Tuesday, July 12, 2011

Çok eskiden bir zamanlar...


Yıl 1991. Bu fotoğraf çekildiği gün Kadıköy'e gitmişiz dedem ve babaannemle. Bahriyeli iki çocuk beni görmüş, dedemlerden izin istemişler, lütfen birlikte bir fotoğraf çektirelim diye. Bizimkilerin de hoşuna gitmiş, fakat ben avazım çıktığı kadar ağlayıp, istemem diye tutturmuşum. Sonuç olarak fotoğraf çektirmemişim çocuklarla.

Sanırım o an ne kadar lanet ettilerse bana, (belki de) 2 yaşından beri aslında çok sevdiğim "tür"lerine kendimi sevdiremiyorum.

Çok şey var aslında aklımda. O kadar çok ki, ortaya çıkmasınlar istiyorum artık. Kapansın, sanki hiç yaşanmamış olsun, benim her gün kurduğum hayallerimden biri olsun, bir daha görmeyim, rastlamayım, hatırlamayayım. Çünkü en ufak parçası bile aklıma geldiğinde hala biri tutup göğsümün ortasında -görünmeyen fakat orada olan- boşluktan bir kibrit sokup ateşe veriyor gibi beni.

Hak veriyorum, anlıyorum, insanlık hali diyorum, ama bunları beynim söylüyor.

...

Biliyordum kaçacağını benden de, bu kadar çabuk olması belki daha iyi olmuştur.

İmza: Elmyra gibi, ama kediler yerine insanları sevgisiyle bunaltan tip.

Sunday, July 10, 2011

Nonsense



And when you're gone I'll tell them my religion is you.

Ne gerek var böyle şeylere değil mi? Bu aralar biraz "mantıksız" konuşup/düşünüyor gibi görünebilirim. Ama içten içe biliyorum ki;

I won't cry for you
I won't crucify the things you do
I won't cry for you, see
When you're gone I'll still be bloody Mary!

PS: İkinci adımın "Meryem" olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum.

---And now you're gone. And I am still bloody-bloody Mary! And I will always be.

Saturday, July 9, 2011

Tanımsız.

Öyle kendimde değilim ki bir haftadır, uyumaktan başka istediğim hiçbir şey yok. Sanki ayağımın altından yeryüzünü bir anda çekmişler de, o aniden düşme hissi ile hala yere çakılamamışım. Çakılsam belki ölüp gidicem ama çakılamadık da bir türlü.

İnsanlardan büyük beklentilerim olmamasına rağmen, hep öyleymiş gibi davranmaları canımı sıkmıyor artık. İçimde bir boşluk hissi oluşturuyor.

Verilen sözler yerine getirilse sadece, ya da hiç söz verilmese, bu saf insan inanıyor çünkü her söze.

Bu arada Ales'ten yüksek puan alırsam bir sürpriz bekleyecekti beni, ben aldım sürprizi, ayrılıkmış bebeğim :) Bilseydim işten ayrılır çalışır mıydım?

Canım çok fena yanıyor. Öyle böyle değil. Son 2 gündür biraz daha iyi olmama rağmen, çok da iyi sayılmam. Koskoca Yunanistan gezisi bile bana gereksiz gözüküyor. Şu cümlemden maksimum bir sene sonra çok pişman olacağımı biliyorum, ama şu anki ruh halim o kadar kötü.

Sunday, July 3, 2011

Another one bites the dust

Fazla konuşmak istemiyorum nedense.

Ben aşkımı anlatacak kelime bulmakta zorlanırken, karşımdaki ise benden uzaklaşmanın planlarını yapıyormuş.

Ne diyeyim?

Aklıma yüz bin türlü bela, hakaret, küfür geliyor. Ama bunları söyleyemeyecek kadar seviyorum.

Napalım? Ya Allah O'na akıl fikir versin, ya da ben bu kadar sevebileceğim ve bundan korkmayacak birine rastlayayım.

Daha da bir şey diyesim yok.

Wednesday, June 29, 2011

Büyük Çapta Deja Vu Yaşamak.

Bir an şu anda kiminle olduğumu, nerede olduğumu, ne yaptığımı unuttum.

Unutmadım aslında, 4 sene öncesine gittim.

Yaşadığımız gün dolayısıyla belki de. 29 Haziran'da ne vardı ki? diye düşünürken bir anda aklıma geldi.

Hoş aklıma gelenler belki ismimi dahi hatırlamıyordur.

Rüyama girenler ise karmakarışık.

Bugünü unutmama bugün olanlar sebep olmuş olabilir.

Ya da bir anda kendimi tekrar "yalnız da mutluyum" gerçeğiyle yüzleştirmem.

29 Haziran, bir zamanlar neler yaşamış olduğumun tarihi sanki. Bir insanın doğduğu gün, benimse ergenlikten çıktığım gün belki. O zamanı atlattıysam, şimdi de her şeyi atlatabilirim diye düşünme sebebim.

Yeniden mantığıma "merhabaaa" dediğim gün.




SpocknKirk

Saturday, June 25, 2011

Biliyorum gemiler götüremez...

Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.



gece

Wednesday, June 22, 2011

Variation On the Word Sleep by Margaret Atwood

I would like to watch you sleeping,
which may not happen.
I would like to watch you,
sleeping. I would like to sleep
with you, to enter
your sleep as its smooth dark wave
slides over my head

and walk with you through that lucent
wavering forest of bluegreen leaves
with its watery sun & three moons
towards the cave where you must descend,
towards your worst fear

I would like to give you the silver
branch, the small white flower, the one
word that will protect you
from the grief at the center
of your dream, from the grief
at the center. I would like to follow
you up the long stairway
again & become
the boat that would row you back
carefully, a flame
in two cupped hands
to where your body lies
beside me, and you enter
it as easily as breathing in

I would like to be the air
that inhabits you for a moment
only. I would like to be that unnoticed
& that necessary.



deep-breath