Wednesday, January 21, 2015

Uzak kaldık?

Bayadır yazamıyorum. Neden bilmem belki de yazacak bişi olmadığındandır. Yani kafamı kurcalayan bir şey yok çok şükür :D

Yılbaşında fufulara gittik. İki yeni arkadaş da edinmiş olduk - Emre'nin işyerinden arkadaşı ve nişanlısı. Efsane bir tabu oynadık "3,5" saat. Emre'nin kalp şeklinde çizdiği şeyin sucuk olduğunu nasıl tahmin edebildiğine Anıl da açıklama getiremedi. Ben hala kartal seviyesinde görebilen gözleriyle kağıdı okuduğunu düşünüyorum - ama aynı ekipte olduğumuzdan ses çıkarmadım :D

Hindimiz, şampanyamız, pastamız, fufunun yaptığı bir sürü çeşit mezelerimiz, sangriamız ile şimdiye kadarki en güzel yılbaşımızı geçirdik. İpek'le Gamze gecenin büyük kısmında selfie çektiler. Ben diyeti 1 günlüğüne bırakıp cheesecake ve pastaya doydum! Ama hiç cips, kuruyemiş falan yemedim.




Pazartesi sabahı öğrendim ki Anıl hastalanmış - öğlene kadar hastanedeydi. Sonra eve geçti. Midesi baya kötüymüş. Doktor çorba falan iç demiş. Dedim sen şimdi çorba diye hazır çorba yaparsın, ben akşama geliyorum.

Artık bir seneyi bulduk, ben adama daha yeni yemek yapıyorum. Denk gelmedi - kahvaltı hazırladım falan ama yemek yapmamıştım. Ne bileyim ben senelerdir teyzemde bile yemek yapmamış bi insanım. Dayımlarda da bi kere falan yaptım herhalde. Başka yerlerde yemek yapmaya çekinirim biraz.

Ama yeterli derecede alışmış olmalıyım ki alışverişi yaptım gittim, soğan almayı düşünememişim bi de adamı hasta hasta gönderdim markete soğan al açılırsın diye :D Alışmış olmalıyım ki kısmı şu yüzden - evdeki gibi yine atmasyon yemeklerimden yaptım. Bulgur seviyosun sen canın istemiştir dedim, giderken bulgur aldım da yaparken farkına vardım "ya ben böyle çok biliyomuş gibi yapıyorum da bizim evde yenmez o yüzden toplasan 3 kere falan yapmışımdır" dedim.

Tabi tavuk suyunu görünce çorba da pilav da güzel oldu. Zaten yemek yapmama güvenmiyor olsam "gelip yapcam!" demezdim. Bişi biliyoruz da yapıyoruz :D ama pilavdan iki tabak yiyince bi hoşuma gitmedi değil.


Thursday, December 25, 2014

fiuuvvt uzun zamandır yazmamışım!

O zaman fotoğraflarla bir seri güncelleme gelsin madem:

Fuar bitti! Hatta fuarın yenisi bile yolda. Çok da güzel geçti. Kaldığımız her akşam başka bir Beylikdüzü mekanını keşfettik sayesinde :)





Sonra benim doğum günüm geldi! Geçti bir de tabii. Anıl Facebook üzerinden de olsa alttaki pastayı gönderdi bana. Bu da kendisini ifşa etmek oldu biraz FB'da. Babamın bu aralar fb kullanmıyor olması işe yaradı.




Fuardan sonra yeter artık çalışmak dedim ve pazartesi & salı izin aldım.
Birkaç hafta önce herhalde Zeki Müren müzesine gittik. 
Zeki Müren'e buradan da sormak isterim. Sen insan mısın be adam?
Keşke benim arkadaşım olsaydın :/



Bu sırada St. Antuan kilisesini de bastık. Çünkü dev bir çam ağacı koymuşlardı bahçeye, çok güzeldi ve önünde fotoğraf çekilmem farzdı.

Çeşitli zamanlarda böyle son derece uyuz ve basit şeyler de yapıyoruz. 




Ama bu adam çok tatlı laaaan!!!





Monday, November 24, 2014

Hellöö

Geçen sene bugün İngiltere'den dönmüştüm hiç mutlu değildim. 4 gün sonunda İstanbul'a adapte olamamıştım. Atatürk Havalimanı'ndan metroya binince ağlayasım gelmişti.

Cumartesi kutlamamızı yaptık. Yine pastasız, yine sakin.

Son ana kadar "amaan ne varsa giyerim" derken, sabah annemle dolaşmaya çıktığımızda harika 3 elbise bulup aldım. Mutluyum.

Bir sürü fotoğraf çektik. 45'lik gecesi de iptal oldu, sakman club'a gittik. Yemekler çoook kötüydü, müzik çoook güzeldi. Ertesi sabah gideceğimiz kahvaltının hayaliyle geceyi bitirdim resmen!

Ya bu adam çok tatlı lan! Hem Harry Potter'lı hem Doctorlu kupalar altlıklar falan yaptırmış. O kadar güzel olmuş ki benim fikrimden esinlendi diye kızamıyorum da :D Çünkü özellikle Doctor'la ilgili olan çok istediğim bir şeydi. Beşbin kere de "çok basit oldu, vaktim olmadı, sevdin mi gerçekten?" diye sordu. Sanki ben bilmiyorum eve giremiyorsun be adam, bunları yaptırman bile mucize :)

Bi bu değil, sims 4 bulmuş bana - bir de Zeki Müren müzelerine götürecekmiş.

Fufu'cuğum ise çok sevdiğim bir doctor fanart'ını hem tişört hem telefon kılıfı yaptırmış. Bunun güzelliği yetmezmiş gibi "asıl hediyem bekliyor" dedi. Ne çıkacak korkuyorum :D

Gamze, fulyayla bana bir örnek çanta almış. Çanta - en çok ihtiyacım olan şey -.

Seviyorum bunları ben :D

Şu fotoğrafları da bir yerlere yükleyebilmek isterdim tabi. Facebook'ta tam kapak fotoğrafı yapmalık ikincisi. Kısmet, bekliciiz.




Hıı bu arada benim fulyaya hediyem de şuydu:


Koskoca tuval bu. Gittiği yerleri raptiye ile işaretleyecek. Londra üzerinde minnak bir kalp de var :D

Bir de bu;



Monday, November 17, 2014

Helloo Lovelies...

Çok stresliyim. Feci stresliyim hem de. Fuar yaklaşıyor. Stand görselleri, broşürler, catering vs delirecek gibiyim. Rüyalarımda fuar görüyorum. Bitse de website, katalog, çeviriler gibi minik dünyama geri dönsem!

Cumartesi günü Fufuyla ortaklaşa yaptığımız doğum günü kutlamamız var. Hediyesine karar verdim ama alamadım henüz. Bugün ona bakmam lazım. Pilatese yeniden başladım ona gitmem gerek en az haftada 3 gün. Doğumgünümde ne giyeceğimi bilmiyorum ona karar vermem lazım. Sağlam bir diyet yapmak için diyetisyen yardımı almam, doktora gidip ilaçlarımı düzene sokmam lazım - vaktim yok.

Ne güzel Yol Project'i dinlemeye gidecekken cumartesi çıkmadıklarını öğrendim. Ama konser çizelgelerinde cumartesi var görünüyor. Şu an fingers crossed, lütfen cumartesi çıkıyor olsunlar! Çünkü oraya Anıl'la gitmeyi çoook istiyorum!






19.11.2014 güncellemesi: maaaalesef çıkmıyorlarmış cumartesi günü. Biz de 45'lik gecesine gidip aşırı derecede romantik bir akşam geçiririz! nolmuş yani ^_^

Tuesday, November 11, 2014

Yine ben

Annem not defterimi bulup bir de üstüne okuduğu için bir süre hiçbir yere yazasım gelmedi. Hatta belki bunu da bulur diye blogu da kitledim. Ama anladım ki tek ben görünce yazmıyorum. Kimse okumasa dahi.

Neyse zaten konu da bu değildi, konu Doctor Who.

Şimdiye kadar en çok kendimi yerine koyabileceğim karakter olan Clara'yı berbat ettiği için Moffat'a feci kızgınım.

Bundan sonrası SIPOYLIRS haberiniz olsun da:

Clara dediğimiz kadın İngilizce öğretmeni. Eh ben de uzaktan kıyısından sayılırım. En azından edebiyat anlatırken falan kendisi hoşuma gidiyor. Çünkü hala aklımın bir köşesinde "Dilek öğretmen olsaydın keşke!" düşüncesi geçmiyor değil. Babama gelip "öğretmen olacaksa işi hazır bana gelsin" diyenler de cabası. Neyse, bu konuya fazla girmek istemiyorum şimdilik. Kariyer konusunda zaten pek hırslı değilim, öğretmen olmak beni comfort zone'uma geri gönderecektir. Ha öğretmenlik ha çevirmenlik.

Şimdi bunun bir de sevgilisi çıktı ortaya. Ordudan ayrılmış asker. Dünya üzerinde askerlerin aynı psikolojiye sahip olduğunun kanıtı oldu bana. Ya nasıl anlatsam bilemiyorum. Bu adamın yaptıklarını ben gerçek hayatta zaten yaşıyorum. Danny'nin feci derecedeki bağlılığı, "isterse dünya patlasın çöksün ben bu çocukları eve götürürüm arkadaşım!" şeklindeki kararlılığı, dünyaya farklı bir noktadan bakmasına kadar hepsi bizde mevcut.

Ama işte Clara'yı öyle havada kalan bir karakter yaptı ki kendini yerine koyamıyorsun. Çünkü ne ailesini biliyoruz, ne kötü bir tarafı olduğu "kabul" ediliyor. Hani diğer karakterler iyi olsa da salak, düşüncesiz, kayıtsız oldukları anlar vardı. (Amy'de de bu eksikti aslında). Ama Clara'da böyle bir şey yok. Tamamen doğru, haklı, dizinin odağı oldu. Sevmiyorum seni Clara.

Artık Doctor Who'yu da sevemiyorum galiba. Ben baştan ilk 4 sezonu izlicem galiba.

Thursday, October 16, 2014

Hedef 1

Kendime belirlediğim hedef kiloya ulaşınca -ki yılbaşına kadar ulaşmak hedefim- bunu yaptıracağım.



Normalde dövme sevmem, ama bunu aşırı beğendim. Neyse ki çok popüler falan da değil.

Aslında şunu da beğendim ama çok basit, pek popüler. O yüzden bunu eledim.



En azından aldığım kiloları geri verip altına düşebildiğimde (geçen zamanda 3 kilo almışım da!) saçımdaki ombre şeysini düzelticem. İpek coşup geçen gün 1 kg oriel ve 1 litre peroksit almış. Biraz kassak kuaför açıcaz elimizdekilerle. 

Wednesday, October 15, 2014

Yine sıkıntıdan patladığım bir gün

Bu yazıyı brownie yerken yazmamam lazımdı. Yaklaşık 30 dk sonra spora gidecekken brownie hiç iyi olmadı.

Hayattan bıktığım, hiçbir şey yapmak istemediğim döneme geldik yine. Brownie yemelerim de bu yüzden evet. Diyete ve spora saracak halim kalmadı. 2 senesi boşa, 2 senesi de ite kaka olmak üzere 4 senedir diyetteyim resmen. Başladığım noktadan itibaren 15 kilodan fazla verdiğim doğrudur ama, şu an devamını getirebilecek halde değilim. Başa dönmek ise istemiyorum. Öyle yani.

Hani belki bir gaza getirici hareket olur diye buraya yazayım dedim işte.

Öğle yemeklerini yediğimiz yerde çorba + et/pilav veya makarna/yoğurt + tatlıdan oluşan bir menü var. Pilav falan koyma desem bildiğin yemek yememiş olucam. Evden mi getirsem yemek diye düşünmüyor değilim şu aralar.

Aslında planım şu olsun bence. Spor üyeliğim bitene kadar aynı yerde yemeye devam edeyim. Bittikten sonra vaktim olacak evde bir şeyler hazırlamaya. Öğlenleri için salata, et vs hazırlarım kendime o zaman. Tek sorun bizim burda ısıtacak bir şey olmaması. Ocak var da ne bileyim, yemek mi ısıtılır iş yerinde? Benmari usulünü deneyebilirim ama belki?

Bol su içmem lazım. Böbreklerim çaktırmadan alarm veriyor olabilir. Doktora gitmem lazım. Ya ilaç bana fazla geliyorsa? Paranoyak oldum yeminle.

Hayatımda şu an tek memnun olduğum şey de bu adam işte. Başka da bir şey yok, o da yetiyor zaten.