Tuesday, March 30, 2010

Can sıkıntısı

Film çevirimin dublajı perşembe günü yapılacakmış, çok fena heyecanlandım. Çünkü bana çok kızacaklar gibime geliyor.

Misafirliğe giderken oraya kek-börek yapıp gitmek, eğer çok samimi değilse çok yanlış bir şey. Bence yani. Kadın o kadar özenmiş, bir sürü şey yapmış; sen "ama belki beğenmeyiz seninkileri, aç kalmayalım diye aldık" der gibi kek börek götürüyorsun. Ayıp bence.

Ben sanırım çok kibarım, Allah kahretmesin. Ya neden herkes ben yemek yerken "Çok kibarsın Dilek yaaa" diyor. Altı üstü çatal bıçak kullanıyorum. Evet küfür de etmiyorum. Yapacak bir şey yok.


Monday, March 29, 2010

Bilinç akışı ve yolculuk üzerine

Şimdi bu bilinç akışı denen şey beynin işleyişini kendine örnek alarak cümleler, hikayeler ve eserler yazma sistemi değil mi? Peki benim yazdıklarım da aklımdan geçenler, hem de tam anlamıyla. Ama neden benimkiler bilinç akışı olmuyor. Yani bir insanın aklından geçenlerin bilinç akışı adı altında kağıda döküldüğünde kabul görebilmesi için çok komplike cümleler mi kullanması gerek. Benim kullandıklarım çok basit olabiliyor çoğu zaman. Bazen İngilizce, Fransızca deyimler içeriyor, bence yeterli derecede entel. Ama sadece böyle yazarken. Aklından sürekli "are you nuts?" geçen biri pek zeki değildir bence ya.

Neyse işte. Bence bu Virginia Woolf, Katherine Mansfield, hele de James Joyce, hiç öyle bilinç akışı falan yazmamışlar. Baya baya kasmışlar, zorlamışlar, 45382 satır süren cümleler kurmuşlar. Sırf konudan konuya atlıyor ve biz de anlayamıyoruz diye bilinç akışı olmuş o. Yahu ben çok ciddi bir şeyden bahsederken, örneğin sevgilimle ayrılık konuşması yaparken örneğin, aklıma acaba burda kalkıp oynasam şimdi ne salak olur değil mi? sorusu gelebiliyor. Hatta benim aklıma gelenler genellikle böyle absürd şeyler. Çok mu post modernim lan? (Bir de ben kendime çok lan diyorum, bu yazarlar hiç kendilerine öyle demiyorlar, çok kibarlar)

-------------------(farklı konuya geçtiğimi sanıyorum, çok entelim ya, siz de çok salaksınız, başka bişe anlattığımı anlamayacaksınız)

Bugün 9üd denen harika ötesi otobüse bindim. Türkçesi mükemmele yakın yaşlı bir amca, bir kadınla türklük, tarih marih konuşuyordu. İddiasına göre Türklere kim kötülük yaptıysa Allah cezalarını vermiş. Sonra bir ara savaştan falan bahsetti.

Başım aşırı ağrıyordu, 10 dakikalık yolculuğumun 9 dakikasında bön bön, hiçbir şey duymadan ve görmeden bakmışımdır. Ama o 1 dakika boyunca bunu duydum. Adama dönüp "Amca kimseyi koruyan bir şey yok. Öyle yaşayıp gidiyoruz işte." dediğimde ani bir tezahür anı yaşayıp (Tezahür doğru mu bilmem, epiphany yazdım sözlüğe bu çıktı), telaşa kapılacağını düşündüm. Sonra tekrar düşündüm "Hadi len ordan kafir" derdi en fazla.

Sonra belki dedem de yaşasa böyle düşünürdü, çok pis kavga ederdik, dedim. Ama sonra kendimi inandırdım "dedem hiçbir zaman türklüğü savunmadı ki" diye. Allah kahretsin lan hatırlamıyorum ki ben çok fazla ne düşündüğünü. Daha doğrusu çok yüzeysel olarak biliyorum. Koskoca adam lise 1'e giden velede dünya görüşünü mü açıklayacaktı sanki?

Neyse çok fena dolmuşum ben bugün be, hadi mucuks.

Sunday, March 28, 2010

Uykusuz

Yine uykusuz kaldım ben ya. Uykusuzken insan bir süreliğine zihin aşırı açık duruma geçiyor. Böyle felsefik açılımlara kadar gidebiliyor. Ancak hemen o açılımın ardından uyumak gerek. Ama ben uyumadım. Şimdi ise etrafımdakilere içimden türlü küfürler etmekle meşgulüm. Dur ama bir ara da fotoğrafları atmıştım. Onları koyayım şuraya.
Böğürtlenli, çikolata parçalı, kakaolu falan muffinlerim işte. Gaza gelip bunları yaptım Cake Boss'tan sonra.

Thursday, March 25, 2010

Oops!

Ne kadar gereksiz şeyler yazdığımın farkına vardım (Bkz: şu an yazdıklarım). Ama yakın bir zamanda (örneğin çevirim bittiğinde) ilginç birşeyler bulup eklemeyi düşünüyorum. Yani şöyle olmasını istiyorum aslında, madem burası benim blogum, o zaman burada hem pastalar/kekler... vs, hem sanatsal yorumlar, hem de dedikodusal şeyler olmalı.

Örneğin bu gece muffin yapabilirsem fotoğraflarını çekip koyayım buraya, olur mu :D

Monday, March 22, 2010

Obaa!

Dün ne kadar asabiymişim lan. İyice şizofrene bağladım he. Dünkü yazdıklarımı sanki ben yazmamışım gibi okuyup, aman ne salak yazmış diye eleştirmeye başladım.

Doktora gitsem iyi mi olacak ne?

Toddlers & Tiaras diye bir belgeselimsi var, aman tanrım yani. Böyle şey olmaz olsun.

Forevır Tiftetelli Turkiko ninanay yavrum ninananay!

Sunday, March 21, 2010

Psi-psikopatım

Valla bence öyleyim. Sıkıldım. Bunaldım. Çeviri istemiyorum. İspanya'ya gitmek istiyorum ama parasını biriktirmekle uğraşmak istemiyorum. Zaten babama verdim bütün paramı, elimde 50 lira para kaldı. Geri verir diye umut ediyorum ama benim de bir şey için para biriktiriyor olduğum gerçeğini atlıyor kendisi nedense. Aha eski ortağım&sevgilimin parasını ayırmayı da unuttum. Salak ben.

Uyumak istiyorum bir süre, biraz asosyal olmak istiyorum, insan olmadan etrafta takılmak. Öf yete be, sıkıldım her türlü şeyden. Dünya'da daha güzel yerler var, oralarda olmak istiyorum.

Bir de kadınlar çok salak, ama erkekler onlardan da salak. Biri nolololololo diye konuşuyor, diğeri de bunu seksi buluyor. Gerzekler, milletin beyni yok artık bence, yerine saman enjekte edilmiş.

İşte bu da benim Berry Muffin'im. Günün tek güzel şeysi.


Saturday, March 20, 2010

Lan!

Hiçbir sorunu, boku, püsürü olmamasına rağmen durmadan vızvız eden, kendine acıyan insanlardan nefret ediyorum. Resmen rahatlık batıyor insanlara. Biraz hayat enerjisi ya. Yoksa o enerji git kendini at bir yerden, eğer bunu yapamayacaksan o zaman uğraş biraz. Hayatı sevmek bu kadar zor değil.

Hayattan soğumak için çok şey var. Ama hayata tutunmak için de birçok şey var. Eğer vazgeçemiyorsan yaşamaktan, o zaman o tutunulacak şeyi bul.

Benim bir b planım var aslında. Eğer bir yerde yaşamak çok ağır gelirse, çok kötü şeyler olursa, buralardan kaçar gider, kimsenin beni tanımadığı bilmediği bir yerde yaşamaya devam edebilirim. Elim ayağım tutuyor, çalışabiliyorum, bir mesleğim var. Çok yüksek standartlarım da yok. Benim yaşamak için her türlü bahanem var.