Tuesday, February 2, 2016

Gluten - Hashimoto İlişkisi ve Bana Çektirdiği 4 Sene

Komik mi desem trajikomik mi bilemedim bak bu halime. Baştan anlatayım en iyisi.



Fizan'dan bile duyulduğu üzere önceleri yanlış beslenmeden, sonraları ise her şeyi tam yoluna koydum zannederken ortaya çıkan Hashimoto yüzünden kilo problemi yaşıyordum/yaşıyorum.

Tam olarak 2012 yılında Hashimoto teşhisi konuldu. Tahminim 2010 yılının yaz aylarında çıktığı. Çünkü o dönem Hashimoto başlangıcı semptomlarını net olarak yazmışım, gereksiz kilo alımı, tiroit hormonlarının dengesizliği yüzünden garip ruh halleri, bazen aşırı enerjik bazen aşırı bitkin hissetmeler falan.

Neyse işte. 2012'de teşhis konulduktan sonra ilk 1 senede hiçbir kilo verme durumu olmadı bende. 1 kilo ver 2 kilo al şeklinde sürdü. Tekrar doktora gittiğimde tetkikler vs yapıldı ve "İnsülin Direnci" var dendi. Ve tabi ki metformin kullanma süreci başladı. Sanırım 2013 yılından beri de metformin kullanıyorum. Sabah 1000 akşam 1000 mg.

Hadi onun zoruyla, benim de delicesine uğraşmamla bir 10 kilo verdim. Hem haftada en az 3 gün spora gidiyorum hem de diyetime birebir uyuyorum. Ama yanlış giden bir şeyler var. Geçen sene bu zamanlar 8 kilo verdim o ilk 10 kilonun üzerine. Ama diyet aynı spor aynı, birden 5'ini geri aldım. İnanılmaz bir moral bozukluğu.

Tam artık bunu kafama takmayacağım moduna girdim ki aslında çok yemiyorum sadece askeri düzende bir beslenme yok hayatımda - zbam diye verdiğim kilodan fazlasını aldığımı gördüm. Artık evdekiler işyerinde, sevgilim evde, işyerindekiler dışarda falan yediğimi düşünüyordur herhalde. Çünkü hem spor yapan hem diyet yapan bir insanın kilo alması mantıksız sonuçta.

Alakasız bir günde bir arkadaşım Starbucks'tan glutensiz kek almış bana. "Sen böyle değişik şeyleri seversin" diye. Çölyak harici gluten niye yenmez aklıma takıldı.

İşyerinde sıkılmışken ara vereyim diye geyiğine bakarken buna alnımda "GERÇEKLERE HOŞGELDİNİZ" yazılı bir pankart açıldı sanki.

Hashimoto olanlarda sıklıkla gluten alerjisi / intoleransı görülebiliyormuş. En net belirtileri de şişkinlik, kilo verememe ve hatta sebepsiz kilo alma veya tam tersi kilo alamama, gaz, zihin bulanıklığı, dikkat eksikliği, unutkanlık, kolun arka kısmında oluşan pütürcükler, ağız çevresinde yaralar, migren, dişeti sorunları, vb. Daha birkaç ay önce bu şikayetleri söyledim hem doktoruma hem diyetisyenime. Ama bir kez bile glutensiz beslenmeyi dene diyen olmadı. Öyle ki gluten alerjisi belirtilerinin hepsi bende kabak gibi belli.

Peki şimdi "fuck you diyabet" diyerek bol olmasa da patates ve havuç, bol sebze & meyve, abartmadan pirinç yediğim ama kesinlikle glutenli bir şeyi ağzıma koymadığım 1,5 haftada nasıl 1.5 kiloyu verdiğimi diyetisyenlerim, doktorlarım açıklasın bana. Beslenmemde her şey var sadece gluten yok. Hatta inkar edemem bazı akşamlar glutensiz kurabiye, kek vs yediğim de oldu. Hoş 3 senedir sıkı bir diyabet diyeti yaptığımdan canım sık da istemiyor bu tarz şeyleri. Şekersiz yaşamaya alıştım nasılsa. O yediğim akşamlar da malum dönemdi.


Özet: Hashimoto tiroidiniz varsa ve "bunda bi bokluk var ben iyi hissetmiyorum" diyorsanız. Aşırı sindirim problemleriniz, sebepsiz kilo verme veya kilo alma, odaklanma sorunlarınız da varsa, birkaç gün glutensiz beslenmeyi deneyin.

Hashimoto ve gluten arasındaki ilişkiyi açıklayan çok bilimsel yazılar var ama malumunuz benden bilimsel bir yazı çıkmaz. Şunları şuraya bırakayım ben:

http://chriskresser.com/the-gluten-thyroid-connection/
http://hypothyroidmom.com/12-shocking-symptoms-of-gluten-sensitivity/

Monday, January 25, 2016

Pasxalis Terzis ve bana hatırlattıkları

Bu adam bana ananemi hatırlatıyor, elimde değil.


Zaten fantastik olan aile kökenlerimizden biri Yunanistan'a dayanıyor. Ama öyle Yunanistan göçmeniyiz biz tadında değil. Ananemin kız kardeşi hariç tüm ailesi Yunanistan'da ve hiçbiri Türkçe bilmiyor. Ananem vefat ettikten sonra arada dili bilen biri olmadığından telefonla görüşecek kimse de olmamıştı.

Anneannem - 1960'ların başı olsa gerek

Nerden olduysa bir gün annemin kuzenlerinden birinin Facebook'tan teyzemi bulması ile başlıyor olay. Bizim hiçbirinden haberimiz yokken birden onlarca kişi ortaya çıkıyor. Onlarca yıl sonra Gas adında dayım, Sofia adında teyzem, Giota adında kuzenim falan olduğunu öğreniyorum. Senelerce standart bir Türk olarak yetiştirilen insan iken al bak bunlar senin çok yakın akrabaların diye tanıştırılan insanlarla İngilizce anlaşabiliyoruz.

Hayal meyal hatırladığım anılar var annemin dayısının çocuklarıyla İstanbul'a gelmesinden. Ama sonra ananemin yaşlılık & ilgisizlikle Yunancayı unutması üzerine iyice bağlar kopmuştu. Büyük dayının kendisine küçük gelen kravatını, koca göbeğini, adeta dev gibi bir adam oluşunu, top sakalını falan unutmam mümkün değil. Ama bunlar ben 4-5 yaşlarındayken olduğundan Yunanistan'ın ayrı bir ülke olduğundan bile habersizdim ben. Sonraları da pek konusu geçmedi.

Yukardaki şarkıyı söyleyen "Yunanistan'ın Orhan Gencebay'ı" denilen adamın da sesi bir yerlerden tanıdık geliyor. Liseli bir ergen iken dinlerken de aynı hissi yaşamıştım, senelerce aradım bu şarkıyı. Nasıl karşıma çıkmadı bilmem. Ya beraber arabada giderken dinledik, ya bir düğünde çaldırdı. Ya da tamamen içgüdüsel bir şey. Hiçbir fikrim yok.

Bu yıl belki tekrar giderim Yunanistan'a. Aslında pek mükemmel bir yer değil, ama bir şeyler sürekli çağırıyordu beni oralara tüm hayatım boyunca. Gittim, gördüm, etraftakilerin ettiği tek kelimeyi anlamasam da hiç yabancı hissetmedim. Nereli olduğunu hissedemeyen biri için böyle hisler biraz değişik.

(Bahtsız sevgilim de benim yüzümden Yunan şarkıları dinlemek zorunda kalıyor)

Monday, January 11, 2016

Tanıştık :)

Aslında neredeyse 1 ay olacak tanışalı. Hatta "Şubat'ta yeniden gelicem" dediğinde "Ama Şubat'a çok var!" derken Şubat bile gelmiş. Her şey çok güzel geçti, onun hakkında yazacağım hiçbir şey yok. Annesi, anlattıklarından çıkardığım / hayal ettiğim profile birebir uyuyor. Gelelim hazırlanma kısmıma:

Bir önceki hafta 1 saat içinde hazırlanıp gitmemem hayatımda verdiğim en doğru karar olabilir. Çünkü önceden bilmeme rağmen 3 günde anca hazırlandım. 3 farklı kuaföre 3 farklı gün giderek, çorabımı, elbisemi onu bunu hazırlayayım diyerek anca hazırlandım. Ben ki sabah işe 10 dakikada hazırlanıp gelirim, ama böyle bir konuda durum değişiyor. 3 kere oje sürdüm, sürekli bozuldu çünkü. Öyle bir stresliydim ki Viktor Levi'nin kapısından girerken bile hala "neden burdayım??" sorusunu kendime soruyodum. Birisi dokunsa, çarpsa yanlışlıkla bacaklarımın kontrolünü kaybedebilir, yere düşebilirdim. Öyle bir heyecan!

Ama güzeldi :)

Monday, December 14, 2015

Biz bu işlerden anlamıyoruz

Geçtiğimiz cumartesiyi hiç yaşanmamış saysak fena olmazdı aslında.

Şimdiye kadar "annem geliyor belki tanışırsınız" bile dememiş olan sevgilim kalktı cumartesi ben evden çıkmicam diye pis pis pineklerken "hadi sinemaya gidelim" dedi, 5 dakika sonra sinemaya annesiyle gideceğimiz ortaya çıktı, bir de tabi 45 dakika içinde.

Tabi ki gidemedim. Altunizade'den Historia'ya 45 dakika içinde gitmem mümkün değil, duş alıp gitmem hiç değil, duş alıp giyinip süslenip gitmem ise imkansızlık teriminin dahi dışına çıkıyor.

Alelade sinemaya çağırılmaya mı üzüleyim - adamın heyecan yaptığının farkındayım olmasam kafasını kırardım, yetişememiş ve reddetmiş olmaya mı üzüleyim bilemedim. Stresten sesim kısıldı, ateşim falan çıktı. Tanışma fikri ortada yokken aniden karşıma çıkması stres katsayısını acayip yükseltti.

Neyse ben de sakin olamadım tabi bu durumda - yani normalde kendi standartlarıma göre fevri başkalarına anlatınca fazla sakin tepki vermişim.

Kısaca here comes mother-in-law.

Friday, December 4, 2015

Tatlıya doyduğum hafta

Saçma bir kasım ayı oldu benim için. Hormonsal açıdan zor geçti kısacası. İçim şişti, tatlı aşerdim delicesine. Kilo vermişim ama saçma ötesi ödem yüzünden tartıda hep fazla çıkıyorum. Onun verdiği bir stres de vardı.

Bir akşam İpek'le çay içerken "keşke evin duvarları kurabiyeden olsaydı, çikolata sürüp yerdik" derken buldum kendimi. Hayatında benden böyle bir şeyi hiç duymamış olduğu için hayretle bakakaldı bana kız. Sabah da bunu Anıl'a anlattım. Güldük ettik falan.

Akşam kargon var diye çağırdı Bahar aşağıya. Bir baktım kurabiye sepeti kocaman. "Bonifud falan söylemeyin, ne anlamı var" diyen benim elim ayağım dolandı birbirine. Zaten ömrümün en deli PMS nöbetini yaşıyorum, biri bir şey dese oracıkta ağlarım. 

O beklenmedik ama en çok ihtiyacının olduğu anda yapılan şeyler o kadar değerli ki - doğum günümde 5 bin tane çiçek/kurabiye/pasta gönderse o kadar mutlu olamazdım. 



Tabi sonra başka tatlış hareketler olmadı değil, bu sefer İpti ile Ahmi'den:


Ömrümdeki en fotojenik olduğum doğum günümü geçirdim resmen. Pastamı yine, yeni ve yeniden kendim aldım. Artık Bağ pastanesindeki pastacı abi halime acıyor, kurabiye falan ikram ediyor.

 




Friday, November 13, 2015

13.11.15

Aramızdaki fark şu kadarcık. Aynı dili azcık farkla konuşuyoruz. Birebir olsak çekilmezdik zaten.



Sunday, November 8, 2015

JT ile paralel ilerleyen hayatımız

Justin Timberlake abimizin 3 şarkısının altyapısını birbirine çok benzetiyorum ben:
- cry me a river
- what goes around comes around
- mirrors

hayatımda yaşadığım iki salak ilişki sonrası keşfetmiştim sırayla cry me a river ve what goes around...'u. Sırf fazla uzun diye what goes around comes around'u yıllarca dinleme dinleme - anca 2011'de dinlemiştim. "Karma Comez Bitchez!" demek bazen insana iyi geliyor. Birkaç yıl içinde şarkının "interlude" kısmını yaşamak da ilginç oldu tabi.

Aylarca mirrors'u da dinlemedim. Yalan söyleyemicem bayık geldi bana başta. Sonra denk gelip dinleyince şu an herhangi bir noktasını alıntılayamayacağım kadar mükemmel biçimde hissettiklerimi anlattığını fark ettim.

Çok garip bir şey değil mi ama? Günün birinde bir adamla tanışıyorsun ve gerçekten de kendini onda görüyorsun. Ne sen ne de o artık ayrıyken nasıl olduğunuzu hatırlamıyorsunuz. Birbirinizin kötü taraflarını yumuşatıp iyilerini ortaya çıkarıyor sonuç olarak daha iyi birer insan olabiliyorsunuz. Çok fantastik ne bileyim çocukken hayal edebildiğim sevgili imajının ağzını burnunu kırar. Mükemmel değil, çok gerçek ama gerçek olamayacak kadar da mükemmel. Beni veya onu başka bir yere koysan bu kadar mükemmel olamayız, o yüzden mükemmel değiliz. Sadece yan yana koyduğunda "bu" hale gelebiliyoruz.




Hiçbir sebep yokken sırf ne kadar çok sevdiğini hatırlayıp bu ânın bir anısı kalabilsin diye uyumak yerine bunları yazıyorsun işte.

aren't you somethin', an original, cause it doesn't seem merely assembled
and i can't help but stare cause i see truth somewhere in your eyes
i can't ever change without you, you reflect me, i love that about you
and if i could, i would look at us all the time