Thursday, July 3, 2014

Doğumgünüleri dolu haftaya hoşgeldiniz :)

Benim doğumgünüm kışın en ortasında olduğu için yaz çocuklarına özenirim hep. O yüzden bol bol bahçede kutlama yapıyoruz. Hepsi de art arda geldiği için bu aralar pasta seçme konusunda uzmanlaştım sayılır.

Birincisi bağ pastanesi 3 senedir pasta çeşitlerini değiştirmedi. Artık alasım gelmiyor güzel olsa da. Çilekli beyaz çikolatalı, kestane püreli çikolatalı, fıstıklı çikolatalı, envai çeşit meyveli ve tahıllı falan filan. Ceviz ağacına dadandım bu nedenle. Ama onlar da pasta üzerine yazı yazarken kalem değil eski usul icing kullanıyorlar. Değişik bir şey yazdırmak istersen cozutuyor tabi. Bakınız:

Ceviz ağacının yazısı



Bu da bağ pastanesinin


Artık doğumgünleri için kendime gıda kalemi alcam. Hele pelit'e iyice uyuz oluyorum. Hazırlamışlar "iyi ki doğdun" "mutlu yıllar" "iyi ki varsın" diye birkaç seçenek, sadece arasından seçiyorsun. Pasta mesajı benim için önemli arkadaşım. Ufacık pastaya 50-60 lira alıyorsam üstüne istediğimi yazdırma hakkım vardır.

Annem, babam, ipek ve ahmet çınarcık'a göçtüler bu yazlık. Babam gelecek ama şu aralar değil. O yüzden bir başıma İstanbullardayım :( işin kötü tarafı ise Anıl'ın da Yalova'da olması haftaiçinde. Tsk resmen adamı göndermek için benim yalnız olduğum zaman dilimini özenle seçiyor. Ben çınarcık'a gittiğimde belki görüşürüz diye düşünürken saat 9.30'a kadar çalıştırmaları da artık benim kara bahtım kör talihim herhalde. 

Anladım ki bize öyle bir yerde 2-3 saat görüşmek yetmiyor. Şu an hafta bitse de cumartesi gelse de görüşsek diye deliriyorum. Bu adam bir de pilot olacak ben nasıl beklicem gittiğinde delirmeden merak etmiyor değilim :D Bir de kıskancım lanet olsun! Yok ondan bundan kıskanmak değil de, egzotik bir yere gidince "ben de görcektim yaaa!" diye sululuk yaparım. Geçen gün transformers'a gitmişler işten sonra, "ben onu seviyodum ya!" diye mızmızlandım yine. Şaşıyorum kendime bazen. Ben böyle manyak değildim.

Kıskanmak denince aklıma geldi. Ekşi duyuruda millet yazıyor ben de okuyorum vakit geçsin diye bazen. Gönül işleri kısmında öyle garip kıskançlıklar yazıyorlar ki bayılan stv spikeri tepkisi veresim geliyor. Neden watsaptan yazmadı bana diye kıza beni aldatıyorsun diyen manyaklar var. Hayat nasıl geçer öyle anlamıyorum? Bizim de ana iletişim aracımız watsap her günümüz insanı gibi. Eğer yazmamışsa uyumuştur, işi vardır, bir şey vardır yani. Ben hele bazen telefonu atıyorum bir yere, iki saat aklıma gelmiyor oyuna veya kitaba dalarsam eğer. Bir de gizli iş çevircek insan her türlü çevirir, senle konuşurken de çevirir. Böyle şeylerin (aramadı, yazmadı, konuşmadı, nereye gittiğini söylemedi) insanların hayatında baya baya önem taşımasına hayretler içinde bakıyorum. Hayretleri geçtim, ünlü "bi bok anlamadım" bakışımla bakıyorum.

Bir kere otururken Anıl sorduydu, ben sana nerdesin napıyosun diye sorma ihtiyacı hissetmiyorum, garip mi bu diye. Ben de biz böyle bir şeyi sorma ihtiyacı olmadan laf arasında konuşuyoruz zaten dedim. İlla gittiğin yeri söyleyeceksin dese inadına söylemezdim kendimi biliyorum. Ben sormam ama o da söylüyor zaten. Genelde sohbet içerisinde geçtiğinden sorma ihtiyacın kalmıyor. Konsept şu:

- ohh bugün erken bitti işimiz, yemeğe çıkıcaz şimdi sonra belki de sinema 8-)
+ gezin tabi ohh ben de capitol'de deli divane dolaşıp ahmet beye hediye arayım, ben yokken şiddet içeriklilere gidersin hatta :D
- vurdulu kırdılı yine tam senlik :)

-5 saat leytır-

- napıyosun bitti mi film? hangisine gittiniz merak ettim? oyuna dalmışım ben de :D uzun zaman sonra bu kadar çok ps oynadım beynim muhallebi gibi şu anda :D

- yarım saat leytır-

+ yok daha yeni çıktık :) transformers'ı izledik. sen ne oynadın? 

- bi yarım saat daha leytır -

- ben yine oyuna dalmışım yaa :D Assasin's creed 8-) ama ben transformers'ı seviyodum! neyse biz de evde godzilla izleriz 8-) 

bundan sonra anca sabah konuştuk mesela. duyuruda gözlemlediğim kadarıyla benim böyle bir durumda "kimlerle gidiyorsun sinemaya?" "ne işin var?" "hani benle gitcektin?" konseptli tripler atmam, onunsa "evde otururken o telefona nasıl bakılmıyor?" şeklinde tepki vermesi lazımdı. Sonra niye kanser olayları arttı. Oğlum manyak mısınız böyle manyakça düşüncelerle tabi ki kanser olursunuz, inme iner insana be. 

Üç gündür oku oku içim şişti. Daha bakmicam duyuruya falan. Millet kafayı yemiş!

Monday, June 23, 2014

Bir kilo verme şeysi

Hala verilecek 10 kilom var, buralara kadar da bir yerlerimi yırtarak gelebildim. Şu sıralar isyan etme dönemimdeyim. Babane gibi bir sürü ilaç iç, deli gibi her yere yürü her an hareket et sırf daha fazla enerji harcayım diye, doktor alerji nedeniyle "çikolata, cips, kola, baharatlı ve yağlı şeyler yeme bir süre" dediğinde iç sesin "cips neydi? çikolata neydi ki?" diye sormuş olsun, her akşam eve gidip yağsız tuzsuz yemekler hazırla. Aman bol su iç, vücut ödem yapmasın, aman ara öğün yap şekerin düşmesin, şekerli şeyleri ağzına sürme şekerin çıkmasın. 

Buna rağmen haftada 400 gr ver zar zor.

Bazen bu kadar dikkat edemiyordum doğru. Özellikle de Anıl'la görüştüğümüz günlerde. Bazen deliriyorum, sapıtıyorum, evet doğru. Ama hep kontrollü biçimde.

Kontrolden sıkılmışken daha beter kontrol altına alıyorum kendimi. Hele de Anıl görmediğim 1,5 hafta içerisinde 1 hafta daha görmesem tanımam için yakasına karanfil takması gerekecek hale gelince! Erkeklerin metabolizmasına sinir oluyorum zaten, o kesin. O yüzden onun yöntemini uyguluyorum bundan sonra. Daha az yemek, daha fazla hareket. Doğal olmayan hiçbir şey yemiyorum. İşten eve evden de işe yürüyorum. Yani normalde çıkışlarda yürüyordum eve, artık sabah da erken çıkıp yürücem işe. Burda kahvaltı ederim. Akşamdan sandviç hazırlarım kendime mükemmel light peynirim ile. Bu kadar. 

Sunday, June 8, 2014

Çok seviyorum!

Acayip seviyorum, öyle böyle değil. Benim gibi -kabul edelim- biraz soğuk insanı bile nasıl olup da sevgi dolu bir insana dönüştürdüğünü merak ediyorum bazen.

Daha bir gün önce tüm günü nerdeyse geçirsem de birlikte, ertesi gün uyandığımda da yanımda olsun istiyorum. "E hani ben yine özledim, görüşünce de mi geçmiyor özlemek?" diyorum. Hoş iki günü beraber geçirsek de gittiği anda aynı şeyi düşünüyorum yine ben.

Normalde kendimden dahi sıkılırım ben. Bu sefer de şu ruh halimi bozan herhangi bir şey, kişi, olay, durum, hal olursa amazon kadını gibi saldırmaya hazırım.

Endorfin iğnesi yapılmış gibiyim. Sebepsiz yere mutluluk doluyum. Düşün bu ara depresyona girecek derecede işten sıkıldım. Kaçacak yer arıyorum resmen. Ama yine de mutluluk doluyum işte. Hem de hayatımda sırıtmadığım gibi sırıtacak kadar.


- Bu sefer fotoğraf çekicem İpek, söyle Busem'e :D
+ Kuduruyor burda çekilin diye, fenalık geldi yahu! ne artistsiniz! Bu ne kapris?!
- Çok kaprisliyizdir 8-)
+ Bilseydik size özel fotoğrafçı tutardık :D
---------------

Eve dönecekken "neden gün bitti ki, bitmesin dursun burda. Kowalsky'nin yaptığı zaman durdurma makinesini getirin bana!" diyecek kadar özlüyorum. Anlayamazsınız :(







not: beni bilen nasıl bir Özge Borak hayranı olduğumu bilir. eyvah eyvah filmlerini sırf sapık gibi kendisini izlemek için izlemişimdir. Youtube'u açar sapık adamlar gibi oynamasını izlerim.
heh işte, dün anıl bana ona benziyorsun dedi. benim için nasıl bir iltifat olduğunun farkında değil :) "o kadını ben çok beğeniyorum, sen de ona benziyorsun" dedi. neden bayılan stv spikeri gibi tepki verdiğimi hiç anlayamadı tabi :D

Friday, June 6, 2014

Sinir krizi eşiğine getirten cuma günü

TGIF! diyerek rahatlamam gerekirken gereksiz bir stresle dolmuştum ki sorunumun uykusuzluk olduğunu fark ettim. Eve gelip tam 6 saat uyudum. O yüzden de şu an gecenin 2'sine oturdum blog yazıyorum.

Tatile ihtiyacım var. Hem de acil bir biçimde. O yüzden her ne kadar ortada henüz kesinleşmemiş bir Fethiye planı olsa da, acilinden Çınarcık'a gitmem lazım. Hem de kimse olmaksızın gidip Cemos'ta güneşlenmem gerek. Tabi bu arada Çınarcık'tan yazlık alma planının gerçekleştirildiğini de ekleyeyim. O yüzden gitmek konusunda daha rahatım.

Yalnız sorun şu ki, sevgilimi özlüyorum! Gören zanneder ki ayrı şehirlerde oturuyoruz ama İstanbul'da farklı yakalarda oturup, bir de üzerine çalışıyor olmak görüşememek için yeterli. Neyse ki haftasonu diye bir şey icat etmişler. Ancak bir ilişkinin sıradanlaşma ya da ne diyeyim normalleşme süreci beni çok geriyor. Çünkü ben daha aile içi ilişkilerde normalleşememiş bir insanım. Neden ben her şeye karşı bu kadar hevesli ve heyecan doluyum? Herkes böyle olsa belki mutlu olurdum ama benim heyecanlandığım şeylere insanlar normal gözüyle bakınca garipsiyorum kendimi.

Bir tek İpek'le bu konuda anlaşıyoruz. O yüzden de ikizler gibi birbirimizin cümlesini tamamlayacak kadar ileri gidebiliyoruz zaten. Sık sık yeni kıyafetler almamıza rağmen hala yeni bir şey alınca bir sürelik "kıymetlimiss" olarak davranıyoruz o eşyaya mesela. Fiyatı hiç önemli değil. 1 tl'ye aldığımız küpe bile olabiliyor bu.


İşyerinde bir şeyleri halletmek, bitirmek istiyorum ama tatil ihtiyacı o kadar ağır basıyor ki "fuck this i'm out!" diyerek kaçmak istiyorum. Aslında ramazan öncesinde bir izin alıp gidebilirim çınarcık'a. Bayılcam çünkü sıkıntıdan yoksa. Daha önümde hazırlanmam ve organize etmem gereken bir fuar, tamamlanacak bir web sitesi, bastırılması gereken kataloglar ve gereksiz milyon tane çeviri var. Bir de dergiler. Bir de o dergilerin aşırı ısrarcı ve agresif reklam satış sorumluları. -Biri bunlara agresif satışın tek seferlik işe yaradığını anlatmalı, az kaldı Z. Bey çalışmayalım şunlarla çok bunaltıyorlar diyeceğim.

İşimi çok seviyorum ama bu ara her akşam ofisten çıktığım anda sapık gibi koşarak uzaklaşma hissim var. Çünkü sıkıldım.

Sebebini anlamadığım ama tatilsizliğe bağladığım bir depresif hal mevcut üzerimde. Nasıl kurtulurum bundan bilinmez. Belki yarın Anıl'ın başını da bu konuda şişirirsem psikolojik yardım almış sayılırım. 

Saturday, May 31, 2014

Kendini iğrenç hissedenler kulübü

En yakın arkadaşlarından birinin nikahına yabancı gibi gitmek, bunu gerektiren bir süreç olmadığı halde nasıl berbat hissettiren bir duyguymuş bugün özellikle daha fazla yaşıyorum.

Ben herhangi bir sevgilimden ayrılırken böyle iğrenç hissetmedim. Saçma sapan, iğrenç bir haldeyim.

En sevdiğim insanlardan biri için hiçbir değerim olmadığını öğrendim resmen. Ben kime anlattım dertlerimi, en saçma anlarımı kiminle paylaştım, kiminle gülüp ağladım, kimle lanet olası yunanistan'da deli gibi dolaştım, kimin evinde kaldım, daha milyonlarca soru sorabilirim. Onun için mutlu olmam gerekir, ne bileyim her şey çok farklı olabilirdi. Bugün sabahtan beraber eğlenerek çıkabilirdik evden de. Eve giden diğer "arkadaşları" gibi evden giden servisle de gidebilirdik nikaha. Fakat eve bile çağrılmadığım için sıradan, herhangi bir insanın nikahına gider gibi saatinde gittik, salona girdik, izledik, çıktık takımızı taktık ve döndük. 

Böyle gözükebilir ama ne yaşadığımı ben bilirim.

- Gizem ben çok kötüyüm. Elim ayağım titriyor.
+ Tamam Dilek bişi yok, sakin ol. Ama abi şu an yanında olmamız gerekmez miydi?
- Gerekmiyormuş demek ki.

Sakinleşmem için yapılanlardan; "Acımız büyük gözlüklerimizle pozumuz":


Hele çekildiğimiz fotoğraf? Gülmekten rahatsız olduğumu hissettiğim ilk fotoğraf oldu. Hatta şöyle diyeyim gülmek için bir hayli ÇABA sarf ettim. Neyse ki metanetli bir insanım.


Eve geldim, çeviri yapmam gerekiyordu. Evet en yakın arkadaşımın nikahının olduğu gün ben eve dönüp ÇEVİRİ YAPIYORUM. Müzik dinlerken şu çıkınca artık dayanamadım. Ben en yakın arkadaşımın evlendiği gün eve dönüp ağlıyorum, merhaba:

Thursday, May 29, 2014

Bundan istiyorum, aynısından!

Beyonce'nin en uyuz olduğum şarkısı olmasına rağmen, en güzel hali burada resmen. Başında ve sonunda kot ve beyaz üstle durduğu gibi durayım, daha fiziki açıdan bir beklentim kalmaz kendimden :)