Wednesday, September 28, 2011

Needs to Socialize

Eskiden ne güzeldi, okula gidiyordum, insanlarla konuşuyordum falan. Şimdi bakıyorum arkadaşlarımın işleri güçleri kendi okulları var, msn'e bile giren yok. Kimle konuşcam ben? Dizilere sardım. Orda da sosyal insanları göre göre sinir oluyorum. İşe girsem diyorum ama bir yere başvurduğum da yok. Canım sıkılıyor kısaca, her an gidip dansa falan yazılabilirim.

Monday, September 26, 2011

Başlık konusunda ilkokuldan beri kötüyüm


Ben seni biraz boşladım gibi değil mi sevgili Fireflies'cığım? Öyle düşünme. Bu aralar gece uykusu dediğimiz şeyi denemeye karar verdim. Yani ilham beyin geldiği saatlerde tam. Kafamı yastığa koyduğum anda uçuşuyor düşünceler beynime. Normalde biliyorsun ki kahve ya da çay içerken gelirlerdi.

Ama şunu biliyorum ki; hala uyumadan az önce ve uyandığım anda düşündüğüm şeyler aynı. Beyinsel olarak gelişim ve değişim göstermiş olabilirim, ama kalp konusunda aynı şeyi söyleyebilir miyim bilmem. Söyleyebilirim aslında ama eğer beynimin gelişimi %70 tamamlandı desek, kalbimin gelişimi hala %40larda sürünmekte.

Olsun.


Saturday, September 10, 2011

Bit by bit

Bu aralar bir yerlere sürüklendiğimi hissediyorum. Kedilere karşı hiç olmadığı kadar çok ilgi duymaya başladım. Biraz önce evden 5 gündür çıkmadığımı farkettim. Bundan pek rahatsızlık duymuyorum ama rahatsızlık duymam gereken bir yaşta olduğumu bildiğim için huzursuzum.

Hayatının tek eğlencesi akşam ne yemek yesek, pazar kahvaltısına kim gelecek, bahçedeki çiçekler açmış mı, etrafında dönen biri olmak için çok erken. Fakat buradan kurtulmanın pek mümkün olduğunu da sanmıyorum.

"Eğer evden dışarı adımımı attığımda, her an nerede olduğumun hesabını verip, bir kısmı için de yalan söylemek zorunda kalacaksam, hiç çıkmam daha iyi!"

Böyle saçma bir bakış açısı benimkisi.

Son zamanlarda arkadaşlarımın sayısında da ciddi bir düşüş oldu. Kimseyi tanımıyorum desem yeridir. Toplamda 4 kişiyle iletişim halindeyim. Evet, öyle gezip tozduğum süper yakın olan insan olarak değil, iletişimde olduğum, halini hatrını sorduğum 4 kişi.

Tüm bunlar için bir çözümüm de yok. O zaman niye yazıyorsun dersen, hayatımdaki değişiklikleri -etten kemikten bir insan olmasa da- bir şeyle paylaşmak iyi gelebilir diye düşündüm.

Kardeşimin de günlerdir tekrar ettiği gibi: canım sıkıldı!

Tuesday, August 30, 2011

Herkesin bir popisi vardır.

Bu aralar biraz pop-müziğe fazla mı sardım bilmiyorum, bana pek bir tehlike arz etmiyor şu anda.





Yalnız anlamadığım nokta şu ki, söyleyen kişi erkek değil miydi lan?!?


"put on some high heels and make up
you say what for i say give me a minute i'm on the place (eh eh)
you see this ain't some stupid game when you hold the head
you're so confused but then again you just a man, so"

?!

Yine de çok hoş şarkı. Söverken dans etmek işte :D

edit: When you burn me, I just ignore it.

Sunday, August 28, 2011

Fashion, don't mess with me


Bende mi bir gariplik var bilemiyorum ama şu "moda" çekimlerinden hiç hoşlanmıyorum. Özellikle de Fransız ekolünden olanları. Hani kadını "cinsiyetsiz"miş gibi gösterenleri.

Yüzünün tamamı boyayla kaplı, tamamen erkek formuna girmiş, üzerine acayip ötesi bir poz vermiş bir insan, nasıl olur da muhteşem gözükebilir? Anlayamıyorum.

Belki de sanatın bu kısmından anlamıyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, kadını cinsiyetsiz bir varlığa çevirmek isteyenlere gıcığım.

Bunun yanında çıplaklıkla bir "çekicilik" yaratacağını düşünenlere de gülüyorum sadece.

Bir taraftan Türkiye'deki tutuculuk sebebiyle düz ve kadınlığı örtecek kıyafetler hoş görülürken, bir yandan da Avrupa'da da "moda" "sanat" uğruna, "aynı şeyin kahverengisi" diyebileceğimiz "kadını cinsiyetsizleştirme" trendi var.

Bunlara inat; etek giymeyi, çırpı bacak olmamayı, düz değil düzgün bir popoya ve yapılı bir vücuda sahip olmayı (bu henüz ulaşabildiğim bir nokta değil ama 4 ay içinde o da olacak:D) sonuna kadar destekliyorum.

Şimdiye kadar "ayy etek rahatsız, saçını yapmaya ne gerek var" argümanları ile etrafımda dolaşan insanlara -ki en başta evdekiler olmak üzere- cevabımı bu şekilde vereceğimi bildiriyorum.

ps: etek altına tayt kadar iğrenç bir şey de yok ayrıca. Kısa etek giyecek kadar kendine güvenmiyorsan giyme?

Wednesday, August 24, 2011

Bana göre

İddia ediyorum ki, Türkçe şarkılar arasında en güzel söz şudur:

"Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
ve hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar"

En güzel şarkı da kendisi zaten.





not: en bir karizmatik insanın kendisi olduğunu söylemeye lüzum var mı?

Tuesday, August 23, 2011

İşte bu nedenle müzik dinlemek istemiyorum

Beynimden bana uygun milyarlarca, tamam saçmalamaya gerek yok, onlarca şarkı geçiyor. Hepsi üzerine bir şeyler yazasım geliyor. Sonra, öf aman ne gerek var işte anlatmış şarkıyı yazan diyorum. Alt alta yazsam beynimden geçen şarkıları, fazla bir şey yazmama gerek kalmaz ki, kendi kendilerini ve de beni anlatırlar diye tahmin ediyorum. Evet şaşırma, onu denemek istiyorum şimdi.

1. Sen de alıp başını gitme ne olur (Haluk Bilginer versiyonu)
2. Born this way (Lady Gaga)
3. Telefonu çektim direkten (Üsküdar'a Giderken versiyonu)
4. Sendeki kaşlar (Suzan Kardeş)
5. Celebration (Madonna)
6. Rain (Mika)
7. I want you (Fiona Apple versiyonu)
8. Embruja por tu querer (Diana Navarro)
9. Life is wonderful (Jason Mraz)
10. Tuttu fırlattı kalbimi (Gökçe) (Bunu bir yere yazmayanı dövüyorlarmış)
yok yok sonuncusu değil,
10. Watermelon Man (Mongo Santamaria)

Evet, tahmin doğru, bu aralar kafamın içinde beyin yok, saman da yok sürtüşüp elektrik enerjisiyle çalışsın :D:D Boş boş duruyor sadece. En sevdiğim şarkıları dinleyip duruyorum müzik denildiği zaman. Tamam arada Özcan Deniz dinlediğim bile oluyor, inkar etmiyorum.

Hiçbir zaman çok sofistike bir müzik zevkim olmadı zaten. Çok alakasız şeyleri sevebiliyorum. Rebecca Black- Friday sevmiyorum ama o kadar da değil. Fakat oha ne saçma şarkı diye diye Serdar Ortaç dinleyebilirim. Hemen arkasından da Queen'e geçiş yapabilirim. Bu nedenle insan içinde müzik dinlemek istemiyorum.