Showing posts with label Diyet. Show all posts
Showing posts with label Diyet. Show all posts

Friday, March 20, 2015

1. Hedefe hızla yaklaşırken!

Malumunuz diyetisyene devam ediyorum Aralık ayından beri. Mükemmel diyetisyenim Sahure Özay'la 3 aya yakın bir zamanda 8 kilo verdim. İnsülin direnci varken kilo vermek lanet bişi.

Mesela geçen randevumuzda dedi ki bu kadar kilo verdin, zaten çok kilolu da değilsin. Hep de yağdan kaybettin, direnç biraz düzelmiştir. Diyetteki ekmekleri falan azalttı, normal diyetimden daha az yenen - beni normal şartlar altında hızlandırması gereken bir diyet verdi.

Peki bana noldu? Az yediğim halde 1 kilo fazla çıktım. 1.6 kg yağ vermişim ama ödemi depolamışım. Hemen eski diyete dönüyorsun dedi. İlk verdiği diyet direnci kırmaya yönelikmiş meğerse. Şimdi ona devam ediyorum. Ne acıkma hissi kaldı ne de tatlı krizlerim.

Neyse ki yağ miktarım hızla düştüğü için normal yağ oranlarına ulaşmama çok az var. He yapılı bir insanım bunu kabul etmem gerek. Ama bu normale dönmemek için bir bahane değil :)

Neyse işte, hani demiştim ya ilk hedefe ulaşırsam dövme yaptırıcam diye; hedefe ulaşmaya çok az kaldı. Benim ise seçeneklerim çoğaldı! Tek bir tane şeyi beğenmişken hayat çok kolaydı da, şimdi bir sürü şeyi beğeniyorum. İşte bazıları: İlk üçü favorim, diğerleri HP ile ilgili olduğundan beğendiğim şeyler. Ağaçlı olanı çok aşırı beğendim ama çok kişide de var. Kafam karışık!












Thursday, October 16, 2014

Hedef 1

Kendime belirlediğim hedef kiloya ulaşınca -ki yılbaşına kadar ulaşmak hedefim- bunu yaptıracağım.



Normalde dövme sevmem, ama bunu aşırı beğendim. Neyse ki çok popüler falan da değil.

Aslında şunu da beğendim ama çok basit, pek popüler. O yüzden bunu eledim.



En azından aldığım kiloları geri verip altına düşebildiğimde (geçen zamanda 3 kilo almışım da!) saçımdaki ombre şeysini düzelticem. İpek coşup geçen gün 1 kg oriel ve 1 litre peroksit almış. Biraz kassak kuaför açıcaz elimizdekilerle. 

Tuesday, July 15, 2014

Blogilates'e sarmış olabilirim

Cassey Ho da idolüm olmuş olabilir. Ama bir sor neden?

Hem güçlü hem feminen kadın tipini oldum olası seviyorum. Böyle çocukluktan gelen bir şey bu bendeki.

Kızlar bulmuş pop pilates başlangıç seviyesi takvimini. Zaten pilates'e başlayasım vardı, hatta pilates setimi sipariş bile etmiştim ki bunu gönderdiler. Ebru Şallı'ya mecbur bırakmadığı için beni bir kez daha seviyorum ben bu kadını.


Daha önce tariflerini falan izliyordum canım sıkıldıkça Cassey'in Youtube'da. Blogilates.com'a bir bakayım dedim. Veee beslenme planını gördüm. Dünden itibaren uygulamaya başladım. Aslında şunu bildikten sonra plana ihtiyaç yok ama ben sarsak bir insanım. Neyi bilmeliyiz:

- Bol su iç
- Sebze ve meyvelerle adeta birer sevgili ol
- Protein tüketimini arttır

Protein diye illa ki et yiyecek halimiz yok. Ben yumurta, süt ürünleri, baklagil vs daha çok yiyorum mesela. Neyse işte. Cassey'in yayınladığı beslenme planı ve benim çevirdiğim halleri şunlar:



Thursday, May 29, 2014

Bundan istiyorum, aynısından!

Beyonce'nin en uyuz olduğum şarkısı olmasına rağmen, en güzel hali burada resmen. Başında ve sonunda kot ve beyaz üstle durduğu gibi durayım, daha fiziki açıdan bir beklentim kalmaz kendimden :)


Tuesday, May 27, 2014

Sağlıklı beslenme şeysileri falan

İğrenç bir espri ile başlayasım geldi "yeni brangelina mı olcaz ne" diyecektim başlıkta, insanlar görüp kaçar diye yazmadım. Ayıp.

Anıl haftada iki kilo veriyor olmamı kıskanmış olacak ki o da spora başladı 8-) yok be neyimi kıskansın benim. Ben daha maksimum 3 km yürürken o 10 km yürüyerek beni sinir krizine sokuyor anca.

Sanırım her şey fazla çikolatalı cumartesiden sonra gelişti. Ya birbirimizi gaza getiricez ya da yoldan çıkarıcaz. Yoldan çıkarılan halimiz hoş değil. Zaten çok deli yemek yemeyen iki insan berbat seçim yaparsa gider oh la la beatrice, cheesecake yer akşam yemeği niyetine. Şeker komasına 5 vardı. Zaman geçti oturduk Real Madrid vs. Atletico Madrid maçını izlerken benim yediğimiz çikolatalar yetmezmiş gibi yaptığım keki yedik. Getirdiğim kutuyu bitirmemiz sanırım 30 saniye falan sürmüştür.

şurda küçük bi not: şu anda aklıma geldi. maçı izlerken baya bildiğin amca muhabbeti yapmışım. "real'in kondisyonu çok iyi tabi, atletico dayanamadı uzatmalarda o tempoya, yorulunca hemen atağa başladılar" bu ne ya. kendime yabancılaştım şu an slfkdgjnb  :D

Şaka bir yana çok heveslendirdi beni onun da başlaması. myfitnesspal diye bir uygulama buldum, bayıldım. onu kullanıyoruz. ona 2000 kalori izin verirken bana 1200 vermesi metabolik kanunlara isyan etmeme neden oluyor tabi. yalnız türk kullanıcılar baya azimli, kısırın kalorisini bile eklemişler uygulamaya.

Sporda ağırlık çalışmalarına hız verdim, bir süredir bırakmıştım. kardiyo, zumba, yüzme vs takılıyordum. ama artık toparlanmam lazım biraz bu ara çok kilo verdim, sarkma olmasın. 

Giyecek pek kıyafetim kalmadı ve bu durumdan aşırı memnunum :D Yine de kıyafet almayı değil spor kıyafeti almayı planlıyorum. Çok tatlı şeyler var özellikle H&M'de ^-^ 25 tl'ye spor sütyeni satıyorlar, delirmiş bunlar!



Bu da çok güzeel :D



Wednesday, September 25, 2013

Her şeyini blogda paylaşan insan

Benim bu, yine geldim.

Sevgili vücuduma ithaf ediyorum bu yazıyı.

Manyak mısın arkadaşım? Bir vücut bu kadar mı zayıflamak istemez? Daha bir şey çıkarma gözünü seveyim!

Etrafımdaki herkesin "kızım sen bir git doktora, bu kadar spor bu kadar diyetle senin olimpiyatlara katılman lazımdı" (sporcu olmayan ülkemizde benim olimpiyatlara katılma ihtimalim baya var bence) yorumları biraz tırtıklasa da beni sallamamıştım. Fakat son zamanlarda fark ettiğim gereksiz asabiyet, artık benim bile dikkatimi çeken konsantrasyon bozukluğum "bi gideyim evet" noktasına getirdi beni.

Bir de insanın morali bozuluyor tabi. Haftada en az 3 gün 2'şer saat spor yapan bir insanım, etrafımdaki normal insanlara baktığımda onların yarısı kadar anca yediğimi fark edebiliyorum sonuçta. Ama diyabet aklıma en son gelecek sorundu. Tamam henüz diyabet hastası değilim ama bi bokluk varmış insülinde.

İnsülin direnci çok saçma bir şey bence. Kilo alınca "ehehe salak, artık veremicen de bunları" diye kıs kıs gülen bir hormon problemi bu.

Benim durumumda görüyoruz ki egzersiz, spor, diyet, bazen vız gelip tırıs gidebiliyor bu naneye. Genlerinizde varsa en ufak aralıktan ce-e yapıyor.

Haşimato uyuzunu uzun süre fark edemediğimden zaten kilo alma ve verememe problemim olmuştu. Bir insan 2-3 ayda 10 kilo alır mı? Ben aldım. Yine bunu kendi hatam sanıp 5'ini verdim bir de. Bence tsh'ı 80'lerde bir insan için büyük bir şey başarmışım. Devamını veremiyor olmamı buna bağladılar. Peki dedik. Bir sene geçti aynı yerdeyiz.

Meğerse insülin de diyormuş ki madem aldın kiloyu veremedin artık hiç veremezsin. Sapık mısınız lan?

Doktorcuğum bile "eğer spor yapmasan, beslenmene dikkat etmesen böyle kalamazdın; çok daha ciddi sorunların olurdu" dedi. Bazen inadım işe yarıyor ne diyeyim.

Neyse ki tıp çok ilerlemiş :D 20. yüzyılın başlarında yaşıyor olsaydım tedavisi de olmayınca ne olurdum bilemiyorum. Bi defa ikisi de asabiyet yapan sorun, etrafta adeta Vezüv yanardağı gibi dolaşırdım, kime patlayacağım belli olmazdı.

Artık bundan sonra I Levotiron & IDiaformin.

Monday, August 26, 2013

Unsuz - Şekersiz Brownie (Hindistan Cevizi Unlu)

Her zaman ıvır zıvırla kafanızı ütülerken bu sefer faydalı bir şeyle karşınızdayım. Tumblr'da dolaşırken undressedskeleton'un inanılmaz "sağlıklı" tariflerine rastladım. Yaklaşık bir senedir takip ediyorum kendisini. Garip garip unlar kullanıyor; hindistan cevizi unu, badem unu, fındık unu gibi. Bu unların özelliği karbonhidrattan çok protein içermeleri. Bir de protein tozu kullanıyor çoğu tarifte un yerine.

Bir senenin sonunda artık merak ettim birini deneyeyim dedim. Ama bu tarif undressedskeleton'dan değil. Şuradan: http://www.foodiefiasco.com/coconut-flour-breakfast-brownies/

Bu tarife ek olarak bir yumurta ekledim ben. YUMURTASIZ KEK Mİ OLURMUŞ?

Beş denek üzerinde yaptığım araştırmalar kekin sadece az şekerli olduğunu, onun dışında sıradan brownie'den bir farkı olmadığını gösterdi. Kimse unsuz veya şekersiz olduğunu anlamadı.

Öncelikle sıradan hindistan cevizi aldım rende halinde olandan. Paketi doluyken çekmeyi akıl edemedim. Ama sıradan hindistan cevizi iste. Ellişer gramlık iki paketti benimki.


Onu çift bıçaklı mutfak robotunda un gibi olana kadar çektim. Hindistan cevizi biraz yağlı olduğundan pütür pütür olmasın diye bir kaşık normal un ekledim. Sonuç şu oldu:


Bir bardak kadar bu undan alıp bir kaseye koydum. Üzerine bir çay kaşığı kabartma tozu ve bir çimdik tuz, üç kaşık da kakao ekledim. İki kaşık kakao da yetermiş bu arada. Benim kullandığım kakao biraz fazla iyiymiş çünkü :/


Başka bir kapta bir muzu ezdim. Üzerine yedi paket stevia ekledim. Bu şeker gibi tadı olan bir tatlandırıcı. Şeker gibi derken çay harici her türlü yiyecekte şeker tadı veriyor. Çayda kullanımını tavsiye etmiyorum. Stevia adında bir bitkinin özüymüş bu.

Eğer stevia ya da tatlandırıcı kullanmak istemezseniz yarım bardak şeker de kullanabilirsiniz. Bal veya pekmez nasıl sonuç verir bir bilgim yok.



Steviali muz karışımını una ekledim, ardından bir yumurta çırpıp onu da ekledim. Bir-iki kaşık da süt ekleyip bunlara iyice karıştırdım. Sıradan bir kek hamuru oldu. Kakaoyu cömert kullandığımdan biraz koyu renkli oldu tabi.


Ben daha kolay olur diye muffin kağıtlarında pisirdim. Tam altı tane çıktı. 175 derecede 10-15 dk pişirdim. Bıçak yöntemini bunda da haince kekler üzerinde kullanıyoruz tabi. Batırın bıçağı keke, eğer temiz çıkarsa pişmiştir.

Kekin pişmiş ve pişmemiş halleri:


Asıl mevzu şu ki, tatlandırıcı kullanıldığında altı adet muffinin toplam kalorisi sadece 250. Yani bir tanesi 50 kalori bile değil.

Tuesday, January 8, 2013

Kar, kahve, blog falan

Çok romantik gibi görünüyor değil mi? Pek de cliché... Pencereden yağan karı izlemek, o sırada büyük bir kupada kahve veya sıcak çikolata içmek, şık ama nedense evde giyilen büyükçene hırkanın kollarını uzatıp ellerini de ısıtırken Ipad'de blog yazısı girmek falan filan.

Bence çoğu kimse yukarıdaki tip değil. Böyleleri yok değil, hatta tanıdığım çok kişi var böyle havalarda gezen ama aslında zorlamadan başka bir şey değil.

Mesela ben demin çay ve hanımeller asorti eşliğinde işler güçler'in ekstra bölümünü izledim. Sonra dışarı baktım "vay anasını millet hala dışarıda" dedim. hiç öyle Mango'dan alınma evde giymelik hırkam yok. Babanemin kendine ördüğü ama artık benim giydiğim siyah yeleği var üzerimde. Netbook'un altında ısınmasın diye annemin çözüm olarak sunduğu kesme tahtası, babamın terlikleri, Hello Kitty'li ama üzerimde hiç şirin durmayan pijamalarım, televizyonda ise beş bin kere kilo verip geri almış Kristie Alley'in bizi etkileyeceğini sanan Dr. Oz var.



Beş bin senedir Bağlarbaşı'nda gitmelik spor salonu arıyorum bu arada. En son hedefim Pazarbaşı'na doğru gitmek olacak gibi. Bıktım ulen! Bu kadar spora aç ama spor salonuna hasret başka semt yoktur herhalde. Olan üç beş yer de rezil ötesi ve başka yer olmadıklarından kendilerini Sporium zannediyorlar. Oğlum alt tarafı beş tane koşu bandı, üç tane bisiklet, bir tane de eliptik koymuşsun, aylık 160 lira istemek senin neyine?

Yaz olsa koruya gideriz, ne bileyim sahile ineriz ama karda kışta ne işin var? Bir de düz bir memleket değil ki buralar, "karda/yağmurda yürüme" romantizmi yaşayamıyorsun. Islak yaprağa basarsan bizim evin önünde, kendini Kuzguncuk'tan denize uçarken bulman olası.

Bu aralar çok sıkıldım hem de öyle böyle değil. Sıkıntıdan "How do I look?" ve hatta "Teen Mom" bile izliyorum düşün. 

Sunday, July 11, 2010

I said yemek no dedim.

Artık bu ev sınırları içerisinde yemek yapmamaya karar verdim. Madem tüm dünyanın kabul ettiği, onlarca milletin bayılarak yediği yemekleri/baharatları "Iyy bu ne midem bulandı" diye reddeden bir ailem var, ben de o zaman bu evde onlara yemek yapmayı bırakıyorum.

Fesleğen? Köri? Biberiye? Kimyon? Kakule? Custard? Acı sos? bunların hiçbiri onlar için bir şey ifade etmiyor. Yemek dediğinin içinde tuz, karabiber, kekik, pulbiberden ötesi olamaz diye bir şey geliştirmişler.

Yaptığım yemeklerin iğrenç olduğunu düşünsem kendim yemezdim heralde. Başkalarına gösterdiğimde deli gibi beğenilen şeyler, bu evde "saçmalamışsın" tepkisi ile karşılaşıyor. Bütün arkadaşlarımın "yapsana bi ara ya!" diye sürekli istedikleri cheesecake'lerim bu evde babamın ünlü tatlı sevmeme sözü "benim şekerim var" ile tabağı ile bir kenara itiliyor. Merak ettiğim şey ise, bunların nasıl Halime Hanım'ın çocukları olduğu. Babanem ki, ilginç karışımlar denemede benden de üst seviyedeydi. Çünkü ben her ne kadar okuduğum-gördüğüm şeyleri denemeye çalışsam da, o tamamen kendi kafasından uydurduğu tarifleri uygulamaya sokardı. Hepsi de korkudan onları yemek zorunda kalırlardı tabi.

Ama ben kimseyi korkutmak istemiyorum. En azından 50 yaşıma kadar. O zamana kadar bu evde yemek falan yapmam. Yaptıklarım tamamen kendim için olur. Onu da mutfak sakinken yapar bitiririm. Kimsenin yememesi için de mümkün olan en garip karışımları denemeye razıyım. Nasılsa diyet yemeği diye yemeyeceklerdir. (bkz: türk ailesinin diyet yemeklerine olan önyargısı)