Gecenin bir yarısı RetroTürk dinlerken çıktı karşıma bu şarkı. Paylaşmadan geçmeyeyim dedim.
Sunday, November 25, 2012
Thursday, November 8, 2012
Wednesday, October 31, 2012
Donna'yı sevmeyeni ben de sevmiyorum.
Donna kim be? dediğini duyar gibiyim. Doctor Who'daki Donna Noble tabi ki!
Neden sevmeyeni ben de sevmiyorum o kısma geleyim. Bu Donna fazla sıradan bir kadın. Güzel değil, çıtı pıtı hiç değil, belki sevimli bile değil. Üstelik genç de değil. Ama işte onunla empati kuramayan, onun neden asabi olduğunu anlamayan sözde doctor fanlarına dayanamıyorum nedense. Sadece güzel ve genç değil diye bir kadını "dayanılmaz" diye nitelendirmek, zaten baştan sona abik gubik bir diziyi anlayabilen (veya anladığını sanan diyelim) insanlara yakışmıyor diye düşünüyorum.
Gerçi anlamayanlar kendileri düşünsün, yapılan anketlerde hep en sevilen yoldaşlardan seçiliyor kendisi.
Neden sevmeyeni ben de sevmiyorum o kısma geleyim. Bu Donna fazla sıradan bir kadın. Güzel değil, çıtı pıtı hiç değil, belki sevimli bile değil. Üstelik genç de değil. Ama işte onunla empati kuramayan, onun neden asabi olduğunu anlamayan sözde doctor fanlarına dayanamıyorum nedense. Sadece güzel ve genç değil diye bir kadını "dayanılmaz" diye nitelendirmek, zaten baştan sona abik gubik bir diziyi anlayabilen (veya anladığını sanan diyelim) insanlara yakışmıyor diye düşünüyorum.
Monday, October 29, 2012
Naptim, ne ettim?
Evde oturmak disinda yaptigim mukemmel bir is yok acikcasi. Bu ara bayramdi, tatildi derken iyice eve kapanmak zorunda kaldik. İsin kotusu bilgisayarima bir nevi el konmasi oldu. Annem ve babamin facebook & oyun takintilari nedeniyle zavalli netbook'um ellerine dustu. Bana ise kala kala Ahmet'in tableti kaldi. Ne maillerime bakiyorum ne baska bir seye. Teknoloji gelisiyor farkindayim ama bilgisayarin yeri baska benim icin. Bir yandan da diyorum, bir zamanlar laptoplar mi vardi? Devasa bilgisayarlarla calisiyorduk. Yine de ceviriyi tablette yapabilecek kadar gelistiremedim kendimi.
Saglikli yasam hevesim son hiz devam ediyor. Hele de levotiron ile gelen enerji ile. Hos bu sabah icmeyi unuttum, kahvaltidan sonra ictim anca. Hala o benim ilacim diye bakmiyorum, uzun bir sure İpek'in ilaci olarak kalacak o.
İlginc ama kitap okumaya geri dondum. En son Ozlem'in cezbedici paylasimlarina dayanamayip Cinarcik'a giderken Kurk Mantolu Madonna'yi almis, iki saatte falan bitirmistim. Sonra onun etkisi mi yetti bilemiyorum, uzun bir sure bir sey okumadim. Zaten yiklarin verdigi bir kitaba doymusluk var. İki hafta once ise elime Elif Safak'in Ask'i gecti. Cok sevdim. Ama bu sefer durmadim, Suskind'in kokusu ile devam ediyorum hic ara vermeden. Ozlemisim yanimda kitap tasimayi.
Aylin'le cok hos planlarimiz var, eger hayata gecirirsek su hayatta bir seyler basarabildigimi kendime kanitlayacagim.
Saglikli yasam hevesim son hiz devam ediyor. Hele de levotiron ile gelen enerji ile. Hos bu sabah icmeyi unuttum, kahvaltidan sonra ictim anca. Hala o benim ilacim diye bakmiyorum, uzun bir sure İpek'in ilaci olarak kalacak o.
İlginc ama kitap okumaya geri dondum. En son Ozlem'in cezbedici paylasimlarina dayanamayip Cinarcik'a giderken Kurk Mantolu Madonna'yi almis, iki saatte falan bitirmistim. Sonra onun etkisi mi yetti bilemiyorum, uzun bir sure bir sey okumadim. Zaten yiklarin verdigi bir kitaba doymusluk var. İki hafta once ise elime Elif Safak'in Ask'i gecti. Cok sevdim. Ama bu sefer durmadim, Suskind'in kokusu ile devam ediyorum hic ara vermeden. Ozlemisim yanimda kitap tasimayi.
Aylin'le cok hos planlarimiz var, eger hayata gecirirsek su hayatta bir seyler basarabildigimi kendime kanitlayacagim.
Monday, October 15, 2012
Do not panic
Neden bir balon misali şişiyorum, neden bu kadar sinirliyim, neden dünyanın en polyannavari insanı iken bu kadar depresif oldum:? tüm bu soruların cevabı sevgili tsh'mde imiş. Pek sevgili vücudum tiroidi yabancı madde sanarak ona karşı savaşıyormuş. Kısaca hashimoto tiroiditi olmuşum. Yarından itibaren ömrümün sonuna kadar ilaç kullanma dönemim başlıyor. Pek değişik, pek ilginç bir şey değil genel olarak. Kadınların çoğunda varmış zaten bu meret. İleride başıma açabileceği dertleri es geçiyorum şu anda.
İlaç kullanımı ile birlikte, şimdiye kadar neredeyse çalışmayan metabolizmamın da çalışacağını ve ömrümde bir ilk yaşamamı sağlayarak önden giden göbeğimden kurtulacağımı; bu tembelliği üzerimden atacağımı, yaşama sevincimi yeniden bulacağımı ve sinir bozukluklarımdan kurtulacağımı umuyorum.
Mesela herkesin izlediğinde güldüğü sahnede ben üzülmeyim artık. Saçma sapan şeyler aklıma gelse de, reklama bile ağlama potansiyelimin olduğu pms mağduru olarak 7/24 dolanmayım ortada.
İlaç kullanımı ile birlikte, şimdiye kadar neredeyse çalışmayan metabolizmamın da çalışacağını ve ömrümde bir ilk yaşamamı sağlayarak önden giden göbeğimden kurtulacağımı; bu tembelliği üzerimden atacağımı, yaşama sevincimi yeniden bulacağımı ve sinir bozukluklarımdan kurtulacağımı umuyorum.
Mesela herkesin izlediğinde güldüğü sahnede ben üzülmeyim artık. Saçma sapan şeyler aklıma gelse de, reklama bile ağlama potansiyelimin olduğu pms mağduru olarak 7/24 dolanmayım ortada.
Tuesday, September 25, 2012
Wednesday, September 12, 2012
Hayat garip, gerçekten
Bir gün önce düşündüklerin, hayal ettiklerin, aradan 24 saat dahi geçmeden ecnebilerin "shattered" dediği gibi yerle bir, tuzla buz olabiliyor. Birkaç gün önce yaptıklarından veya birkaç gün önce yapmadıklarından ölesiye pişman olabiliyorsun. Garip yani.
Ama asıl garipliği bu değil işte. Şu an yaşadığımız gerçekliğin bir an sonra, doctor'un tardis'le gittiği, izleyip de sanki görebilecekmişiz gibi düşündüğümüz 3000 yıl sonrasında bile değil, bir 100 sene sonra tamamen etkisini kaybedeceğinin aklına gelmesi insanın. Peşinden koştuğun adamın/kadının, uyuduğun saatlerin, yediğin yemeğin, yağlı mı yağsız mı yoğurt yediğinin, 38 beden olup olmadığının ya da metal mi yoksa pop mu dinlediğinin 100 sene sonra esamesi okunmayacak. Bir hiç olacak. O zaman neden takılıyoruz küçük şeylere bilmiyorum.
İşte ben bu üsttekini kendime anlatamıyorum. En ufak bir şeyi kendime dert ediniyorum. Belki anneme anlatsam "o dediğin şeyin hayatında bir önemi yok ki, dediğin çok saçma bir şey" diyeceği şeyler beni hasta ediyor.
Beni milyonlarca yıl sonrasına, dünyanın 5. büyük insan uygarlığını kurduğu zamana götürecek ne bir doctor ne de bir tardis var. O yüzden bugünün tadını çıkarmam gerek, peki bunu bilinçaltıma anlatabilecek bir yol var mı acaba? Bilinçaltıma olmasa da mideme anlatsın bari.
Not: Şu İşler Güçler'deki Aşkın gibi olmak güzel bir şey herhalde, ama ben her nasıl oluyorsa hep Murat gibi olmayı başarıyorum. Saygılar e'fenim.
Ama asıl garipliği bu değil işte. Şu an yaşadığımız gerçekliğin bir an sonra, doctor'un tardis'le gittiği, izleyip de sanki görebilecekmişiz gibi düşündüğümüz 3000 yıl sonrasında bile değil, bir 100 sene sonra tamamen etkisini kaybedeceğinin aklına gelmesi insanın. Peşinden koştuğun adamın/kadının, uyuduğun saatlerin, yediğin yemeğin, yağlı mı yağsız mı yoğurt yediğinin, 38 beden olup olmadığının ya da metal mi yoksa pop mu dinlediğinin 100 sene sonra esamesi okunmayacak. Bir hiç olacak. O zaman neden takılıyoruz küçük şeylere bilmiyorum.
İşte ben bu üsttekini kendime anlatamıyorum. En ufak bir şeyi kendime dert ediniyorum. Belki anneme anlatsam "o dediğin şeyin hayatında bir önemi yok ki, dediğin çok saçma bir şey" diyeceği şeyler beni hasta ediyor.
Beni milyonlarca yıl sonrasına, dünyanın 5. büyük insan uygarlığını kurduğu zamana götürecek ne bir doctor ne de bir tardis var. O yüzden bugünün tadını çıkarmam gerek, peki bunu bilinçaltıma anlatabilecek bir yol var mı acaba? Bilinçaltıma olmasa da mideme anlatsın bari.
Not: Şu İşler Güçler'deki Aşkın gibi olmak güzel bir şey herhalde, ama ben her nasıl oluyorsa hep Murat gibi olmayı başarıyorum. Saygılar e'fenim.
Subscribe to:
Posts (Atom)