İstiyorum, yeni bir şeyler olsun. Yeni heyecanlar, yeni umutlar, yeni bir ortam. Mezun oluyorum diye böyle hissediyor olabilirim. Ama içimden bir ses yeni ve güzel şeylerin olacağını söylüyor. Çünkü, fırtına öncesi sessizlik sendromuna takılı kaldım şu anlarda. Hayatımda yeni hiçbir şey yok. Hatta şöyle de diyebilirim: hayatımda eskiden olan şeyleri de çıkarttım. Bir sadelik, bir basitlik hakim hayatıma. En çok beklediğim şey de uyku. Çünkü beni en çok o heyecanlandırabiliyor. Uykuya daldığımda göreceğim rüyanın ne olacağı belli değil. Evden çıktığımda ise ne olacağı hemen hemen belli. Okula git, derse gir, dersten çık, kahve iç, eve dön, çeviri varsa yap, uyu. Bu kadar. Uyu kısmı en heyecanlısı.
İnsanların hep aynı şeyi konuştuklarını farkettim. Ben de o insanlardan biriyim. Hep aynı şeyleri konuşuyoruz aramızda. Hep aynı kişilerle konuşuyor olmak mı bunun sebebi acaba diye düşünmüyor değilim. Yeni insanlar nerede bulunurlar? Bir yerlerde satılırlar mı? Bir yerden seçebiliyor muyuz?
Bu yüzdendir ki sürekli bir uyku halindeyim. Ne yapsam da bu durumdan kurtulsam bilemiyorum. Uyku sırasında gezdiğim farklı dünyalara gerçek hayatta ulaşmalıyım ki, uykuda beni içine çeken sahte dünyaları bırakabileyim.
Çekip gitmek istiyorum çoğu zaman. Ama arkama bakmadan gidebilme lüksüm hiçbir zaman yok. Aslında gidebilirim tabi ki her insan gibi. Ama bende onu yapacak cesaret yok, ya da güven, ya da bilemedim işte, gittiğimde aklım hep burda kalacak işte. Onun ağırlığını taşımaktansa, burada iğrenç bir pembeye boyanmış 4 duvar arasında popomu düzleştirme fikri biraz daha huzur verici.
Ama bu huzur da doğama aykırı. Ben bir çay koyayım en iyisi.
Saturday, May 8, 2010
Saturday, April 10, 2010
Sorma
Ya çok sıkıldım sayın günlükçüm. Evet ben seni günlük olarak tasarladım. Aylin'den başka kimse seni bilmiyor, o da zaten zaten ben gibi, yani belki de Aylin benim alter egomdur ya da ben onun alter egosuyumdur. Neyse işte.
sorma, sorma doldur boğaziçini
sen doldur ben içerim efkarımla kana kana
durma, durma doldur boğaziçini
sen doldur ben içerim yalanlara kana kana
durma, canım cayır cayır yanıyor
söndür yalvarırım durma n'olur durma
Ben bu aşk denen naneyi seviyorum da, uygulayacak insan yok. Hep bir sapkınlık, "tipini beğendim ben bunun tamamdır yea, gideri var" diye iğrenç bir bakış açısı var. Gerizekalı, karşındaki de senin gibi bir insan. Ona zarar gelmesini istemeyecek, kötü gününde yanında olacağından emin olacağı birini istiyor yanında. Ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar gideri olursa olsun, sen ona şişme kadın/erkek muamelesi yaptığın sürece o yıpranacak, kalbi sıkışacak, o bedeni dışarıdan ne kadar hoş olsa da kendisi onu parça parça etmek isteyecek. Çünkü bir süre sonra bedeni, ruhunun görülmesini engelleyen bir perde haline dönüşecek.
Böyle düşündüğüm için de koluna birini takıp hesaplarını ödeten biri değil, odasına kapanmış çeviri yapan bir insanım.
Tüm bunlara rağmen zayıflamam lazım. Sağlık elden gidiyor. Daha 22 yaşında bir insan olarak, yattığımda kalbimin son gücüyle attığını hissetmem pek güzel değil bence. Yaklaşık bir senedir böyle bir şey olmamıştı. Tartıya çıkmaya korkuyorum. O yüzden biraz cesaretimi toplayana kadar ve de kilo verene kadar çıkmamayı düşünüyorum tartıya. Bu sefer son olsun artık. Böyle diyetti bilmemneydi saçma sapan şeylerle uğraşmak istemiyorum artık.
Böyle düşündüğüm için de koluna birini takıp hesaplarını ödeten biri değil, odasına kapanmış çeviri yapan bir insanım.
Tüm bunlara rağmen zayıflamam lazım. Sağlık elden gidiyor. Daha 22 yaşında bir insan olarak, yattığımda kalbimin son gücüyle attığını hissetmem pek güzel değil bence. Yaklaşık bir senedir böyle bir şey olmamıştı. Tartıya çıkmaya korkuyorum. O yüzden biraz cesaretimi toplayana kadar ve de kilo verene kadar çıkmamayı düşünüyorum tartıya. Bu sefer son olsun artık. Böyle diyetti bilmemneydi saçma sapan şeylerle uğraşmak istemiyorum artık.
Tuesday, March 30, 2010
Can sıkıntısı
Film çevirimin dublajı perşembe günü yapılacakmış, çok fena heyecanlandım. Çünkü bana çok kızacaklar gibime geliyor.
Misafirliğe giderken oraya kek-börek yapıp gitmek, eğer çok samimi değilse çok yanlış bir şey. Bence yani. Kadın o kadar özenmiş, bir sürü şey yapmış; sen "ama belki beğenmeyiz seninkileri, aç kalmayalım diye aldık" der gibi kek börek götürüyorsun. Ayıp bence.
Ben sanırım çok kibarım, Allah kahretmesin. Ya neden herkes ben yemek yerken "Çok kibarsın Dilek yaaa" diyor. Altı üstü çatal bıçak kullanıyorum. Evet küfür de etmiyorum. Yapacak bir şey yok.
Misafirliğe giderken oraya kek-börek yapıp gitmek, eğer çok samimi değilse çok yanlış bir şey. Bence yani. Kadın o kadar özenmiş, bir sürü şey yapmış; sen "ama belki beğenmeyiz seninkileri, aç kalmayalım diye aldık" der gibi kek börek götürüyorsun. Ayıp bence.
Ben sanırım çok kibarım, Allah kahretmesin. Ya neden herkes ben yemek yerken "Çok kibarsın Dilek yaaa" diyor. Altı üstü çatal bıçak kullanıyorum. Evet küfür de etmiyorum. Yapacak bir şey yok.
Monday, March 29, 2010
Bilinç akışı ve yolculuk üzerine
Şimdi bu bilinç akışı denen şey beynin işleyişini kendine örnek alarak cümleler, hikayeler ve eserler yazma sistemi değil mi? Peki benim yazdıklarım da aklımdan geçenler, hem de tam anlamıyla. Ama neden benimkiler bilinç akışı olmuyor. Yani bir insanın aklından geçenlerin bilinç akışı adı altında kağıda döküldüğünde kabul görebilmesi için çok komplike cümleler mi kullanması gerek. Benim kullandıklarım çok basit olabiliyor çoğu zaman. Bazen İngilizce, Fransızca deyimler içeriyor, bence yeterli derecede entel. Ama sadece böyle yazarken. Aklından sürekli "are you nuts?" geçen biri pek zeki değildir bence ya.
Neyse işte. Bence bu Virginia Woolf, Katherine Mansfield, hele de James Joyce, hiç öyle bilinç akışı falan yazmamışlar. Baya baya kasmışlar, zorlamışlar, 45382 satır süren cümleler kurmuşlar. Sırf konudan konuya atlıyor ve biz de anlayamıyoruz diye bilinç akışı olmuş o. Yahu ben çok ciddi bir şeyden bahsederken, örneğin sevgilimle ayrılık konuşması yaparken örneğin, aklıma acaba burda kalkıp oynasam şimdi ne salak olur değil mi? sorusu gelebiliyor. Hatta benim aklıma gelenler genellikle böyle absürd şeyler. Çok mu post modernim lan? (Bir de ben kendime çok lan diyorum, bu yazarlar hiç kendilerine öyle demiyorlar, çok kibarlar)-------------------(farklı konuya geçtiğimi sanıyorum, çok entelim ya, siz de çok salaksınız, başka bişe anlattığımı anlamayacaksınız)
Bugün 9üd denen harika ötesi otobüse bindim. Türkçesi mükemmele yakın yaşlı bir amca, bir kadınla türklük, tarih marih konuşuyordu. İddiasına göre Türklere kim kötülük yaptıysa Allah cezalarını vermiş. Sonra bir ara savaştan falan bahsetti.
Başım aşırı ağrıyordu, 10 dakikalık yolculuğumun 9 dakikasında bön bön, hiçbir şey duymadan ve görmeden bakmışımdır. Ama o 1 dakika boyunca bunu duydum. Adama dönüp "Amca kimseyi koruyan bir şey yok. Öyle yaşayıp gidiyoruz işte." dediğimde ani bir tezahür anı yaşayıp (Tezahür doğru mu bilmem, epiphany yazdım sözlüğe bu çıktı), telaşa kapılacağını düşündüm. Sonra tekrar düşündüm "Hadi len ordan kafir" derdi en fazla.
Sonra belki dedem de yaşasa böyle düşünürdü, çok pis kavga ederdik, dedim. Ama sonra kendimi inandırdım "dedem hiçbir zaman türklüğü savunmadı ki" diye. Allah kahretsin lan hatırlamıyorum ki ben çok fazla ne düşündüğünü. Daha doğrusu çok yüzeysel olarak biliyorum. Koskoca adam lise 1'e giden velede dünya görüşünü mü açıklayacaktı sanki?
Neyse çok fena dolmuşum ben bugün be, hadi mucuks.
Sunday, March 28, 2010
Uykusuz
Yine uykusuz kaldım ben ya. Uykusuzken insan bir süreliğine zihin aşırı açık duruma geçiyor. Böyle felsefik açılımlara kadar gidebiliyor. Ancak hemen o açılımın ardından uyumak gerek. Ama ben uyumadım. Şimdi ise etrafımdakilere içimden türlü küfürler etmekle meşgulüm. Dur ama bir ara da fotoğrafları atmıştım. Onları koyayım şuraya.
Böğürtlenli, çikolata parçalı, kakaolu falan muffinlerim işte. Gaza gelip bunları yaptım Cake Boss'tan sonra.

Böğürtlenli, çikolata parçalı, kakaolu falan muffinlerim işte. Gaza gelip bunları yaptım Cake Boss'tan sonra.
Thursday, March 25, 2010
Oops!
Ne kadar gereksiz şeyler yazdığımın farkına vardım (Bkz: şu an yazdıklarım). Ama yakın bir zamanda (örneğin çevirim bittiğinde) ilginç birşeyler bulup eklemeyi düşünüyorum. Yani şöyle olmasını istiyorum aslında, madem burası benim blogum, o zaman burada hem pastalar/kekler... vs, hem sanatsal yorumlar, hem de dedikodusal şeyler olmalı.
Örneğin bu gece muffin yapabilirsem fotoğraflarını çekip koyayım buraya, olur mu :D
Örneğin bu gece muffin yapabilirsem fotoğraflarını çekip koyayım buraya, olur mu :D
Monday, March 22, 2010
Obaa!
Dün ne kadar asabiymişim lan. İyice şizofrene bağladım he. Dünkü yazdıklarımı sanki ben yazmamışım gibi okuyup, aman ne salak yazmış diye eleştirmeye başladım.
Doktora gitsem iyi mi olacak ne?
Toddlers & Tiaras diye bir belgeselimsi var, aman tanrım yani. Böyle şey olmaz olsun.
Forevır Tiftetelli Turkiko ninanay yavrum ninananay!
Doktora gitsem iyi mi olacak ne?
Toddlers & Tiaras diye bir belgeselimsi var, aman tanrım yani. Böyle şey olmaz olsun.
Forevır Tiftetelli Turkiko ninanay yavrum ninananay!
Subscribe to:
Posts (Atom)