başladık.

Bir bahar şenliği konseri değildi tabi, önde VIP'de oturan ve tiyatro izler gibi duran ve aşırı hareketli Ceceli'den etkilenmiş/hipnotize olmuş bir seyirci grubu vardı. Gerisi de pek genç değildi seyircilerin. Adam coşturmaya çalışsa da kalkıp oynayan bile yok "yhaaa biz romantik takılcaktık diye geldik olmadı kiii" sevgilileri vardı bol miktarda. Bunu her romantik şarkıda birbirlerine yapışmalarından anlayabilirdiniz zaten.

Deniz'le artık bir fenomen haline gelen "şarkı tutmaca" geleneğimiz konserlerde de devam ediyor tabi! (Balıkesir'e gittiğimizde arabasına bindiğimiz her insan evladı bu sebeple bizden nefret etmiş olabilir / hatta 2 saat bizimle yolculuk etmek zorunda olanı hiç düşünemiyorum)

Deniz'in şansına Sensiz Olmaz ki çıktı. Güzel, mantıklı, eğlenceli bir şarkı. Bana ne çıktı? Tabi ki "Dön". Tabi bu arada şarkılarımızın "bana mı söyleniyor yoksa ben mi söylüyorum" gibi kategorileri var. Bunlar bize söylenenlerdi. Gariplik şu ki ömrümde kimseden ben ayrılmadığım için kimsenin bana Dön diyemeyecek olmasıydı. Hoş bir tek kişi diyebilir, ama kendisini birkaç hafta önce hayırlısıyla evlendirdiğimizi öğrendim. (İşte meraklılık kısmı burada başlıyor aslında)

Konser sonrası zar zor taksi bulup Fufu'lara geçtik. Aslında Emre, tam Ceceli bis yapmaya geldiğinde sahnede Ceceli ve arkada oynayan bizi çekmiş ama hala fotoğrafları bekliyorum :D

Emre'nin becerilerini konuşturup tost tavasında yaptığı kestaneler ve Baileys ile karıştırılmış filtre kahve ile tam bir kış gecesi yaptık. Emre'nin uyuması ile beraber de dedikodu kısmına geçtik. Nihahaha!

Deniz ile İpek bilgisayarı ellerine geçirince bırakmıyorlar, her şey Fufu'nun ünlü ve "pek sevimli(!)" yöneticisinin fotoğrafını aramakla başladı. Sonra oydu buydu derken (hatta benim en başta ismini google'da aratmayacağım konusunda kendi kendime söz verdiğim insana bile bakmalarından - benim ise bakmamamdan sonra) sıra evlenen vatandaşa geldi. Normalde merak etmem böyle şeylere, ilgilenmem çünkü. Hani ne bileyim görünce üzülürüm falan diye. Ama işte bununla ilgim alakam o kadar bitmiş ki evlenmiş diye sevindim ciddi ciddi. Tek sorun evlendiği kişiyi çok fena merak etmem. Aksi gibi o da internet ortamında ortaya çıkmıyor. (Not: denk gelir de okursa rezil olduğumun resmidir bu da)

İpek'i sorguladık biraz, Ece ise aramıza ilk defa katıldığından yırttı tabi :)

Ertesi gün Fufu deneysel çalıştı ve bize baileys'li türk kahvesi yaptı. Sonuç mükemmeldi :D Çok beğendik.

Sonra geçen gün yine bir Merter Kahve Dünyası buluşması düzenledik. Bu bizim kendimizi çok kötü hissettiğimizde yaptığımız buluşmamız. Bir kahve içer, fal kapatır, soğuyana kadar konuşur, ardından fala bakar, kalkarız. En fazla iki saat sürer ama ikimizi de psikologa gitmekten bir süreliğine kurtarıyor :D Daha önce kendimize bile itiraf etmekten çekindiklerimizi anlatıyoruz çünkü. Orada öyle bir ortam oluştu. İnsanın her şeyi anlatası geliyor. Mesela ben bu sefer neredeyse 1.5 sene geçtikten sonra hiç ne kadar üzüldüğümü insanlara belli etmemiş olduğumu fark ettim. Hep geçiştirmişim, dalga geçmişim, olanlardan etkilenmediğimi belli etmek için ne varsa yapmışım. Benim huyumdur zaten önemli ve beni üzen bir şey olursa sonuna kadar dalga geçerim. O zaman sanki daha katlanır oluyor her şey. Herkese de bunu büyük bir dalga konusu gibi anlatırım.

....... (burada gereksiz bir sürü şey yazmıştım)

Arkadaş, çevirim var ya hala 10 sayfa kadar, ben destan yazdım resmen! Yalnız şunu yazmadan geçemeyeceğim, Çin'e çakma Mustafa Ceceli üretsinler diye teklif göndermeyi düşünüyorum. Deniz'in konserde 50 kere tekrarladığı gibi "Allah sahibine bağışlasın!" :D Fekat; böyle bir varlık evde iken insanın sıkılması mümkün değil ki? Giydir oturt karşına izle, sıkılınca ver eline orgu çalsın, ondan sıkılırsan darbuka çalar, ondan sıkılırsan da onu bırakıp başka bişe çalar.

Bu kadar yazdım, şimdi ise göndermesem mi diye düşünüyorum. Bilemedim.



------------------------


Ve bugün:

Bu yazıyı yazdıktan sonraki sabah çeviri işime tamamen nokta koydum. Yani çeviri derken "ıvır zıvır" çevirilerine. Artık -olursa- kitap çevirisi yapmayı planlıyorum. Hocalarımla da konuştum, elimden geldiğince dış haber servislerine geçmeye çalışacağım bakalım. Çünkü hepsi de tercümanlık deneyimimi kullanıp dış haberlerde çalışmamın daha doğru olacağını söylüyor. Bakalım artık, hayırlısı :)

Tuesday, December 4, 2012

Ceceli, bekle bizi oğlum!

Her şey İpek'le aynı gece benzer rüyaları görmemizle başladı. İkimiz de rüyamızda Ceceli konserine gittiğimizi görmüşüz. Şans bu ya, bu hafta da Ceceli'nin konseri var Bostancı'da. Ben Fufu'yu arayıp bak böyle rüya gördük diye anlatırken onların evde de tv'de Ceceli'nin klibi varmış. Bu bir işaret olmalı dedik ve şöyle bir araştırdık ki fırsatını bulduk biletlerin. Kaçar mı? Tabi ki hayır.

Bu kadar rüyanın bir nedeni olmalı co? Bence çok fena eğlenicez bu Cumartesi. Onun işareti tüm bu rüyalar :D Hoş, Deniz "Ya adam sabah karısıyla kavga eder de hareketli şarkıları bile ağır makamda söylerse napcaz?" dese de, sanmıyorum.

Gece çarpışan arabalara binicez daha ne olsun?! "Nasılsa aramızda tehlikeli şeylere binen yok" derken Deniz bana bi uyarıda bulundu farkındayım. Ankara'ya gittiğimizde Cankat, Deniz ve Fufu'ya yalvardım dönmedolaba binelim diye, sonra gözlerimi açamadım. Aynısı seneler önce YTÜ'de gondola bindiğimizde de olmuştu. Kısaca; gaza getiririm, sonra da deli gibi korkarım.

Ceceli'ye not: Yine konsere Es ile başla, eselim bebeğim!