Thursday, December 25, 2014

fiuuvvt uzun zamandır yazmamışım!

O zaman fotoğraflarla bir seri güncelleme gelsin madem:

Fuar bitti! Hatta fuarın yenisi bile yolda. Çok da güzel geçti. Kaldığımız her akşam başka bir Beylikdüzü mekanını keşfettik sayesinde :)





Sonra benim doğum günüm geldi! Geçti bir de tabii. Anıl Facebook üzerinden de olsa alttaki pastayı gönderdi bana. Bu da kendisini ifşa etmek oldu biraz FB'da. Babamın bu aralar fb kullanmıyor olması işe yaradı.




Fuardan sonra yeter artık çalışmak dedim ve pazartesi & salı izin aldım.
Birkaç hafta önce herhalde Zeki Müren müzesine gittik. 
Zeki Müren'e buradan da sormak isterim. Sen insan mısın be adam?
Keşke benim arkadaşım olsaydın :/



Bu sırada St. Antuan kilisesini de bastık. Çünkü dev bir çam ağacı koymuşlardı bahçeye, çok güzeldi ve önünde fotoğraf çekilmem farzdı.

Çeşitli zamanlarda böyle son derece uyuz ve basit şeyler de yapıyoruz. 




Ama bu adam çok tatlı laaaan!!!





Monday, November 24, 2014

Hellöö

Geçen sene bugün İngiltere'den dönmüştüm hiç mutlu değildim. 4 gün sonunda İstanbul'a adapte olamamıştım. Atatürk Havalimanı'ndan metroya binince ağlayasım gelmişti.

Cumartesi kutlamamızı yaptık. Yine pastasız, yine sakin.

Son ana kadar "amaan ne varsa giyerim" derken, sabah annemle dolaşmaya çıktığımızda harika 3 elbise bulup aldım. Mutluyum.

Bir sürü fotoğraf çektik. 45'lik gecesi de iptal oldu, sakman club'a gittik. Yemekler çoook kötüydü, müzik çoook güzeldi. Ertesi sabah gideceğimiz kahvaltının hayaliyle geceyi bitirdim resmen!

Ya bu adam çok tatlı lan! Hem Harry Potter'lı hem Doctorlu kupalar altlıklar falan yaptırmış. O kadar güzel olmuş ki benim fikrimden esinlendi diye kızamıyorum da :D Çünkü özellikle Doctor'la ilgili olan çok istediğim bir şeydi. Beşbin kere de "çok basit oldu, vaktim olmadı, sevdin mi gerçekten?" diye sordu. Sanki ben bilmiyorum eve giremiyorsun be adam, bunları yaptırman bile mucize :)

Bi bu değil, sims 4 bulmuş bana - bir de Zeki Müren müzelerine götürecekmiş.

Fufu'cuğum ise çok sevdiğim bir doctor fanart'ını hem tişört hem telefon kılıfı yaptırmış. Bunun güzelliği yetmezmiş gibi "asıl hediyem bekliyor" dedi. Ne çıkacak korkuyorum :D

Gamze, fulyayla bana bir örnek çanta almış. Çanta - en çok ihtiyacım olan şey -.

Seviyorum bunları ben :D

Şu fotoğrafları da bir yerlere yükleyebilmek isterdim tabi. Facebook'ta tam kapak fotoğrafı yapmalık ikincisi. Kısmet, bekliciiz.




Hıı bu arada benim fulyaya hediyem de şuydu:


Koskoca tuval bu. Gittiği yerleri raptiye ile işaretleyecek. Londra üzerinde minnak bir kalp de var :D

Bir de bu;



Monday, November 17, 2014

Helloo Lovelies...

Çok stresliyim. Feci stresliyim hem de. Fuar yaklaşıyor. Stand görselleri, broşürler, catering vs delirecek gibiyim. Rüyalarımda fuar görüyorum. Bitse de website, katalog, çeviriler gibi minik dünyama geri dönsem!

Cumartesi günü Fufuyla ortaklaşa yaptığımız doğum günü kutlamamız var. Hediyesine karar verdim ama alamadım henüz. Bugün ona bakmam lazım. Pilatese yeniden başladım ona gitmem gerek en az haftada 3 gün. Doğumgünümde ne giyeceğimi bilmiyorum ona karar vermem lazım. Sağlam bir diyet yapmak için diyetisyen yardımı almam, doktora gidip ilaçlarımı düzene sokmam lazım - vaktim yok.

Ne güzel Yol Project'i dinlemeye gidecekken cumartesi çıkmadıklarını öğrendim. Ama konser çizelgelerinde cumartesi var görünüyor. Şu an fingers crossed, lütfen cumartesi çıkıyor olsunlar! Çünkü oraya Anıl'la gitmeyi çoook istiyorum!






19.11.2014 güncellemesi: maaaalesef çıkmıyorlarmış cumartesi günü. Biz de 45'lik gecesine gidip aşırı derecede romantik bir akşam geçiririz! nolmuş yani ^_^

Tuesday, November 11, 2014

Yine ben

Annem not defterimi bulup bir de üstüne okuduğu için bir süre hiçbir yere yazasım gelmedi. Hatta belki bunu da bulur diye blogu da kitledim. Ama anladım ki tek ben görünce yazmıyorum. Kimse okumasa dahi.

Neyse zaten konu da bu değildi, konu Doctor Who.

Şimdiye kadar en çok kendimi yerine koyabileceğim karakter olan Clara'yı berbat ettiği için Moffat'a feci kızgınım.

Bundan sonrası SIPOYLIRS haberiniz olsun da:

Clara dediğimiz kadın İngilizce öğretmeni. Eh ben de uzaktan kıyısından sayılırım. En azından edebiyat anlatırken falan kendisi hoşuma gidiyor. Çünkü hala aklımın bir köşesinde "Dilek öğretmen olsaydın keşke!" düşüncesi geçmiyor değil. Babama gelip "öğretmen olacaksa işi hazır bana gelsin" diyenler de cabası. Neyse, bu konuya fazla girmek istemiyorum şimdilik. Kariyer konusunda zaten pek hırslı değilim, öğretmen olmak beni comfort zone'uma geri gönderecektir. Ha öğretmenlik ha çevirmenlik.

Şimdi bunun bir de sevgilisi çıktı ortaya. Ordudan ayrılmış asker. Dünya üzerinde askerlerin aynı psikolojiye sahip olduğunun kanıtı oldu bana. Ya nasıl anlatsam bilemiyorum. Bu adamın yaptıklarını ben gerçek hayatta zaten yaşıyorum. Danny'nin feci derecedeki bağlılığı, "isterse dünya patlasın çöksün ben bu çocukları eve götürürüm arkadaşım!" şeklindeki kararlılığı, dünyaya farklı bir noktadan bakmasına kadar hepsi bizde mevcut.

Ama işte Clara'yı öyle havada kalan bir karakter yaptı ki kendini yerine koyamıyorsun. Çünkü ne ailesini biliyoruz, ne kötü bir tarafı olduğu "kabul" ediliyor. Hani diğer karakterler iyi olsa da salak, düşüncesiz, kayıtsız oldukları anlar vardı. (Amy'de de bu eksikti aslında). Ama Clara'da böyle bir şey yok. Tamamen doğru, haklı, dizinin odağı oldu. Sevmiyorum seni Clara.

Artık Doctor Who'yu da sevemiyorum galiba. Ben baştan ilk 4 sezonu izlicem galiba.

Thursday, October 16, 2014

Hedef 1

Kendime belirlediğim hedef kiloya ulaşınca -ki yılbaşına kadar ulaşmak hedefim- bunu yaptıracağım.



Normalde dövme sevmem, ama bunu aşırı beğendim. Neyse ki çok popüler falan da değil.

Aslında şunu da beğendim ama çok basit, pek popüler. O yüzden bunu eledim.



En azından aldığım kiloları geri verip altına düşebildiğimde (geçen zamanda 3 kilo almışım da!) saçımdaki ombre şeysini düzelticem. İpek coşup geçen gün 1 kg oriel ve 1 litre peroksit almış. Biraz kassak kuaför açıcaz elimizdekilerle. 

Wednesday, October 15, 2014

Yine sıkıntıdan patladığım bir gün

Bu yazıyı brownie yerken yazmamam lazımdı. Yaklaşık 30 dk sonra spora gidecekken brownie hiç iyi olmadı.

Hayattan bıktığım, hiçbir şey yapmak istemediğim döneme geldik yine. Brownie yemelerim de bu yüzden evet. Diyete ve spora saracak halim kalmadı. 2 senesi boşa, 2 senesi de ite kaka olmak üzere 4 senedir diyetteyim resmen. Başladığım noktadan itibaren 15 kilodan fazla verdiğim doğrudur ama, şu an devamını getirebilecek halde değilim. Başa dönmek ise istemiyorum. Öyle yani.

Hani belki bir gaza getirici hareket olur diye buraya yazayım dedim işte.

Öğle yemeklerini yediğimiz yerde çorba + et/pilav veya makarna/yoğurt + tatlıdan oluşan bir menü var. Pilav falan koyma desem bildiğin yemek yememiş olucam. Evden mi getirsem yemek diye düşünmüyor değilim şu aralar.

Aslında planım şu olsun bence. Spor üyeliğim bitene kadar aynı yerde yemeye devam edeyim. Bittikten sonra vaktim olacak evde bir şeyler hazırlamaya. Öğlenleri için salata, et vs hazırlarım kendime o zaman. Tek sorun bizim burda ısıtacak bir şey olmaması. Ocak var da ne bileyim, yemek mi ısıtılır iş yerinde? Benmari usulünü deneyebilirim ama belki?

Bol su içmem lazım. Böbreklerim çaktırmadan alarm veriyor olabilir. Doktora gitmem lazım. Ya ilaç bana fazla geliyorsa? Paranoyak oldum yeminle.

Hayatımda şu an tek memnun olduğum şey de bu adam işte. Başka da bir şey yok, o da yetiyor zaten.


Wednesday, October 8, 2014

Pek sevgili 12. doktor

Sevdim ben bunu. Çoğu kişinin ve Moffat'ın aksine boylu poslu yakışıklı doktorlar peşinde değilim.

İlk olarak çocukluğundan beri bir hayran olması "eneem bu da David gibi" dedirtiyor. Ne bileyim, Matt'te yakalayamadığım doktorluğu bunda yakaladım gibi. Benimsedim.

Clara'yı sevemedim. Sever gibi oldum başlarda - kabul, ama şu anda nefret ediyorum.

Sen kim köpeksin de kalkıp Doctor'a "uff snn be slkk##" diye trip atıyorsun?!

Bunun suçlusu tabi ki oyuncular değil. Beş bin senedir kadın karakter yazmayı öğrenememiş olan Holivud aşığı Moffat'çığım.

Adamda önlenemez bir cinsiyetçilik var bir kere. Hani modern ve eşitlikçi olduğunu zannedip içten içe ataerkil toplumu benimseme ve yüceltme durumu. Dikkat ederseniz onun yazdığı hikayelerde kadın hep bir gereksiz her şeye ağlama eğiliminde. Hele ki Davies dönemi sonrasında karakterleri de kendisi idare ettiği için genel olarak karakterlerinde bir sığlık mevcut. Senelerce Amy'i izledik, Rose kadar tanıyabildik mi? Hayır. Çünkü karakterlerinin 3. bir boyutu yok. Amy her zaman bilmiş, bencil, şirin ile seksi arası bir şeydi. Rory her zaman mükemmel adamdı. Karakterleri süreç içerisinde gelişmedi, oldukları yerde kaldılar.

Hadi Amy ile Rory sempatik tiplerdi, iyi oyuncuydu, idare ettiler. Şimdi Clara gibi bir tip, ömrünü Doctor'u oynamaya adamış bir adam karşısında ezilmiş durumda. Moffat bunu kapatmaya çalışırken histerik bir kadın karakter yarattı. Hani şu anda anketlerde en sevilmeyen companion seçiliyor, o derece berbat etti işi.

Bu dizide millet ana kuzusu değil de sevgili kuzusu Mickey'i, manyak Donna'yı, hatta ve hatta itici Martha'yı bile sevdi. Sen Moffat, çıtı pıtı bir kızı sevdiremedin bize.

Bu dizinin başına gelen en iyi şeylerden biri Russel T. Davies'in tekrardan canlandırması, en kötü şeylerden biri ise Davies'in işi bırakmaya karar vermiş olması olmuştur sanırım. En fenası ise Davies'in gidip bu işe Moffat'ı getirmesi tabi.

Ne diyeyim, hazır canlı canlı görmüşken Moffat'ın kafasına iki vurup "Olm bırak bu işleri git sherlock yaz" deseydim keşke.