Showing posts with label Müzik. Show all posts
Showing posts with label Müzik. Show all posts

Monday, March 9, 2015

7 Mart 2015

Son zamanlarda geçirdiğim en eğlenceli hafta sonlarından biriydi.

Önce ani bir kararla anneme gel alışverişe gidelim dedim. Ahmet'in telefonla tacizlerine rağmen 3-4 saat ana-kız zamanı geçirdik. Annem bile en son eve giderken "arada yapalım, özlemişim seninle gezmeyi" dedi :)

Akşam 6 gibi Anıl'la Kadıköy'de buluştuk. Biraz takıldık işte 1 saat kadar. Waffle bile yedim kabul ediyorum. 2 beden küçülmüş iken pek mantıklı bir hareket olmadı ama olsun.

Sonra çıkıp Fulyalarla buluşmak üzere Maltepe'ye geçtik. Meyzen Fasıl diye bir yere gittik. Ancak fasıldan önce o geceye özgü bir adam çıktı sahneye. O adam nerede çalıyorsa oraya gitmek lazım! Akla gelebilecek her şeyi çalıyor - Hotel California'dan Beni Benden Alırsan Seni Sana Bırakmam'a geçti - yani tam benlik :)

Fiyatlar falan da çok iyiydi. Ana yemek almadık ama masada meze çeşitlerinin neredeyse hepsi vardı (10 çeşit yaklaşık) - kalamar, karides güveç, patates, paçanga gibi akla gelen tüm ıvır zıvır da alındı. 50'lik söyledik, Fulya bira içti. Tüm bunlara kişi başı 50 lira falan verdik. Izgaraların 15 lira civarı olduğu düşünülürse yemek yesek de çok fazla değişmeyecekti fiyat. Baharda bahçe kısmı açılınca bir kez daha gitme kararı aldık.

Bu arada ben hafiften kafayı bulmuş olabilirim. Doktor şarkısı çalınca, üstüne Anıl eşlik etmeye kalkınca şarkıya biraz gülme krizi geçirmiş olabilirim. Bir de Anıl "şu kadın niye bana bakıyor?" diye söylenince "HANGİSİYMİŞ O?!" diye ayağa fırlamış ve masayı krize sokmuş olabilirim. Anadolu yakasını sevme sebeplerimden biri de insanların birbiriyle çok daha kolay kaynaşması. Yan masamızda kalabalık bir aile vardı mesela. Müzik ara verdiğinde onlar söylemeye başladı biz eşlik ettik, kendi kendimize eğlendik :)

4 tek içtiğimde normal şartlar altında aşırı sarhoş olmam lazımdı - insülin ilacının etkisi. Ama akıllıca mı dersin salakça mı dersin bilmem, ilacı almadım. O yüzden çok hafif çakırkeyif oldum anca. Anıl da zannediyordu ki iyi içiyorum. Teey tey :D






Thursday, September 18, 2014

Pastel Renklere Aşık Olabilirim

Çok güzel değil mi kullanılan tüm renkler? Özellikle Meghan'ın giydiği tüm kıyafetleri istiyorum!

Hayır zaten kumrala kaçan sarı saç üzerine pastel pembe boya yapma hevesim var senelerdir, yine başladı bunu görmemle :/




Saturday, September 6, 2014

Ayıp bana

Bu şarkıyı bilmiyormuşum. Şundan bir sene önce olsa ne dinlerdim biliyor musun?

Bu arada bu kanalı takip edin youtube'da bence. Ben çok beğendim. Tam aşık olduğum kadın sesi.





Mutlu olun ama insanlar. Mutsuzluk kötü bir şey.

Because:


Friday, July 25, 2014

'cause honestly you turned out to be the best thing i never had

Ben bu ne demek anlamıyordum. Ama biraz zor olsa da anlamış bulunuyorum. Bu aslında tam olarak bir kişiye değil de toptan tüm eski sevgililere yazılmış bir şarkı sanırım. "iyi ki de olmamışsınız, Allah korumuş beni" şarkısı bu :D




Thursday, May 29, 2014

Bundan istiyorum, aynısından!

Beyonce'nin en uyuz olduğum şarkısı olmasına rağmen, en güzel hali burada resmen. Başında ve sonunda kot ve beyaz üstle durduğu gibi durayım, daha fiziki açıdan bir beklentim kalmaz kendimden :)


Saturday, February 1, 2014

Bir önceki yazdığımda şarkı keşfettim demiştim ya, yanlış olmuş o. Adamın tüm albümü mükemmel olmuş. Ben ki bkm mutfakta iken bu adam ve tüm diğerlerine uyuz olmuşumdur. Başkalarına verdiği şarkılar yüzünden de şarkıcılığından pek umutlu değildim. Yanılmışım. Kendine saklıyormuş en güzellerini.

Hangisini beğeneyim bilemedim. Ama ilk 5'i ayrı güzel diyebilirim.


Tuesday, July 2, 2013

Kimin yüzünden?

Seenden ötürü be diyerek cıvıklaşmıyorum. İşin garibi bugün bu şarkıyı paylaşıcam diye karar vermiş olmama rağmen mütemadiyen cıvıyasım var.




O zaman sendeyiz F.D.

in memory of 02.07.2011 bebişim

Saturday, May 11, 2013

-di aslında

Bu adam bu kadar hüzünlü şarkı yapıyor muymuş ki? En çok da dümdüz söylemesini seviyorum söyleyeceklerini. Arada edebiyat yapma çabası yok. Dümdüz.


Sunday, April 28, 2013

Haftasonu Saçmalamaları No: 3

Bu adamı dünyanın en güzel "motherfucker" diyen şahsı ilan etmek istiyorum buradan (2.20'den itibaren). Son zamanlarda işten dönünce yapmaktan en çok zevk aldığım şey bu şarkıyı dinlemek. Playstation da sonunda akıl etmiş ve bir youtube uygulaması çıkarmış da rahat rahat HD dinleyebiliyoruz/izleyebiliyoruz videoları.



Ben rap dinleyecek insan mıydım Macklemore? Ayrıca kendisinin geyikli kazağına, batmak pijamasına ve yeşil kazağına bayıldığımı belirtmeliyim. Pembe takım elbiseli adamın ise (kendisi Wanz oluyor) '61 doğumlu olduğuna inanmak güç!

Alakalı ya da alakasız şu anda bilemedim ancak PSY'nin son şarkısı berbat. Ancak lanet gibi insanın aklından çıkmıyor. Bir kere dinlediğinde tüm gün "mother father gentleman" diye beyninde tekrarlıyor kendini. Kurtulmak imkansız. Matırfatı' centılmın. Dansının ise tamamen Psy'nin İstanbul'a geldiğinde izlediği Ankara'nın Bağları videosundan araklandığını hissediyorum. Olabilir, neden olmasın?




Sunday, December 16, 2012

Meraklı Köfteci ve Konser Maceraları

(Yazdığım gün göndermedim. -Biraz- düzeltilmiş halidir. Asıl yazıldığı tarih: 14 Aralık 2012)


Yine dağ gibi çevirim var ama ben oturup yazı yazmayı uygun görüyorum. Hiç şaşılmayacak bir şey bence!?

Ceceli'ciğimin konserine iştirak ettik tabi ki. Gitmemiz 2 numaralı İETT hattının 65 yaş ve üzeri teyze ve amcalar tarafından işgal edilmesi nedeniyle biraz aksadı. Anlamıyorum akşam saatinde -trafiğin en karışık olduğu anlarda- ne işleri var? Fıstıkağacı-Göztepe ilişkisinin 65 yaş üzeri insanlarla olan ilgisini çözersem; bu konu üzerine tez yazarım gibime geliyor. Direksiyon dersleri alıp babamı ikna etmeme ve arabaya el koymama neden oldular o da güzel bir şey tabi.

Araba kullanamıyor değilim, çoğu bildiğini sanandan iyiyimdir ama işte babam & paranoyaları. En kolayı ise 300 lira verip ders almak. Giden param oluyor her durumda, tabi bir de zamanım. Ama ne demiş Oscar'cığım, "Bana lükslerimi verin, gereksinimlerim olmadan da yaşarım".

Neyse işte, yine yerimiz pek matah değildi konserde. İlk 20 dakika tüm seyirciler sesi kısık televizyon izlemeye çalışır gibilerdi. Çünkü akustik berbattı. O 20 dakika boyunca Ceceli her bize döndüğünde duymadığımızı belirtmek için yapmadığım kalmadı. Yanımda kağıt kalem olsa yazıp gönderecektim duymuyoruz diye ama neyse ki biri akıl etti yazıp yollamayı ve 20. dakikadan (ve yaklaşık 4. şarkıdan sonra) dediklerini anlamaya başladık.

Bir bahar şenliği konseri değildi tabi, önde VIP'de oturan ve tiyatro izler gibi duran ve aşırı hareketli Ceceli'den etkilenmiş/hipnotize olmuş bir seyirci grubu vardı. Gerisi de pek genç değildi seyircilerin. Adam coşturmaya çalışsa da kalkıp oynayan bile yok "yhaaa biz romantik takılcaktık diye geldik olmadı kiii" sevgilileri vardı bol miktarda. Bunu her romantik şarkıda birbirlerine yapışmalarından anlayabilirdiniz zaten.

Deniz'le artık bir fenomen haline gelen "şarkı tutmaca" geleneğimiz konserlerde de devam ediyor tabi! (Balıkesir'e gittiğimizde arabasına bindiğimiz her insan evladı bu sebeple bizden nefret etmiş olabilir / hatta 2 saat bizimle yolculuk etmek zorunda olanı hiç düşünemiyorum)

Deniz'in şansına Sensiz Olmaz ki çıktı. Güzel, mantıklı, eğlenceli bir şarkı. Bana ne çıktı? Tabi ki "Dön". Tabi bu arada şarkılarımızın "bana mı söyleniyor yoksa ben mi söylüyorum" gibi kategorileri var. Bunlar bize söylenenlerdi. Gariplik şu ki ömrümde kimseden ben ayrılmadığım için kimsenin bana Dön diyemeyecek olmasıydı. Hoş bir tek kişi diyebilir, ama kendisini birkaç hafta önce hayırlısıyla evlendirdiğimizi öğrendim. (İşte meraklılık kısmı burada başlıyor aslında)

Konser sonrası zar zor taksi bulup Fufu'lara geçtik. Aslında Emre, tam Ceceli bis yapmaya geldiğinde sahnede Ceceli ve arkada oynayan bizi çekmiş ama hala fotoğrafları bekliyorum :D

Emre'nin becerilerini konuşturup tost tavasında yaptığı kestaneler ve Baileys ile karıştırılmış filtre kahve ile tam bir kış gecesi yaptık. Emre'nin uyuması ile beraber de dedikodu kısmına geçtik. Nihahaha!

Deniz ile İpek bilgisayarı ellerine geçirince bırakmıyorlar, her şey Fufu'nun ünlü ve "pek sevimli(!)" yöneticisinin fotoğrafını aramakla başladı. Sonra oydu buydu derken (hatta benim en başta ismini google'da aratmayacağım konusunda kendi kendime söz verdiğim insana bile bakmalarından - benim ise bakmamamdan sonra) sıra evlenen vatandaşa geldi. Normalde merak etmem böyle şeylere, ilgilenmem çünkü. Hani ne bileyim görünce üzülürüm falan diye. Ama işte bununla ilgim alakam o kadar bitmiş ki evlenmiş diye sevindim ciddi ciddi. Tek sorun evlendiği kişiyi çok fena merak etmem. Aksi gibi o da internet ortamında ortaya çıkmıyor. (Not: denk gelir de okursa rezil olduğumun resmidir bu da)

İpek'i sorguladık biraz, Ece ise aramıza ilk defa katıldığından yırttı tabi :)

Ertesi gün Fufu deneysel çalıştı ve bize baileys'li türk kahvesi yaptı. Sonuç mükemmeldi :D Çok beğendik.

Sonra geçen gün yine bir Merter Kahve Dünyası buluşması düzenledik. Bu bizim kendimizi çok kötü hissettiğimizde yaptığımız buluşmamız. Bir kahve içer, fal kapatır, soğuyana kadar konuşur, ardından fala bakar, kalkarız. En fazla iki saat sürer ama ikimizi de psikologa gitmekten bir süreliğine kurtarıyor :D Daha önce kendimize bile itiraf etmekten çekindiklerimizi anlatıyoruz çünkü. Orada öyle bir ortam oluştu. İnsanın her şeyi anlatası geliyor. Mesela ben bu sefer neredeyse 1.5 sene geçtikten sonra hiç ne kadar üzüldüğümü insanlara belli etmemiş olduğumu fark ettim. Hep geçiştirmişim, dalga geçmişim, olanlardan etkilenmediğimi belli etmek için ne varsa yapmışım. Benim huyumdur zaten önemli ve beni üzen bir şey olursa sonuna kadar dalga geçerim. O zaman sanki daha katlanır oluyor her şey. Herkese de bunu büyük bir dalga konusu gibi anlatırım.

....... (burada gereksiz bir sürü şey yazmıştım)

Arkadaş, çevirim var ya hala 10 sayfa kadar, ben destan yazdım resmen! Yalnız şunu yazmadan geçemeyeceğim, Çin'e çakma Mustafa Ceceli üretsinler diye teklif göndermeyi düşünüyorum. Deniz'in konserde 50 kere tekrarladığı gibi "Allah sahibine bağışlasın!" :D Fekat; böyle bir varlık evde iken insanın sıkılması mümkün değil ki? Giydir oturt karşına izle, sıkılınca ver eline orgu çalsın, ondan sıkılırsan darbuka çalar, ondan sıkılırsan da onu bırakıp başka bişe çalar.

Bu kadar yazdım, şimdi ise göndermesem mi diye düşünüyorum. Bilemedim.



------------------------


Ve bugün:

Bu yazıyı yazdıktan sonraki sabah çeviri işime tamamen nokta koydum. Yani çeviri derken "ıvır zıvır" çevirilerine. Artık -olursa- kitap çevirisi yapmayı planlıyorum. Hocalarımla da konuştum, elimden geldiğince dış haber servislerine geçmeye çalışacağım bakalım. Çünkü hepsi de tercümanlık deneyimimi kullanıp dış haberlerde çalışmamın daha doğru olacağını söylüyor. Bakalım artık, hayırlısı :)

Tuesday, December 4, 2012

Ceceli, bekle bizi oğlum!

Her şey İpek'le aynı gece benzer rüyaları görmemizle başladı. İkimiz de rüyamızda Ceceli konserine gittiğimizi görmüşüz. Şans bu ya, bu hafta da Ceceli'nin konseri var Bostancı'da. Ben Fufu'yu arayıp bak böyle rüya gördük diye anlatırken onların evde de tv'de Ceceli'nin klibi varmış. Bu bir işaret olmalı dedik ve şöyle bir araştırdık ki fırsatını bulduk biletlerin. Kaçar mı? Tabi ki hayır.

Bu kadar rüyanın bir nedeni olmalı co? Bence çok fena eğlenicez bu Cumartesi. Onun işareti tüm bu rüyalar :D Hoş, Deniz "Ya adam sabah karısıyla kavga eder de hareketli şarkıları bile ağır makamda söylerse napcaz?" dese de, sanmıyorum.

Gece çarpışan arabalara binicez daha ne olsun?! "Nasılsa aramızda tehlikeli şeylere binen yok" derken Deniz bana bi uyarıda bulundu farkındayım. Ankara'ya gittiğimizde Cankat, Deniz ve Fufu'ya yalvardım dönmedolaba binelim diye, sonra gözlerimi açamadım. Aynısı seneler önce YTÜ'de gondola bindiğimizde de olmuştu. Kısaca; gaza getiririm, sonra da deli gibi korkarım.

Ceceli'ye not: Yine konsere Es ile başla, eselim bebeğim!


Sunday, December 2, 2012

Unutulmasın bu, mümkünse daha çok yayılsın!

Geçenlerde yine bir saç boyama seansında trt müzik izlerken/dinlerken görmüştük kendisini İpek'le. Ne zamandır adını sanını bulamamıştık. Sonunda aklıma trt'nin sitesine bakmak geldi ve tatam! İsmail Altunsaray'ın adını da öğrenmiş olduk!

1/4'ü Nevşehir'li insanlar olarak Neşet Ertaş'ı son zamanlarda öğrenen kimselerden değiliz çok şükür. Ancak İsmail Altunsaray'ın da kendine has ve bence "süper" bir yorumu olduğunu kabul etmek gerek. İpek'le haftalardır takıntı haline getirdik, her gün 5-6 kere izlemeden duramıyoruz. Eminim izleyen herkes hipnotize olacaktır!




not: lütfen Sayın Altunsaray, sakalsız bıyıksız çıkmayın, karizmanızı 10'a katlıyor çünkü!

Sunday, November 25, 2012

Arama hiç boşuna

Gecenin bir yarısı RetroTürk dinlerken çıktı karşıma bu şarkı. Paylaşmadan geçmeyeyim dedim.


Tuesday, June 26, 2012

Tarkan, bebeğim, sen başkasın!

Ne dinlersem dinleyim, dönüp dolaşıp bir Queen, bir Zeki Müren, bir de Tarkan dinliyorum işte. Hatta kıt müzik bilgimle iddia ediyorum ki şu şarkı Türkiye'de yapılmış en iyi pop şarkılarından biri. Ama nedense pek kimse ilgi göstermedi, hatta Tarkan kendisi bile! İlk çıktığından itibaren sevdim kendisini. Nasıl "Bir Ben Bir Allah Biliyor" şarkısı son zamanlarda yapılmış en mükemmel tsm-arabesk karışımı şarkı ise bu da en iyi pop şarkılarından biri.



Thursday, June 7, 2012

Hımm, evet.

Şimdi bilmem anlatabiliyor muyum?




benimki gerçekten terbiyesizlik herhalde?

Thursday, May 31, 2012

Headphone mania

Bizim şirket tam olarak bu deyimle tanımlanabilir. Böyle seslendim duymadın gibi bir çalışma şekli olmadığından, herkes kulaklıkla pc başında deli gibi çalışmakta. Yakında 25 yaşında kulağı ağır işiten 200 kişi halka karışabilir, benden söylemesi.

Tabi durmadan radyo dinlemekten ötürü, en beğendiğim 2 radyo da ortaya çıktı. Güzel olanı ikisinin frekanslarının ard arda olması. Pal fm 99.2'de Capital radio da 99.5'te. Tek sorun ikisinin de pek mükemmel çekmemesi.

İtiraf ediyorum normalde Virgin dinliyordum. Sonra Virgin 99.5'ten taşındı, bende 99.5 kayıtlı kaldı. Uzun süre sinir etti "Eğer bu anonsu duyuyorsanız Virgin radio dinleyecektiniz, hay aksi biz bıdı bıdı frekansına taşındık" diye şarkılar arasına girerek. Capital mikemmel bir radyo aslında, çekmediği için pek dinleyemiyorum. 80'ler-90'lar arasında gidip geliyor ve yabancı müzik yayını yapıyor tabi. Metrobüste thriller dinlemek de pek güzel oluyormuş.

Pal'i de capital çekmeyince radyoyu karıştırırken buldum. Cahilliğimi mazur görün fekat Levent Erim'i ilk kez bu hafta dinledim. Sabahları geveze ve cinsiyetçi muhabbetlerinden iğrenen biri olarak, "sabah aynada kendine bakıp acaba bu saç bu elbiseye uydu mu diyen kadınlara" güzel ne güzel olmuşsun armağan eden birini dinlemeyi tercih ederim tabi! Özellikle perşembe sabahları tema sabahlarıymış. Bugünün teması "Sezen Aksu vokalleri" idi, tüm sabah Levent Yüksel, Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi dinlemek güzeldi. A. Nur Yengi sevmezdim ama doğrusu çok güzel şarkıları varmış kendisinin ve çok güzel söylemiş hepsini. Bu arada unuttuğum bir şarkıyı da hatırladım tabi :D "Gel yabani gör halimi, el bana ben sana deli" Feci derecede narsist bir şarkı :D

EDİT: Üstte Levent Erim'in programı hakkında yazdıklarım, kendisi Türk apaçilerine hizmet etmek amacıyla Zemfira isimli sürekli miyavlayarak konuşan kızı yayına katmadan önce yazılmıştı. Arkadaşım nasıl uyuz bir sesin var senin, biliyormuş gibi bir de burç yorumladı bu kız. Aslında bilmem pek, gözlemlerim bunlar da demedi. Ciddiye aldığımdan değil ama böyle insanların şanslarına şaşıyorum. Burdan kendisine sesleniyorum, bebeğim öncelikle öyle bayık bayık konuşarak hangi şirketin avukatlığını yapmayı düşünüyorsun acaba?

Tabi mp3 çalarında 16 gb alan olan biri niye radyo peşinde diye sormak gerekir. Galiba radyo her zaman cezbedici olacak insanlar için. Beklenmedik anlarda beklenmedik şarkıların çalması, başa sarıp tekrar dinleyebileceğini bildiğin bir kayıttan daha çekici geliyor.

Monday, May 14, 2012

to myself




Son zamanlardaki favorim. Baştan sona kendime hediye ediyorum şarkıyı desem yeridir.

Üzerimdeki ölü toprağını silkmeden önce son olarak şunu diyeyim ve artık susayım! (fotoğrafları göz ardı ediniz)


Sunday, April 15, 2012

Are you lonesome tonight?

Çok bir şey yazasım yok, bol miktarda şarkım var bu gecelik. Normalde bu saate kadar da oturmazdım zaten, öyle yani.













Son olarak en fenası;