Showing posts with label Dans. Show all posts
Showing posts with label Dans. Show all posts

Tuesday, March 12, 2013

Spor ve Türk İnsanı İlişkisi

Kabul edelim ki genel olarak sportif bir millet değiliz. Yiyelim, içelim, yatıp zıbaralım, tuvalete bile gitmeyelim mümkünse diyen bir yapımız var genel anlamda. O yüzden gereksiz yere top peşinden koşturmalar falan yapıya ters.

Erkekler spor yapmak istese ya futbol oynayacak, az daha "elit" ise basketbol vs. Kadınlar için durum daha vahim. Ne gerek var sonuçta karımızın kızımızın efor sarfetmeli işlerin içinde?!

İşte o yüzden lömbür lömbür geziyoruz gençler. Üzerine bol tereyağlı, bol salçalı yemekler gelince de... ehm. Neyse, yemek konusuna girmeyelim.

Erkek kısmı beni şu an ilgilendirmiyor, o yüzden mevzuyu kadınlara indirgiyorum. Hatta daha da abartıp kendime dönüyorum.

Doğuştan sen de ayı yogi ben diyeyim winnie the pooh modelinde doğmama rağmen önlenemez bir hareket etme ihtiyacım vardı. Milletin çocukları götümüzü kaldırıma yayıp barbie'lerimizi giydirelim derdinde iken İpek ve ben evde top oynamaktan vazo bırakmamış, lastiğe üçüncü bulamadığımızdan evdeki bir sandalyeyi insan yerine koyup lastik oynamış, birimiz okula isek duvarlarla top oynamıştık. Buradan çıkacak ikinci anlam ise, evet evden pek dışarı çıkabilen çocuklar değildik. Yalnız ev danalarıydık.

Kenarda duran kızlardan biri yerine bizde devasa bir sandalye vardı işte.


İlkokulda sınıf ortalamasını ikiye katlayan boyum nedeniyle çeşitli basketbol okullarından insanlar gelip bizimkilerin aklını çelmeye çalışıyordu gönderin bu çocuğu spora diye. Babam & babanem ise "kız çocuğu ya iki gün sonra bunların deplasmanı olunca nasıl göndericez başka yerlere?" diyerek yollamadılar. Bu konuda tek teşekkürüm iyi ki baskete göndermemişler lan, daha da geliştiğimi düşünemiyorum kısmıdır.

Bunun ardından (ne basket ne jimnastiğe gidememenin yarattığı umutsuzluk ile) üniversiteye kadar devam eden evde yayılıp yatma kısmı gelir. Para kazanmaya başlamamla ve babamın da daha modern bir insan haline dönüşmesiyle birlikte spor sevdası gene başlar.

İlk evre evde pilates denemeleri.

Sonra sürekli devam eden fitness maceraları.

Kısa süren salsa macerası, sonrasında parasını verip ayakkabılarına kadar alıp tam latin dansı gurusu(!) olma dönemi. Baya parlak simli mimli, pembe ayakkabı aldım ben salsa yapıyorum diye?! O ayakkabıyı bir salsa gecesinde giymeden de yaşlanamam tabi!

Şu an hepsinden sıkıldığım, zumbaya merak saldığım dönemdeyiz. İnsan günde bir gün iki gün gider, her gün ne işin var? Ama hakkını vermek lazım, dünyanın en güzel şeylerinden biri. Artık her duyduğum hareketli şarkıda kolumu bacağımı sallayıp oynamak istiyorum! Eşli danslarda eşinin sana uymaması durumu var. Tabi eşli dansların erkek egemen olması, bizim erkeklerin de "biraz odun" olması durumu zorlaştırıyor. Ama solo danslar öyle mi?! Dağıt dağıtabildiğin kadar.



Bir de Üsküdar-Harem sahil yolunu keşfetmemiz güzel oldu. gidiş dönüş 4,5-5 km yürümüş oluyoruz Aylin'le. Ama yetiyor mu? Hayır! Bu hafta koşulacak artık.



Etraftaki bütün kızları toplayıp oryantale başlamayı da düşünüyorum son zamanlarda. Asıl hedef roman ama kurun başlamasını beklemek lazım (evet, hala lanet olasıca roman havasını oynayamıyorum! Trakyalı genlerim benden utanıyor).



İşte buldumcuk olmak böyle bir şey herhalde. Daha keşfetmediğim yüzme diye bir alan var. Yazın ona da bir şekilde el atacağım tabi.

Sunday, December 16, 2012

Meraklı Köfteci ve Konser Maceraları

(Yazdığım gün göndermedim. -Biraz- düzeltilmiş halidir. Asıl yazıldığı tarih: 14 Aralık 2012)


Yine dağ gibi çevirim var ama ben oturup yazı yazmayı uygun görüyorum. Hiç şaşılmayacak bir şey bence!?

Ceceli'ciğimin konserine iştirak ettik tabi ki. Gitmemiz 2 numaralı İETT hattının 65 yaş ve üzeri teyze ve amcalar tarafından işgal edilmesi nedeniyle biraz aksadı. Anlamıyorum akşam saatinde -trafiğin en karışık olduğu anlarda- ne işleri var? Fıstıkağacı-Göztepe ilişkisinin 65 yaş üzeri insanlarla olan ilgisini çözersem; bu konu üzerine tez yazarım gibime geliyor. Direksiyon dersleri alıp babamı ikna etmeme ve arabaya el koymama neden oldular o da güzel bir şey tabi.

Araba kullanamıyor değilim, çoğu bildiğini sanandan iyiyimdir ama işte babam & paranoyaları. En kolayı ise 300 lira verip ders almak. Giden param oluyor her durumda, tabi bir de zamanım. Ama ne demiş Oscar'cığım, "Bana lükslerimi verin, gereksinimlerim olmadan da yaşarım".

Neyse işte, yine yerimiz pek matah değildi konserde. İlk 20 dakika tüm seyirciler sesi kısık televizyon izlemeye çalışır gibilerdi. Çünkü akustik berbattı. O 20 dakika boyunca Ceceli her bize döndüğünde duymadığımızı belirtmek için yapmadığım kalmadı. Yanımda kağıt kalem olsa yazıp gönderecektim duymuyoruz diye ama neyse ki biri akıl etti yazıp yollamayı ve 20. dakikadan (ve yaklaşık 4. şarkıdan sonra) dediklerini anlamaya başladık.

Bir bahar şenliği konseri değildi tabi, önde VIP'de oturan ve tiyatro izler gibi duran ve aşırı hareketli Ceceli'den etkilenmiş/hipnotize olmuş bir seyirci grubu vardı. Gerisi de pek genç değildi seyircilerin. Adam coşturmaya çalışsa da kalkıp oynayan bile yok "yhaaa biz romantik takılcaktık diye geldik olmadı kiii" sevgilileri vardı bol miktarda. Bunu her romantik şarkıda birbirlerine yapışmalarından anlayabilirdiniz zaten.

Deniz'le artık bir fenomen haline gelen "şarkı tutmaca" geleneğimiz konserlerde de devam ediyor tabi! (Balıkesir'e gittiğimizde arabasına bindiğimiz her insan evladı bu sebeple bizden nefret etmiş olabilir / hatta 2 saat bizimle yolculuk etmek zorunda olanı hiç düşünemiyorum)

Deniz'in şansına Sensiz Olmaz ki çıktı. Güzel, mantıklı, eğlenceli bir şarkı. Bana ne çıktı? Tabi ki "Dön". Tabi bu arada şarkılarımızın "bana mı söyleniyor yoksa ben mi söylüyorum" gibi kategorileri var. Bunlar bize söylenenlerdi. Gariplik şu ki ömrümde kimseden ben ayrılmadığım için kimsenin bana Dön diyemeyecek olmasıydı. Hoş bir tek kişi diyebilir, ama kendisini birkaç hafta önce hayırlısıyla evlendirdiğimizi öğrendim. (İşte meraklılık kısmı burada başlıyor aslında)

Konser sonrası zar zor taksi bulup Fufu'lara geçtik. Aslında Emre, tam Ceceli bis yapmaya geldiğinde sahnede Ceceli ve arkada oynayan bizi çekmiş ama hala fotoğrafları bekliyorum :D

Emre'nin becerilerini konuşturup tost tavasında yaptığı kestaneler ve Baileys ile karıştırılmış filtre kahve ile tam bir kış gecesi yaptık. Emre'nin uyuması ile beraber de dedikodu kısmına geçtik. Nihahaha!

Deniz ile İpek bilgisayarı ellerine geçirince bırakmıyorlar, her şey Fufu'nun ünlü ve "pek sevimli(!)" yöneticisinin fotoğrafını aramakla başladı. Sonra oydu buydu derken (hatta benim en başta ismini google'da aratmayacağım konusunda kendi kendime söz verdiğim insana bile bakmalarından - benim ise bakmamamdan sonra) sıra evlenen vatandaşa geldi. Normalde merak etmem böyle şeylere, ilgilenmem çünkü. Hani ne bileyim görünce üzülürüm falan diye. Ama işte bununla ilgim alakam o kadar bitmiş ki evlenmiş diye sevindim ciddi ciddi. Tek sorun evlendiği kişiyi çok fena merak etmem. Aksi gibi o da internet ortamında ortaya çıkmıyor. (Not: denk gelir de okursa rezil olduğumun resmidir bu da)

İpek'i sorguladık biraz, Ece ise aramıza ilk defa katıldığından yırttı tabi :)

Ertesi gün Fufu deneysel çalıştı ve bize baileys'li türk kahvesi yaptı. Sonuç mükemmeldi :D Çok beğendik.

Sonra geçen gün yine bir Merter Kahve Dünyası buluşması düzenledik. Bu bizim kendimizi çok kötü hissettiğimizde yaptığımız buluşmamız. Bir kahve içer, fal kapatır, soğuyana kadar konuşur, ardından fala bakar, kalkarız. En fazla iki saat sürer ama ikimizi de psikologa gitmekten bir süreliğine kurtarıyor :D Daha önce kendimize bile itiraf etmekten çekindiklerimizi anlatıyoruz çünkü. Orada öyle bir ortam oluştu. İnsanın her şeyi anlatası geliyor. Mesela ben bu sefer neredeyse 1.5 sene geçtikten sonra hiç ne kadar üzüldüğümü insanlara belli etmemiş olduğumu fark ettim. Hep geçiştirmişim, dalga geçmişim, olanlardan etkilenmediğimi belli etmek için ne varsa yapmışım. Benim huyumdur zaten önemli ve beni üzen bir şey olursa sonuna kadar dalga geçerim. O zaman sanki daha katlanır oluyor her şey. Herkese de bunu büyük bir dalga konusu gibi anlatırım.

....... (burada gereksiz bir sürü şey yazmıştım)

Arkadaş, çevirim var ya hala 10 sayfa kadar, ben destan yazdım resmen! Yalnız şunu yazmadan geçemeyeceğim, Çin'e çakma Mustafa Ceceli üretsinler diye teklif göndermeyi düşünüyorum. Deniz'in konserde 50 kere tekrarladığı gibi "Allah sahibine bağışlasın!" :D Fekat; böyle bir varlık evde iken insanın sıkılması mümkün değil ki? Giydir oturt karşına izle, sıkılınca ver eline orgu çalsın, ondan sıkılırsan darbuka çalar, ondan sıkılırsan da onu bırakıp başka bişe çalar.

Bu kadar yazdım, şimdi ise göndermesem mi diye düşünüyorum. Bilemedim.



------------------------


Ve bugün:

Bu yazıyı yazdıktan sonraki sabah çeviri işime tamamen nokta koydum. Yani çeviri derken "ıvır zıvır" çevirilerine. Artık -olursa- kitap çevirisi yapmayı planlıyorum. Hocalarımla da konuştum, elimden geldiğince dış haber servislerine geçmeye çalışacağım bakalım. Çünkü hepsi de tercümanlık deneyimimi kullanıp dış haberlerde çalışmamın daha doğru olacağını söylüyor. Bakalım artık, hayırlısı :)

Monday, April 2, 2012

Ben bir delilik ettim :)

Daha kref.net'te çalışırken, çeşitli yönetim bilimleri sitelerinde bu sitenin reklamına rastlamıştım. O zamandan beri kendilerini takip etmekteyim. Malum, Çin merkezli bir şirket. Çok güzel gelinlikler, "special occasion" dedikleri, özel gün kıyafetleri var. Hatta bu kıyafetleri çok büyük bedenlere kadar yapmakla kalmıyorlar, 20-25 $ gibi bir ücretle kişiye özel de yapıyorlar. Yani vücut ölçülerinizi bildiriyorsunuz, ona göre dikiyorlar istediğiniz elbiseyi. Buraya kadar hala güven vermiyor belki, ama sitenin bir de "yorum" kısmı var. Satın almada en önemli kısmı burası. Çünkü üyeleri yorum bırakırsa ipad kazanma şansı elde ediyor, hele bir de aldıkları kıyafetin fotoğrafını eklerse şansı katlanıyor. Zaten bu "elbisem geldi, çok güzel işte fotoğrafım" kısmı siteyi güvenilir kılan.

İşte geçenlerde burada dans ayakkabıları da sattıklarını fark ettim. Türkiye'de aynı kalitede ayakkabılar 150-200 TL arası. Daha kendime beğenip bootie alamamışken, dans ayakkabısına o kadar para bayılmak istemiyordum. Ve evet, lighinthebox'u denedim. Dün akşam siparişimi verdim, paypal ile ödeme yaptım (kredi kartları da geçiyor ancak ben yine de işimi sağlama aldım).

1 - 1,5 ay içerisinde gelmesi tahmin ediliyor kendisinin. Ben shipping (kargo) ve garanti (oldu da yolda kaybolursa yenisini göndersinler parası 2-3 $ bişe) ücreti dahil 72 tl'ye aldım şu güzelliği :):)



Friday, February 17, 2012

Bişi sorcam

Biz neden cumartesileri işe geliyoruz ki acaba? Kimsenin çalıştığını görmüyorum. Neyse artık.

Dün gece ilk defa latin gecesine gittim. Rezalettim. Berbattım. Her gün kursa gidip çalışsam anca dansımı düzeltirim diyim ben sana. Bir de nedense hocayla dans ederken acayip geriliyorum, heyecanlanıyorum ve doğal olarak iğrenç dans ediyorum. Adımları tam olarak öğrenmem lazım.

Çok pis özendim yahu, öyle bir dans ediyor ki millet görmelisin. Bense odun gibi bir oraya bir buraya savruluyorum.