Saturday, September 6, 2014

Ayıp bana

Bu şarkıyı bilmiyormuşum. Şundan bir sene önce olsa ne dinlerdim biliyor musun?

Bu arada bu kanalı takip edin youtube'da bence. Ben çok beğendim. Tam aşık olduğum kadın sesi.





Mutlu olun ama insanlar. Mutsuzluk kötü bir şey.

Because:


Wednesday, September 3, 2014

Tatil Bitti!

Hem de çok oldu ama anca yazabiliyorum. Geldiğimden beri delicesine bir yoğunlukla çalışmaktayım. Eve dahi iş götürdüm!

İstanbul - Balıkesir - İzmir - Fethiye - Şirince - İzmir - Balıkesir - İstanbul rotasında bir orda bir burda kalarak 1 haftayı tamamladık.

Önce Eren ile Kerem'i görmeye gittik Balıkesir'de. Eren ilk gidişimde her ne kadar sevse de beni, dönerken uğradığımızda fazla karardığımı görünce yabancılık çekti. Ben Kerem'i bekliyorum artık! Henüz 3 haftalık ama olsun ^^ ahmet sayesinde bebek bakımında master yapmış gibiyim resmen. yine de ahmet bu kadarken ameliyatlı olduğu için hep bana fazla narin geliyorlar. tutarken çok küçük bebekleri kırcam diye korkuyorum resmen!



not: eline de yakışmış diyen ilk 5 kişiye kaktüs göndericem, özel!

Tabi sevgili faktöründen şu fotoğrafı koymazsam çatlarım. Fotoğrafı gönderdiğim sevgili sevgilim ufak çaplı bir şok geçirdi "nerden buldun onu?" diyerek.


Yüzümü flaşın beyazlatmaya çalışırken grileştirmesi?!

Yol boyu yaptığım iğrenç espriler, Fulya ve Gamze'nin benden daha da kötü espriler yapmalarıyla devam etti. En güzeli İzmir'de yaptığım ve ikisinin saf saf bakmasına neden olduğumdu bence.

Bostanlı'da bir pub'da oturuyoruz. Ben whatsapp'tan konuşmaktayım bir yandan - ve birden aldığım bilgi dahilinde:

- aaa burda da evimiz varmış!
fulya ve gamze ikilisi: ?!?!?!?!?!
eviniz varsa nasıl şimdi öğreniyorsun? burda da derken?
- evimiz derken anıl'ın evi yani 8-)

arkadaş yazarken bile kendime sinir oldum. neyse ki yabancı insan yoktu aramızda da bu rezilliğimi görmediler.

sonra fethiye'de hele işin şeyini çıkardım. ama sıcak, bir süre sonra konuşcak bir şeyin kalmaması (hahahaha kendime güldüm, konuşmaktan uyumadık bile, iğrenç esprilerime bahane arıyorum resmen), vs nedenleriyle yine espriler yine komiklikler:

fotoğraf çekilmeye pek eğimli bir insan olmadığımdan gamze'nin her türlü fotoğraf çekelim talebine:

- ya şimdi ben her sene geleceğim için buraya, biliyorsun burda da evimiz var 8-)

diye "sırf hava" modunda cevap verdim.

Foça'nın denizi de güzelmiş

"Sen gidersin de ben gitmez miyim Anıl bey?" fotoğrafı

Beşiktaş konseptimiz

as it was taken on bjk - arsenal match

Gamze'nin "Anıl'a gönder" diye çektiği fotoğraf

Sonunda bunu da yaptım ama odamız çok seksiydi, dayanamadım

avv yis!

onlar da bu sefer fethiye'de annesiyle olası karşılaşma senaryoları yazmaya başladılar. o kadar kötüydü ki hatırlamak bile istemiyorum bu senaryoları :D Emre bile bir süre sonra evlerinin önünden geçerken "Dilek size geldik bırakayım mı seni? Hani kimse yokmuş sıkılırsın bence bizle gel ama" demeye başladı.

İzmir'i hem beğendim, hem beğenmedim. Ama insanlarının biraz mal olduğunu söylemem gerekir, ya da bana öyleleri denk geldi. Yoksa daracık sokağa girip biz yürürken arabasından duyulcak sesle "Hep ucuz insanlar hep ucuz insanlar!" diye bağıran çakma sarışın teyze gibiler bi bana denk geldi. Ucuz denilebilecek bir hareketimiz de yoktu üstelik. Gayet sıradan giyimli, kaldırımdan yürüyen iki kızdık. Koskoca istanbul'da böylesine rastlamadım ne diyim. Ardından da "sensin ucuz görgüsüz karı!" dememe engel olmadı hiçbir şey tabi. yakalasam döver, karakolluk da olurdum. ucuz muyum ne?

Bir yandan dönünce sevgilime kavuşacak olmamın gerçeği, bir yandan tatile devam etme isteği falan karmaşık duygular yaşadım. Tatili boşver dönmek güzeldi ama.

Fethiye de bildiğin Londra'nın deniz kenarı hali bu arada. Her yer ingiliz! o ne öyle!

Saklıkent'te gamze'nin "gidip ordan su alamazsın" dediği yere giderek tatilin kahramanı da seçildim. ruhumda barney stinsonluk var "challenge accepted" demeden duramıyorum. yoksa NE İŞİN VAR KIZIM BUZDOLABINDAN ÇIKMIŞ SOĞUKLUKTAKİ SUYUN İÇİNDE bir de akıntıda sürüklenip gitcen.




Ayrıca mümkün olduğu kadar da masaja giderim ben, negzel şeymiş o?!

Thursday, August 14, 2014

Adeta bir Clara!

Şu an ağrıdan kıvranarak mesainin bitmesini beklerken yazıyorum şunları. Kadınlığın zor yanları. Adet, regl her ne boksa uyuzum kendisine.

Zaman geçirirken ekşisözlük'te "kaşık kullanmanın varoşluk belirtisi olması" diye bir şey gördüm. Millet ne de manyak buna kafa yoruyor derken aydınlanma yaşadım. Ailem tam bir "elit" olmam için eğitmiş ya beni?! (olamadım, bunun için fazla kabayım)

Hep babanemin asillik sevdası yüzünden. Ben de millet benle neden "amma kibar yiyosun kızım, hamburger öyle mi yenir?" diye dalga geçiyor diyordum. Kaşık bizde her gün sofraya gelir, ama bıçak da gelir. Milletin kahvaltıda bıçak kullanmadığını yeni öğrendim. Onu geç Türkiye'nin yüzde bilmemkaçının yer sofrasında yediğini, yüzde bilmemkaçının da kendine özel tabak alıp yeme adeti olmadığını daha yeni öğrendim. Bunu "ulan amma moderniz" havasında söylemiyorum. "Ben nasıl soyutlamışım kendimi insanlardan da farkında değildim bunun" diye söylüyorum.

Babaneme gelirsek, şöyle yemek yenir, böyle oturulur, bir yere gidilince şöyle yapılır şeklinde kurallarla büyüttü. Sanki büyüdüğümde İngiltere Prensiyle evlendirecekti beni. Bir süs bebeği olmamı çok isterdi eminim, ama olamadım. Giydirir, süsler püslerdi sabahtan - akşam yine çamura batmış biçimde eve dönerdim. Hiç hayatımda görmemişim, izlememişim gibi kaşığı adeta bir tarzan edasıyla tutmuşluğum ve azarı yemişliğim vardır. Bir düğünde meyveler geldiği sırada karpuza elim ile uzanmam ile tüm ailenin (toplamda 4 kişi zaten) bana uzaylıymışım gibi bakışıyla yerin dibine de girmiştim. (yaş 9 veya 10)

Hala ağzıma yüzüme bir şey bulaşırsa garip karşılanırım diye hamburgeri dahi bıçakla parçalara bölerek yiyorum lan ben! Bu kadın ki patatesleri millet eliyle yiyor diye mcdonalds'ın kapısından dönmüş bir kadın. SANKİ ÜSKÜDAR DÜKÜYÜZ.

Bir de insan çocuk olunca her şeye özeniyor. Piknik yapan insanlar bana hep çekici gelirdi. Ama biz hep masalı yerlere giderdik. "Evde de masa var zaten" derdim, hiç sevmezdim. Sokağa çıkmak adeta hakaretti.

Şimdi hala yerde oturup yemek yemeyi beceremiyorum, çatal bıçak olmadan yaşayamıyorum, pilavı en son ne zaman kaşıkla yedim hatırlamıyorum, serile serile evde bile yatmaya çekiniyorum.

Şaka maka beni Bayan Rottenmeier büyütmüş ya?



Thursday, July 31, 2014

Bu arada:

Şu şarkıyı dinlemenin en güzel yolu "bak sana bir şarkı dinleticem, her bir kelimesini sana söylüyorum, öyle düşün" diyip ona sarılırken dinleyebilmekmiş. Her ne kadar utanıp yüzüne bakamamış olsam da :)


hediye konusunda yaratıcıyımdır!

Ve bu konuda asla mütevazi olamam 8-)

Abartmayalım. Yaratıcıyımdır ama çok da değil. Araştırmacı kişiliğimin faydaları diyebiliriz buna.

Malumunuz hayatımın 3. yengeci olarak sıraya giren sevgilim (1. doğumgünü babamın, 2.si Ahmet'in, 3.'sü Anıl'ın - tarih sırasına göre) için doğumgünü hediyesi napsam napsam diye zaten az olan arkadaş sayımı sıfırlıyordum az kalsın. Çünkü iki ay öncesinden falan başladım araştırmaya.

Kendi kendime uydurduğum kriterlerim vardı. Kişisel bişi olsun mesela, ama içinde ben olmayım. Ne gerek var? Sonra öyle günlük bir şey de olmamalıydı. Yani sıradan bir şey olmasın. Ama her gün göz önünde olursa daha iyi olur. Neyse, düşün düşün çıkamadım ben işin içinden.

Biblonuzu yaptırın diyen de oldu, git istediği ne varsa onu al manyak mısın diyen de. Biz zaten birbirimizin istediğini normal günde de alıyoruz. Öyle bir ayrımımız olmadığı için özel olmazdı ki. Neyse işte.

Bu süre boyunca Anıl burda değildi. Hatta doğumgününde de değildi. Hatta şimdi de değil. Neyse. Bu konuya uyuz oluyorum. Neyse ki şimdi sadece tatilde, çalışmıyor.

Pinterest'te dolaşırken dur bakiim bi aratayım dedim ve personalized barware adı verilen mükemmel şeyi gördüm:


Ne var ki yaparım ben bunu dedim. Tasarım aşamasında sıkıntı yoktu. Boşuna mı reklamcıyız şurda. Oturdum yarım günde tasarladım.



Sıra geldi cam bardak üzerine lazer baskı kısmına. Yurtdışında çok yaygın biçimde yapılmasına rağmen Türkiye'de ya da en azından İstanbul'da bu mereti yapan yer yok. En az 20-25 yeri aradım. "hımm 1000 adet aşağısına çalışmıyoruz hanfendi" laflarından bıktım. En sonunda bir yer buldum hem de Fulya'ların evinin yan sokağında hemen! Daha önce bardak üzerine yazı çalışmışlar ama resim çalışmamışlardı. Deneyelim dediler. O sırada ben yine umudu kestim ve cam boyası alıp deseni çizsem mi diye planlar yapmaya başladım.

Deli misin kahve arması yap kahve takımına dönüştür diyenler olsa da insan sevgilisini tanımaz mı? Kahve mi bira mı desem düşünmeden bira der. Ben de öyle :)

Neyse ki Canegem'den mail geldi. Kupaya denemişler, olmuş. Bardakları alıp gittim bir gün. O kadar iyi ilgilendiler ki anlatamam. Özellikle Teslime Hanım'ın bu hediyenin yapımındaki çabası bir hayli fazla :)

Sonunda bardaklarım ve altlıklarım oldu. Aslında ahşap istiyordum da işte bulamadım. Tahta kutusunu yaptırayım dedim başta. Sonra eve götüremem veya dışarda verirsem nasıl taşicaz adamın kargo gönderebileceğim bir adresi var ama evde kimse yok derken o tahta kutu karton kutuya döndü.





Bira araştırmaları başladı bir yandan da. Sonunda migrosta birkaç değişik şey buldum. Sırf şişesi güzel diye bir sürü içkiyi saklayan adam bunu da sever herhalde dedim. Zaten bardak altlıkları özel ilgi alanına giriyor ama bardak konusu tamamen benim ilgi alanımdı.

Beklediğimden daha çok beğendi:) o beğenince ben daha çok mutlu oldum. Tahta altlıkları da gösterdim yaptıramadım böyle istiyordum diye. Beraber yaptırırız, ben bulurum sen yeter ki iste diyince daha da mutlu oldum. İlk hediye operasyonum başarı ile tamamlandı kısacası ^-^



Friday, July 25, 2014

'cause honestly you turned out to be the best thing i never had

Ben bu ne demek anlamıyordum. Ama biraz zor olsa da anlamış bulunuyorum. Bu aslında tam olarak bir kişiye değil de toptan tüm eski sevgililere yazılmış bir şarkı sanırım. "iyi ki de olmamışsınız, Allah korumuş beni" şarkısı bu :D




Wednesday, July 23, 2014

Çok yüzlü (iki yüzlü tabirinin yetmediği) bir ülkeyiz.

Dün akşam haberleri izlerken babama sordum. Eğer Filistin Müslüman bir ülke olmasaydı bu kadar haberlerde yer edinir miydi? dedim. Açık ve net "Hayır" dedi. Çünkü insanlara empoze edilen çocukların ölmesi değil. "Müslüman" çocukları nasıl öldürürler.

İftar dualarında bile zorda olan "müslüman kardeşlerimiz"in rahata kavuşması isteniyor televizyonlarda. Çocukken de sorardım dedeme. Neden sadece müslümanlar kurtulsun ki? Diğerleri de kurtulsun. Diğerleri de rahat etsin diye. Sen öyle dua et kızım derdi, bunlar şaklabanlık yapıyor.

İnsanlar ölürken yerimde duramıyorum bir şeyler yapmak istiyorum, yediğimden içtiğimden utanıyorum. Rahat rahat işime gelmekten, yaşamaktan dahi utanıyorum.

Ama size de kendi akrabası bile çıkabilecek çocukların ülkesinde, normalde toplumu korumakla görevli olması gereken kişiler tarafından dövülerek öldürülmesine "hak ettiler" diyebilen hatta daha beter yorumlar yapan; 13 yaşında çocuk kafasından vurulduğunda terörist ilan eden insanların, Filistin'deki çocukları kullanıp insancılık oynamaları adice gelmiyor mu?