Showing posts with label excell london. Show all posts
Showing posts with label excell london. Show all posts

Wednesday, October 8, 2014

Pek sevgili 12. doktor

Sevdim ben bunu. Çoğu kişinin ve Moffat'ın aksine boylu poslu yakışıklı doktorlar peşinde değilim.

İlk olarak çocukluğundan beri bir hayran olması "eneem bu da David gibi" dedirtiyor. Ne bileyim, Matt'te yakalayamadığım doktorluğu bunda yakaladım gibi. Benimsedim.

Clara'yı sevemedim. Sever gibi oldum başlarda - kabul, ama şu anda nefret ediyorum.

Sen kim köpeksin de kalkıp Doctor'a "uff snn be slkk##" diye trip atıyorsun?!

Bunun suçlusu tabi ki oyuncular değil. Beş bin senedir kadın karakter yazmayı öğrenememiş olan Holivud aşığı Moffat'çığım.

Adamda önlenemez bir cinsiyetçilik var bir kere. Hani modern ve eşitlikçi olduğunu zannedip içten içe ataerkil toplumu benimseme ve yüceltme durumu. Dikkat ederseniz onun yazdığı hikayelerde kadın hep bir gereksiz her şeye ağlama eğiliminde. Hele ki Davies dönemi sonrasında karakterleri de kendisi idare ettiği için genel olarak karakterlerinde bir sığlık mevcut. Senelerce Amy'i izledik, Rose kadar tanıyabildik mi? Hayır. Çünkü karakterlerinin 3. bir boyutu yok. Amy her zaman bilmiş, bencil, şirin ile seksi arası bir şeydi. Rory her zaman mükemmel adamdı. Karakterleri süreç içerisinde gelişmedi, oldukları yerde kaldılar.

Hadi Amy ile Rory sempatik tiplerdi, iyi oyuncuydu, idare ettiler. Şimdi Clara gibi bir tip, ömrünü Doctor'u oynamaya adamış bir adam karşısında ezilmiş durumda. Moffat bunu kapatmaya çalışırken histerik bir kadın karakter yarattı. Hani şu anda anketlerde en sevilmeyen companion seçiliyor, o derece berbat etti işi.

Bu dizide millet ana kuzusu değil de sevgili kuzusu Mickey'i, manyak Donna'yı, hatta ve hatta itici Martha'yı bile sevdi. Sen Moffat, çıtı pıtı bir kızı sevdiremedin bize.

Bu dizinin başına gelen en iyi şeylerden biri Russel T. Davies'in tekrardan canlandırması, en kötü şeylerden biri ise Davies'in işi bırakmaya karar vermiş olması olmuştur sanırım. En fenası ise Davies'in gidip bu işe Moffat'ı getirmesi tabi.

Ne diyeyim, hazır canlı canlı görmüşken Moffat'ın kafasına iki vurup "Olm bırak bu işleri git sherlock yaz" deseydim keşke.


Thursday, August 22, 2013

Fuck this thing in particular

Ne yazacağımı bilemediğim bir gündeyiz yine.



Şununla başlayalım mesela; bütün paramı gezmek için harcadım/harcıyorum. Taa doğum günümde bir yazı yazmıştım, doğum günüme girerken yoldaydım sanırım bu sene çok gezicem diye - çok fena şekilde doğru çıkıyor.

Bir blog olarak yaptıklarımı buraya yazmam gerekir - bir nevi günlük olarak. Ama her şey o kadar hızlı oluyor ki hangisini yazayım bilemiyorum.

İlk defa yaz aylarında çalışıyordum. Zannediyordum ki bu sene hiçbir yere gidemem. Hiç de öyle değilmiş. Hafta sonlarını bile etkin biçimde kullandım :D

En son bir değişiklik olsun Çınarcık'a gidelim dedik. Hayatımın en güzel günlerinden 2'sini geçirdim diyebiliriz. Zamanım olsa bir süre hayatımın çimenlik alandaki şezlonglar ve beach restoranı arasında geçmesini, durmadan bizimkilerle diğer insanların tipleri & giydikleri konusunda dedikodu yapmayı, gece ise her ne kadar küçük olsa da Kio'ya gidip saçma salak dans etmeyi isterdim. Bu yüzden babamın Çınarcık'ta yazlık alma fikrine önceden ne kadar karşı çıksam da, şu sıralar can-ı gönülden destekliyorum :D

Kurban Bayramında veya şöyle diyeyim herhangi bir bayramda ilk defa evde olmayabilirim. Zaten ziyaret eden/edilecek kimse yok. Şimdilik plan Kıbrıs gibi görünüyor. Yine de henüz somut bir adımımız yok. Olmasına da gerek yok, son anda karar verip Yunanistan'a gitmiş kişileriz ne de olsa.

Kasım'da İngiltere'ye gidiyorum! Hem de Doctor Who'nun 50. yıldönümü kutlamaları için! Kaç akıllı, kaç fangirl kalkıp Londra'ya gider bilemiyorum. Uçak biletlerimizi neredeyse 8 ay öncesinden aldık vazgeçmeyelim diye; henüz filmi nerede ne zaman çıkacak bilmediğim için onun biletlerini alamadım ama kutlamaları için London ExCel'deki etkinliğe biletlerimiz hazır. Hatta Matt Smith'le çektireceğim fotoğrafın sırasını dahi aldım. Dönüşte ofisteki masamı süsleyecek kendisi :D Bir de Catherine ve David'i görürsem dünyada benden daha mutlu kimse olamaz sanırım.

Bu sefer akıllılık edip pasaportumu on yıllık aldım. Bu da demek oluyor ki artık pasaport çıkarmaya üşenmek yüzünden bir yere gitmeme sorunum kalmadı. Vize sorunumuz da şirket sayesinde sorun olmaktan çıktığı için bir hafta sonu Barcelona'dayım dersem kimse şaşırmasın.