...tam olarak şu :)
Thursday, June 12, 2014
Sunday, June 8, 2014
Çok seviyorum!
Acayip seviyorum, öyle böyle değil. Benim gibi -kabul edelim- biraz soğuk insanı bile nasıl olup da sevgi dolu bir insana dönüştürdüğünü merak ediyorum bazen.
Daha bir gün önce tüm günü nerdeyse geçirsem de birlikte, ertesi gün uyandığımda da yanımda olsun istiyorum. "E hani ben yine özledim, görüşünce de mi geçmiyor özlemek?" diyorum. Hoş iki günü beraber geçirsek de gittiği anda aynı şeyi düşünüyorum yine ben.
Normalde kendimden dahi sıkılırım ben. Bu sefer de şu ruh halimi bozan herhangi bir şey, kişi, olay, durum, hal olursa amazon kadını gibi saldırmaya hazırım.
Endorfin iğnesi yapılmış gibiyim. Sebepsiz yere mutluluk doluyum. Düşün bu ara depresyona girecek derecede işten sıkıldım. Kaçacak yer arıyorum resmen. Ama yine de mutluluk doluyum işte. Hem de hayatımda sırıtmadığım gibi sırıtacak kadar.
Eve dönecekken "neden gün bitti ki, bitmesin dursun burda. Kowalsky'nin yaptığı zaman durdurma makinesini getirin bana!" diyecek kadar özlüyorum. Anlayamazsınız :(
not: beni bilen nasıl bir Özge Borak hayranı olduğumu bilir. eyvah eyvah filmlerini sırf sapık gibi kendisini izlemek için izlemişimdir. Youtube'u açar sapık adamlar gibi oynamasını izlerim.
heh işte, dün anıl bana ona benziyorsun dedi. benim için nasıl bir iltifat olduğunun farkında değil :) "o kadını ben çok beğeniyorum, sen de ona benziyorsun" dedi. neden bayılan stv spikeri gibi tepki verdiğimi hiç anlayamadı tabi :D
Daha bir gün önce tüm günü nerdeyse geçirsem de birlikte, ertesi gün uyandığımda da yanımda olsun istiyorum. "E hani ben yine özledim, görüşünce de mi geçmiyor özlemek?" diyorum. Hoş iki günü beraber geçirsek de gittiği anda aynı şeyi düşünüyorum yine ben.
Normalde kendimden dahi sıkılırım ben. Bu sefer de şu ruh halimi bozan herhangi bir şey, kişi, olay, durum, hal olursa amazon kadını gibi saldırmaya hazırım.
Endorfin iğnesi yapılmış gibiyim. Sebepsiz yere mutluluk doluyum. Düşün bu ara depresyona girecek derecede işten sıkıldım. Kaçacak yer arıyorum resmen. Ama yine de mutluluk doluyum işte. Hem de hayatımda sırıtmadığım gibi sırıtacak kadar.
- Bu sefer fotoğraf çekicem İpek, söyle Busem'e :D---------------
+ Kuduruyor burda çekilin diye, fenalık geldi yahu! ne artistsiniz! Bu ne kapris?!
- Çok kaprisliyizdir 8-)
+ Bilseydik size özel fotoğrafçı tutardık :D
Eve dönecekken "neden gün bitti ki, bitmesin dursun burda. Kowalsky'nin yaptığı zaman durdurma makinesini getirin bana!" diyecek kadar özlüyorum. Anlayamazsınız :(
heh işte, dün anıl bana ona benziyorsun dedi. benim için nasıl bir iltifat olduğunun farkında değil :) "o kadını ben çok beğeniyorum, sen de ona benziyorsun" dedi. neden bayılan stv spikeri gibi tepki verdiğimi hiç anlayamadı tabi :D
Friday, June 6, 2014
Sinir krizi eşiğine getirten cuma günü
TGIF! diyerek rahatlamam gerekirken gereksiz bir stresle dolmuştum ki sorunumun uykusuzluk olduğunu fark ettim. Eve gelip tam 6 saat uyudum. O yüzden de şu an gecenin 2'sine oturdum blog yazıyorum.
Tatile ihtiyacım var. Hem de acil bir biçimde. O yüzden her ne kadar ortada henüz kesinleşmemiş bir Fethiye planı olsa da, acilinden Çınarcık'a gitmem lazım. Hem de kimse olmaksızın gidip Cemos'ta güneşlenmem gerek. Tabi bu arada Çınarcık'tan yazlık alma planının gerçekleştirildiğini de ekleyeyim. O yüzden gitmek konusunda daha rahatım.
Yalnız sorun şu ki, sevgilimi özlüyorum! Gören zanneder ki ayrı şehirlerde oturuyoruz ama İstanbul'da farklı yakalarda oturup, bir de üzerine çalışıyor olmak görüşememek için yeterli. Neyse ki haftasonu diye bir şey icat etmişler. Ancak bir ilişkinin sıradanlaşma ya da ne diyeyim normalleşme süreci beni çok geriyor. Çünkü ben daha aile içi ilişkilerde normalleşememiş bir insanım. Neden ben her şeye karşı bu kadar hevesli ve heyecan doluyum? Herkes böyle olsa belki mutlu olurdum ama benim heyecanlandığım şeylere insanlar normal gözüyle bakınca garipsiyorum kendimi.
Bir tek İpek'le bu konuda anlaşıyoruz. O yüzden de ikizler gibi birbirimizin cümlesini tamamlayacak kadar ileri gidebiliyoruz zaten. Sık sık yeni kıyafetler almamıza rağmen hala yeni bir şey alınca bir sürelik "kıymetlimiss" olarak davranıyoruz o eşyaya mesela. Fiyatı hiç önemli değil. 1 tl'ye aldığımız küpe bile olabiliyor bu.
İşyerinde bir şeyleri halletmek, bitirmek istiyorum ama tatil ihtiyacı o kadar ağır basıyor ki "fuck this i'm out!" diyerek kaçmak istiyorum. Aslında ramazan öncesinde bir izin alıp gidebilirim çınarcık'a. Bayılcam çünkü sıkıntıdan yoksa. Daha önümde hazırlanmam ve organize etmem gereken bir fuar, tamamlanacak bir web sitesi, bastırılması gereken kataloglar ve gereksiz milyon tane çeviri var. Bir de dergiler. Bir de o dergilerin aşırı ısrarcı ve agresif reklam satış sorumluları. -Biri bunlara agresif satışın tek seferlik işe yaradığını anlatmalı, az kaldı Z. Bey çalışmayalım şunlarla çok bunaltıyorlar diyeceğim.
İşimi çok seviyorum ama bu ara her akşam ofisten çıktığım anda sapık gibi koşarak uzaklaşma hissim var. Çünkü sıkıldım.
Sebebini anlamadığım ama tatilsizliğe bağladığım bir depresif hal mevcut üzerimde. Nasıl kurtulurum bundan bilinmez. Belki yarın Anıl'ın başını da bu konuda şişirirsem psikolojik yardım almış sayılırım.
Tatile ihtiyacım var. Hem de acil bir biçimde. O yüzden her ne kadar ortada henüz kesinleşmemiş bir Fethiye planı olsa da, acilinden Çınarcık'a gitmem lazım. Hem de kimse olmaksızın gidip Cemos'ta güneşlenmem gerek. Tabi bu arada Çınarcık'tan yazlık alma planının gerçekleştirildiğini de ekleyeyim. O yüzden gitmek konusunda daha rahatım.
Yalnız sorun şu ki, sevgilimi özlüyorum! Gören zanneder ki ayrı şehirlerde oturuyoruz ama İstanbul'da farklı yakalarda oturup, bir de üzerine çalışıyor olmak görüşememek için yeterli. Neyse ki haftasonu diye bir şey icat etmişler. Ancak bir ilişkinin sıradanlaşma ya da ne diyeyim normalleşme süreci beni çok geriyor. Çünkü ben daha aile içi ilişkilerde normalleşememiş bir insanım. Neden ben her şeye karşı bu kadar hevesli ve heyecan doluyum? Herkes böyle olsa belki mutlu olurdum ama benim heyecanlandığım şeylere insanlar normal gözüyle bakınca garipsiyorum kendimi.
Bir tek İpek'le bu konuda anlaşıyoruz. O yüzden de ikizler gibi birbirimizin cümlesini tamamlayacak kadar ileri gidebiliyoruz zaten. Sık sık yeni kıyafetler almamıza rağmen hala yeni bir şey alınca bir sürelik "kıymetlimiss" olarak davranıyoruz o eşyaya mesela. Fiyatı hiç önemli değil. 1 tl'ye aldığımız küpe bile olabiliyor bu.
İşimi çok seviyorum ama bu ara her akşam ofisten çıktığım anda sapık gibi koşarak uzaklaşma hissim var. Çünkü sıkıldım.
Sebebini anlamadığım ama tatilsizliğe bağladığım bir depresif hal mevcut üzerimde. Nasıl kurtulurum bundan bilinmez. Belki yarın Anıl'ın başını da bu konuda şişirirsem psikolojik yardım almış sayılırım.
Saturday, May 31, 2014
Kendini iğrenç hissedenler kulübü
En yakın arkadaşlarından birinin nikahına yabancı gibi gitmek, bunu gerektiren bir süreç olmadığı halde nasıl berbat hissettiren bir duyguymuş bugün özellikle daha fazla yaşıyorum.
Ben herhangi bir sevgilimden ayrılırken böyle iğrenç hissetmedim. Saçma sapan, iğrenç bir haldeyim.
En sevdiğim insanlardan biri için hiçbir değerim olmadığını öğrendim resmen. Ben kime anlattım dertlerimi, en saçma anlarımı kiminle paylaştım, kiminle gülüp ağladım, kimle lanet olası yunanistan'da deli gibi dolaştım, kimin evinde kaldım, daha milyonlarca soru sorabilirim. Onun için mutlu olmam gerekir, ne bileyim her şey çok farklı olabilirdi. Bugün sabahtan beraber eğlenerek çıkabilirdik evden de. Eve giden diğer "arkadaşları" gibi evden giden servisle de gidebilirdik nikaha. Fakat eve bile çağrılmadığım için sıradan, herhangi bir insanın nikahına gider gibi saatinde gittik, salona girdik, izledik, çıktık takımızı taktık ve döndük.
Böyle gözükebilir ama ne yaşadığımı ben bilirim.
- Gizem ben çok kötüyüm. Elim ayağım titriyor.
+ Tamam Dilek bişi yok, sakin ol. Ama abi şu an yanında olmamız gerekmez miydi?
- Gerekmiyormuş demek ki.
Sakinleşmem için yapılanlardan; "Acımız büyük gözlüklerimizle pozumuz":
Hele çekildiğimiz fotoğraf? Gülmekten rahatsız olduğumu hissettiğim ilk fotoğraf oldu. Hatta şöyle diyeyim gülmek için bir hayli ÇABA sarf ettim. Neyse ki metanetli bir insanım.
Eve geldim, çeviri yapmam gerekiyordu. Evet en yakın arkadaşımın nikahının olduğu gün ben eve dönüp ÇEVİRİ YAPIYORUM. Müzik dinlerken şu çıkınca artık dayanamadım. Ben en yakın arkadaşımın evlendiği gün eve dönüp ağlıyorum, merhaba:
Thursday, May 29, 2014
Bundan istiyorum, aynısından!
Beyonce'nin en uyuz olduğum şarkısı olmasına rağmen, en güzel hali burada resmen. Başında ve sonunda kot ve beyaz üstle durduğu gibi durayım, daha fiziki açıdan bir beklentim kalmaz kendimden :)
Tuesday, May 27, 2014
Sağlıklı beslenme şeysileri falan
İğrenç bir espri ile başlayasım geldi "yeni brangelina mı olcaz ne" diyecektim başlıkta, insanlar görüp kaçar diye yazmadım. Ayıp.
Anıl haftada iki kilo veriyor olmamı kıskanmış olacak ki o da spora başladı 8-) yok be neyimi kıskansın benim. Ben daha maksimum 3 km yürürken o 10 km yürüyerek beni sinir krizine sokuyor anca.
Sanırım her şey fazla çikolatalı cumartesiden sonra gelişti. Ya birbirimizi gaza getiricez ya da yoldan çıkarıcaz. Yoldan çıkarılan halimiz hoş değil. Zaten çok deli yemek yemeyen iki insan berbat seçim yaparsa gider oh la la beatrice, cheesecake yer akşam yemeği niyetine. Şeker komasına 5 vardı. Zaman geçti oturduk Real Madrid vs. Atletico Madrid maçını izlerken benim yediğimiz çikolatalar yetmezmiş gibi yaptığım keki yedik. Getirdiğim kutuyu bitirmemiz sanırım 30 saniye falan sürmüştür.
şurda küçük bi not: şu anda aklıma geldi. maçı izlerken baya bildiğin amca muhabbeti yapmışım. "real'in kondisyonu çok iyi tabi, atletico dayanamadı uzatmalarda o tempoya, yorulunca hemen atağa başladılar" bu ne ya. kendime yabancılaştım şu an slfkdgjnb :D
Şaka bir yana çok heveslendirdi beni onun da başlaması. myfitnesspal diye bir uygulama buldum, bayıldım. onu kullanıyoruz. ona 2000 kalori izin verirken bana 1200 vermesi metabolik kanunlara isyan etmeme neden oluyor tabi. yalnız türk kullanıcılar baya azimli, kısırın kalorisini bile eklemişler uygulamaya.
Sporda ağırlık çalışmalarına hız verdim, bir süredir bırakmıştım. kardiyo, zumba, yüzme vs takılıyordum. ama artık toparlanmam lazım biraz bu ara çok kilo verdim, sarkma olmasın.
Giyecek pek kıyafetim kalmadı ve bu durumdan aşırı memnunum :D Yine de kıyafet almayı değil spor kıyafeti almayı planlıyorum. Çok tatlı şeyler var özellikle H&M'de ^-^ 25 tl'ye spor sütyeni satıyorlar, delirmiş bunlar!
Bu da çok güzeel :D
Sunday, May 4, 2014
Bu da kayıtlara geçsin
Hep güzel şeyler mi kayıtlara geçicek? Biraz da manyaklıklarım geçsin.
Hayatımın en kötü migren atağını geçirdim cumartesi günü akşamüstü gibi. Her şey sanırım 1-2 dakikada oldu. Ataköy marina'da oturuyorduk ne güzel. Anıl hesabı ödemek için kalktı, geldiğinde nasıl değiştiysem artık "noldu sana?" diye şaştı kaldı. Yüzüm nasıl bir hal almıştı düşünemiyorum. Taksilere olan uyuzluğum yüzünden inat ettim taksiye de binmedim. Yenikapı'ya ulaşmaktı amaç, bir otobüse bindik. Dünkü şansıma da bütün otobüsler doluydu. Yanımda olmasa ben o gün napardım hiç bilmiyorum. Ezkaza başka bir yere gitmiş olsaydım ve tek başıma döneceğim bir yer olsaydı halim haraptı. Çünkü resmen ona tutunmuyor olsam düşer kalırdım. Baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, elimin ayağımın uyuşması aynı anda geldi. Hayatımda hiç böyle bir şey yaşamadım ben. Otobüste midem bulanmıştı ama elim ayağım tutuyordu. Ya da başımın döndüğü olsa da oturdum bir yere geçti gitti. Başım ağrısa da eve ulaşabilirdim. Hepsi bir anda gelince napacağımı şaşırdım, ayakta duracak halim kalmadı.
İnsanlar da tam bir mal. Ben birinin önümde öyle kıvrandığını görsem yer veririm. Yüzüme, dik dik gözüme bakıyorlar ve izliyorlar. İnsan ayırmayı sevmem ama maalesef semtten semte insanlar da değişiyor. İnkar edilemez artık bu benim için. Burada oldu ki iki saniye gözümü kapatsam yorgunluktan otobüste veya minibüste, en yaşlısından en gencine kadar millet seferber oluyor. Yorulup kapı önündeki merdivene oturduğumda "kızım iyi misin istersen gel buraya otur" diyen teyze bile gördüm ben. Bir de böyle gereksizler var işte.
Ya birine diyecektim yer isteyecektim. Anıl tabi o an daha mantıklı düşünebildiği için indik otobüsten. Bir durak kalmış meğerse ama lanet olası trafiğin tıkanası geldi. Öyle de lanet bir yer ki etrafta hiçbir şey yok. Biraz dinlendikten sonra kendime geldim, yürümek de iyi geldi sahilde. Kazlıçeşme sahilini de görmedim demem.
Buna rağmen, yine de çok güzeldi be! Evet aslında hepsini bundan yazdım. Kayıtlara geçsin, bu kadar berbat hissettiğim bir günde bile mutluydum ya, nasıl birine rastladım ben de bilmiyorum.
Dünya'nın en berbat sahili - Yenikapı
-Ölürseniz sizi bulmaları yıllar sürebilir-
Hayatımın en kötü migren atağını geçirdim cumartesi günü akşamüstü gibi. Her şey sanırım 1-2 dakikada oldu. Ataköy marina'da oturuyorduk ne güzel. Anıl hesabı ödemek için kalktı, geldiğinde nasıl değiştiysem artık "noldu sana?" diye şaştı kaldı. Yüzüm nasıl bir hal almıştı düşünemiyorum. Taksilere olan uyuzluğum yüzünden inat ettim taksiye de binmedim. Yenikapı'ya ulaşmaktı amaç, bir otobüse bindik. Dünkü şansıma da bütün otobüsler doluydu. Yanımda olmasa ben o gün napardım hiç bilmiyorum. Ezkaza başka bir yere gitmiş olsaydım ve tek başıma döneceğim bir yer olsaydı halim haraptı. Çünkü resmen ona tutunmuyor olsam düşer kalırdım. Baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, elimin ayağımın uyuşması aynı anda geldi. Hayatımda hiç böyle bir şey yaşamadım ben. Otobüste midem bulanmıştı ama elim ayağım tutuyordu. Ya da başımın döndüğü olsa da oturdum bir yere geçti gitti. Başım ağrısa da eve ulaşabilirdim. Hepsi bir anda gelince napacağımı şaşırdım, ayakta duracak halim kalmadı.
İnsanlar da tam bir mal. Ben birinin önümde öyle kıvrandığını görsem yer veririm. Yüzüme, dik dik gözüme bakıyorlar ve izliyorlar. İnsan ayırmayı sevmem ama maalesef semtten semte insanlar da değişiyor. İnkar edilemez artık bu benim için. Burada oldu ki iki saniye gözümü kapatsam yorgunluktan otobüste veya minibüste, en yaşlısından en gencine kadar millet seferber oluyor. Yorulup kapı önündeki merdivene oturduğumda "kızım iyi misin istersen gel buraya otur" diyen teyze bile gördüm ben. Bir de böyle gereksizler var işte.
Ya birine diyecektim yer isteyecektim. Anıl tabi o an daha mantıklı düşünebildiği için indik otobüsten. Bir durak kalmış meğerse ama lanet olası trafiğin tıkanası geldi. Öyle de lanet bir yer ki etrafta hiçbir şey yok. Biraz dinlendikten sonra kendime geldim, yürümek de iyi geldi sahilde. Kazlıçeşme sahilini de görmedim demem.
Buna rağmen, yine de çok güzeldi be! Evet aslında hepsini bundan yazdım. Kayıtlara geçsin, bu kadar berbat hissettiğim bir günde bile mutluydum ya, nasıl birine rastladım ben de bilmiyorum.
Subscribe to:
Posts (Atom)









