Monday, March 17, 2014
Wednesday, March 12, 2014
İngilizler ne güzel demiş "Ignorance is bliss"
İngilizler mi dedi kim dedi bilmiyorum. Ne önemi var? Şu an herhangi bir şeyin önemi pek kalmadı gözümde.
Ben onun ölümüne hiçbir şey yapamadım diye ismini ağzıma alamazken, utanırken bundan birileri çıkıp "ne işi varmış eylemde" "devletin malına zarar vermiş" "su testisi" muhabbetleri yapabilenler var. Ve nasıl deliriyorum biliyor musun? Anlatmam mümkün değil ama bir yere yazmam lazım.
13 yaşında çocuk lan. Sen nasıl kendini gta oynuyor sanıp kafasına nişan alırsın? Nasıl o göreve getirildiğinizi biliyorum ne yazık ki. Bir dönem polis olma furyası vardı benden bir önceki dönemde. Apar topar birden devlete kapağı attılar nasılsa.
Bazen düşünüyorum, kendi 13 yaşında olan kardeşimin yürümesini zorlaştıran rahatsızlığı var diye. Normal bir çocuk olsaydı neler yapardık, nerelere giderdik, evde oturur muydu diye. Üzülüyorum yani kısaca, bazen isyan ediyorum işte ne bileyim.
Dünden beri aklımda, ben bunun için isyan ettiğim/üzüldüğüm için kendime kızıyorum. Berkin'in annesi demez miydi, koşmasın da çocuğum yanımda olsun diye. Derdi tabi. Yanında olacaktı.
13 yaşında ya, ben daha sevmeye doyamıyorum, sen nasıl vurursun aklım almıyor!
Trafik kazasında ölen polislere neden üzülmüyorsun diyenler var. Arkadaş onlar da ayrı mal. "TRAFİK KAZASI" bak adı üstünde "KAZA". İnsan ölmüş, üzülüyorum tabi. (Şehit tanımına hiç girmeyelim istersen?)
Terör örgütleri binlerce kişiyi öldürdü diyorlar. O zaman da aynı derecede üzülüyordum. Ama hem yaşım küçüktü hem de o zaman bunu yapan bir örgüttü; kafamda hala devletin daha saygın bir yeri vardı. Ellerinden geleni yaptığı görüntüsü vardı en azından ortaokul seviyesindeki çocuklar üzerinde! Şimdi olsa daha farklı tepki veririm tabi. Ama bunda okuduğum onlarca kitabın, case study'nin etkisi büyük.
Şimdi beni korumakla yükümlü "devlet", beni öldürüyor.
Uzun zamandır yapıyordu bunu zaten. Ama bu kadar göz önünde, bu kadar gözüne soka soka insanların yapılmamıştı bu. Sonra neden çıktın sokağa, neden kamu malına zarar veriyorsun. Canım, kamu benim zaten. Mal da benim malım. Sen istersen %40 değil %90 oy al, yine geri kalan halka hizmet etmek zorundasın. Ve beni öldüremezsin.
Başlığa gelirsek. Arkadaş şunları bilmeden yaşayanlara çok imreniyorum. Mutluluk onlarda.
Ben onun ölümüne hiçbir şey yapamadım diye ismini ağzıma alamazken, utanırken bundan birileri çıkıp "ne işi varmış eylemde" "devletin malına zarar vermiş" "su testisi" muhabbetleri yapabilenler var. Ve nasıl deliriyorum biliyor musun? Anlatmam mümkün değil ama bir yere yazmam lazım.
13 yaşında çocuk lan. Sen nasıl kendini gta oynuyor sanıp kafasına nişan alırsın? Nasıl o göreve getirildiğinizi biliyorum ne yazık ki. Bir dönem polis olma furyası vardı benden bir önceki dönemde. Apar topar birden devlete kapağı attılar nasılsa.
Bazen düşünüyorum, kendi 13 yaşında olan kardeşimin yürümesini zorlaştıran rahatsızlığı var diye. Normal bir çocuk olsaydı neler yapardık, nerelere giderdik, evde oturur muydu diye. Üzülüyorum yani kısaca, bazen isyan ediyorum işte ne bileyim.
Dünden beri aklımda, ben bunun için isyan ettiğim/üzüldüğüm için kendime kızıyorum. Berkin'in annesi demez miydi, koşmasın da çocuğum yanımda olsun diye. Derdi tabi. Yanında olacaktı.
13 yaşında ya, ben daha sevmeye doyamıyorum, sen nasıl vurursun aklım almıyor!
Trafik kazasında ölen polislere neden üzülmüyorsun diyenler var. Arkadaş onlar da ayrı mal. "TRAFİK KAZASI" bak adı üstünde "KAZA". İnsan ölmüş, üzülüyorum tabi. (Şehit tanımına hiç girmeyelim istersen?)
Terör örgütleri binlerce kişiyi öldürdü diyorlar. O zaman da aynı derecede üzülüyordum. Ama hem yaşım küçüktü hem de o zaman bunu yapan bir örgüttü; kafamda hala devletin daha saygın bir yeri vardı. Ellerinden geleni yaptığı görüntüsü vardı en azından ortaokul seviyesindeki çocuklar üzerinde! Şimdi olsa daha farklı tepki veririm tabi. Ama bunda okuduğum onlarca kitabın, case study'nin etkisi büyük.
Şimdi beni korumakla yükümlü "devlet", beni öldürüyor.
Uzun zamandır yapıyordu bunu zaten. Ama bu kadar göz önünde, bu kadar gözüne soka soka insanların yapılmamıştı bu. Sonra neden çıktın sokağa, neden kamu malına zarar veriyorsun. Canım, kamu benim zaten. Mal da benim malım. Sen istersen %40 değil %90 oy al, yine geri kalan halka hizmet etmek zorundasın. Ve beni öldüremezsin.
Başlığa gelirsek. Arkadaş şunları bilmeden yaşayanlara çok imreniyorum. Mutluluk onlarda.
Friday, February 28, 2014
Hiç alışkın olmadığım şeyler
İsyankâr tarafımı susturup "semi-casual" çalışma ortamına uygun, bir de beni yaşımda gösterecek kıyafetlere geçiş yaptım. Hala saçımla ilgilenmek benim için sabah saçımı taramaktan ibaret. Makyajsa, öff zaten geç kaldım onla mı uğraşcam seviyesinde. Ojeyi bile işe gelince tuvalette süren insanım, sorgulamıyorum artık bu tembelliğimi.
Ayrıca dear Samsung üzerine su döküp "çalışmıyor ama buuu :(" diye yolladığım bilgisayarın yenisini verdi. Bir varlık olsaydı Samsung gidip öperdim kendisini.
Yine bir cuma ve bitsin diye elimden gelen tüm zaman harcama metotlarını uyguluyorum.
Ayrıca dear Samsung üzerine su döküp "çalışmıyor ama buuu :(" diye yolladığım bilgisayarın yenisini verdi. Bir varlık olsaydı Samsung gidip öperdim kendisini.
Yine bir cuma ve bitsin diye elimden gelen tüm zaman harcama metotlarını uyguluyorum.
Tuesday, February 25, 2014
Pale Blue Dot
Bazen şu fotoğrafa bakıp sinirlerimi bozuyorum. Bu fotoğrafa bakınca ne kadar saçma sapan işlerle uğraştığımızı, aslında ne kadar da önemsiz canlılar olduğumuzu düşünüyorum. Bu fotoğraf yetmezmiş gibi şunu buldum geçenlerde:
Hubble teleskopu gökyüzünde "boş" görünen bir noktaya odaklanıyor günlerce (kaç gün unuttum), bütün ışığı yakalamaya çalışıyor ve sonuç bu. Fotoğrafta görünen her bir parlaklık bir galaksi. Yani öyle gezegen yıldız falan değil. Bizim samanyolu dediğimiz şey bunların yanında çok küçük bir galaksiymiş hatta. Bizden başka canlı var mıdır mevzusuna girmiyorum zaten. %9999 eminim olduğuna. Bu kadar büyük bir oluşumda bir tırt insanın olması mümkün değil zaten.
Buna bakınca benim yaptığım işler hepten saçma geliyor bana. Ay'a ayak basma mevzusu ne kadar önemli hala dünyada. Onu düşün, o bile şu anda evinin kapısından dışarı adım atmakla aynı. Hiçbir önemi yok. He belki şu üstteki pale blue dot fotoğrafını çeken voyager'ı tasarlayan büyük bir iş yapmış sayılabilir. Ne de olsa birkaç sokak uzaklaşıp evinin uzaktan fotoğrafını çekmeyi başarmış.
Çok önemsiziz. Öyle böyle değil.
Wednesday, February 19, 2014
Bazı kişisel kararlar
Çeviriden kendimi çekip kurtarmam gerek. Çalıştığım kişiye karşı acayip bir saygı duyuyorum. Neden duymayayım? Büyük kitabevlerinin bile ödeme konusunda, editleme, proofreading konusunda abik gubik şeyler yaptığı bir sektörde adam ne parasını geciktiriyor, ne de editleme sırasında garip yorumlar yapıyor.
Bu nedenle de yoğun olduğu zamanlarda gönderdiği işleri almamazlık edemiyorum. Fakat bu durum işimdeki performansı feci etkiliyor. O günlerden birindeyiz. Sabahtan beri kafamı toparlayamadım. Bundan böyle çeviri yok bana. Zaten ilaçlarımın ya az ya da fazla geldiğini hissediyorum (bugün öğle yemeğinden önce ellerim delicesine titriyordu, hoş değil) yarın doktora gidicem bununla ilgili (oğluuum bildiğin yaşlı gibiyim). Bunların üstüne çeviri yetiştirme stresi istemiyorum.
Resim yapmam lazım benim. Aşırı derecede özledim resim yapmayı. Özellikle sulu boya. Birkaç ince fırça almıştım bir ara, sonra onları kalkıp oje sürerken kullandım asfdjgfk Böyle mallıklar yapıyorum arada. Belli bir süre deneyip başaramadığım şeylerde sinirlerim bozuluyor ve hevesimi kaybediyorum. Resim konusunda da aynı şey oldu. Yapsana rahat rahat manzara, natürmort vs. Yok illa desen, figür çalışacağım tuttu. Yok işte "cartoon" çizimlerde becerikli değilim o kadar.
Yeni bir şeyler ortaya çkarmayı seviyorum. Kadınlığın doğasında var heralde bu durum. Yemek yapmıyorum bu ara, yoksa canım deli gibi kek - pasta - kurabiye yapmak istiyor. Ama insülinle cebelleştiğim şu dönemde pek akıllıca bir hareket olmaz bu.
Bu haftasonu haftalardır özlemini çektiğim dağıtmaya çok yakınım. Bu haftasonu eğlenilecek artık arkadaşım! Höf!
Ayrıca not: Kilo verdikçe kardeşin kıyafetlerine sulanmak gibisi yokmuş! Akıllının alıp da giymediği bir sürü eteği var (etek giymekten hoşlanmıyormuş ama satın almakta sorun yok) artık onlar benim sayılır. Ben de siyah mini eteğim olsun isterdim hep ahaha :D Bir de yetişkin gibi makyaj yapabilmeyi, saçımı düzeltmeyi alışkanlık haline getirirsem iyi olacak. Nedir bu bizdeki öğrenci modundan çıkamamak bilemedim. İlk adım olarak üç beş gömlek alsam kendime iyi olacak sanırım. Özellikle bir adet beyaz, şöyle yetişkin işi (son giydiğim gömlek ekoseliydi sonuçta :/ ). Şu koton'a bir bakayım yine ben en iyisi.
Bu nedenle de yoğun olduğu zamanlarda gönderdiği işleri almamazlık edemiyorum. Fakat bu durum işimdeki performansı feci etkiliyor. O günlerden birindeyiz. Sabahtan beri kafamı toparlayamadım. Bundan böyle çeviri yok bana. Zaten ilaçlarımın ya az ya da fazla geldiğini hissediyorum (bugün öğle yemeğinden önce ellerim delicesine titriyordu, hoş değil) yarın doktora gidicem bununla ilgili (oğluuum bildiğin yaşlı gibiyim). Bunların üstüne çeviri yetiştirme stresi istemiyorum.
Resim yapmam lazım benim. Aşırı derecede özledim resim yapmayı. Özellikle sulu boya. Birkaç ince fırça almıştım bir ara, sonra onları kalkıp oje sürerken kullandım asfdjgfk Böyle mallıklar yapıyorum arada. Belli bir süre deneyip başaramadığım şeylerde sinirlerim bozuluyor ve hevesimi kaybediyorum. Resim konusunda da aynı şey oldu. Yapsana rahat rahat manzara, natürmort vs. Yok illa desen, figür çalışacağım tuttu. Yok işte "cartoon" çizimlerde becerikli değilim o kadar.
Yeni bir şeyler ortaya çkarmayı seviyorum. Kadınlığın doğasında var heralde bu durum. Yemek yapmıyorum bu ara, yoksa canım deli gibi kek - pasta - kurabiye yapmak istiyor. Ama insülinle cebelleştiğim şu dönemde pek akıllıca bir hareket olmaz bu.
Bu haftasonu haftalardır özlemini çektiğim dağıtmaya çok yakınım. Bu haftasonu eğlenilecek artık arkadaşım! Höf!
Ayrıca not: Kilo verdikçe kardeşin kıyafetlerine sulanmak gibisi yokmuş! Akıllının alıp da giymediği bir sürü eteği var (etek giymekten hoşlanmıyormuş ama satın almakta sorun yok) artık onlar benim sayılır. Ben de siyah mini eteğim olsun isterdim hep ahaha :D Bir de yetişkin gibi makyaj yapabilmeyi, saçımı düzeltmeyi alışkanlık haline getirirsem iyi olacak. Nedir bu bizdeki öğrenci modundan çıkamamak bilemedim. İlk adım olarak üç beş gömlek alsam kendime iyi olacak sanırım. Özellikle bir adet beyaz, şöyle yetişkin işi (son giydiğim gömlek ekoseliydi sonuçta :/ ). Şu koton'a bir bakayım yine ben en iyisi.
Sunday, February 16, 2014
Bu adam resmen beni esir aldı?!
Yaşlandığımın alameti olabilir mi pop müzik dinlemeye başlamak? Bilemedim. Günlerdir hala alttaki albümü dinliyorum. Özellikle 3 numaralı şarkıyı. İçimde tarif edilemez bir enerji, bir birikmişlik var ki hayrolsun(!). Nereden kaynaklandığına tam olarak karar veremediğim sinirimi nereden çıkaracağımı bilmiyorum. Gün içerisinde çok sık biçimde sinir krizi geçirme seviyesine geliyorum. Beynimin bir yarısı isyan etmek istiyor - her şeye ama. Her insan gibi neden ben demek istiyorum. Ama diğer yarısı diyor ki "bebeğim ne yazık ki bir sen değilsin." Mantıklı yarımdan nefret ediyorum. Ben de fütursuzca isyan etmek, dağıtmak istiyorum. Self control aslında kötü bir şey.
Saturday, February 1, 2014
Bir önceki yazdığımda şarkı keşfettim demiştim ya, yanlış olmuş o. Adamın tüm albümü mükemmel olmuş. Ben ki bkm mutfakta iken bu adam ve tüm diğerlerine uyuz olmuşumdur. Başkalarına verdiği şarkılar yüzünden de şarkıcılığından pek umutlu değildim. Yanılmışım. Kendine saklıyormuş en güzellerini.
Hangisini beğeneyim bilemedim. Ama ilk 5'i ayrı güzel diyebilirim.
Hangisini beğeneyim bilemedim. Ama ilk 5'i ayrı güzel diyebilirim.
Subscribe to:
Posts (Atom)











