Naber?
Ben iyi değilim pek cınım. Neden dersen şu şu diyemem. Değilim işte.
İşe başlıyorum yeni yılda, ama inan ki içimden gelmiyor. Ömrümün sonuna kadar bir yerde kapanıp yaşayabilirim. Her şeyi yapmışım ve bitirmişim gibi bir bıkkınlık. Halbuki yapmadım, valla yapmadım ya. Mesela tiyatro yapmak isterim, ya da en azından izlemek. Ama ikisini de pek yaptım sayılmaz. Ama yapsam ne hissedeceğimi biliyorum ve gereksiz buluyorum.
Bu derece bunalıma girebilmemi sağlayan insanlara buradan teşekkür etmeliyim, görmeseler, duymasalar da. Bu noktaya gelebileceğimi bilmiyordum gerçekten. Hani öyle bir nokta ki, benim gibi bunalıma katlanamayan kişi bile kendini kurtaramıyor! Dansa gidiyorum, zaten yaptığım bildiğim şeylermiş gibi geliyor. Geziyorum, hiçbiri beni şaşırtmıyor. Böyle bir dünyada tutunabileceğin belki tek şey birinin seni sevmesi olabilir... ahahaha dvjml bebeğim şaka mı yapıyosun? O benim yapamadığım birinci şey. Kendimi sevdirememek konusunda çok başarılıyım. Halbuki hoş bi insanım, cidden. Ama bu ara gülümseme fonksiyonumu kaybetmiş olabilirim. Yaklaşık 6 aydır içimde tuttuğum ağlama hissinden kurtulamadım gitti. Bir insan olanları, hatalarını, ne bileyim başarısızlıklarını unutup gitmeli. Kendi prensiplerime karşı gelip unutmuyorum. Ara ara gelen sinir, kızgınlık, öfke, ve buna bağlı belki de sevgi duyguları ile
Neyse ya, konuşmamak daha güzel bu konularda. Sheldon Cooper'ı anlayabiliyorum. Ama onun kadar zeki değilim. Duygusal özellikleri kaldırıp bi kenara koymak güzel olabilirdi. Eğer onun yerine koyabilecek zekam olsaydı. Bilim dünyasına katkıda bulunan bir insan olabilirdim.
Bu arada Sheldon tipsizini eve kapatıp beslemek istiyorum. Bazinga!
Friday, December 16, 2011
Wednesday, December 7, 2011
Starbucks çok kötü, diğ mii?
burda 15 liraya kahve satıldığını sananlar var ve ben bu insanların meraksızlığına şaşırıyorum. bu kadar eleştiriyorsun, bir şey alma ama bir bak kaç para bu meretler.
ben söyleyim; tea latte denen baharatlı çay'ın küçük boyu (350 ml) 5 ya da 5.50 olmalı. espresso içmediğimden ne kadar bilmiyorum. diğer kahve karışımları (mocha, latte falan) 6.50 8.50 arasında.
buna karşın en basitinden kadıköy'de dandik bir cafe'ye gitsem bir küçük fincan nescafe'ye 4.50-5 tl arasında istiyorlar ve etrafta sürekli dolaşan adamlar oluyor "bir şey al ya da kahven bittiyse defol git" gözüyle bakan. deliriyorum resmen. daha kahvem bitmemiş bile, yarısına gelmişim "alayım" diye hamle yapıyorlar. bir de dumtıs müzik var tabi. hele wi-fi'larını kullanırsan daha fazla harcamalısın!
o yüzden kimse bana kalkıp "starbaks pahalı, insanlar egolarını tatmin ediyor ordaa" diye gelmesin. yönetim bilimlerinden, felsefeden, bıdı bıdıdan anlamam. ama biri "insanlar starbaksa gidip hava atıyor yeaa" derse, hem o kişi salaktır hem de hava attığını sanan. ortalama 6 liraya istediğin kahveyi içiyorsun, yani bir nevi kahve dünyasının BİM'i. hem de o fiyata 10 yaşındaki kardeşim bile gidip istediği siparişi verebiliyor, çalışanlar ilgileniyor "çok sıcak olmasın" dediğinde hıhı diye geçiştirilmiyor. bim'e gidip hava atan veya bim'e gidenleri hava atıyor sanan varsa burası da hava atılacak bir yerdir.
he gidersin house cafe'ye, kitchenette'ye falan hava atarsın anlarım. anlarım ve gerizekalı der geçerim.
not: her gün starbaksta yaşayan bir insan değilim, gitmezsem umrumda da olmaz. çünkü bizzat evimde bütün o kahveleri ve fazlasını yapabiliyorum. ama fakir edebiyatından nefret ederim.
Tuesday, December 6, 2011
Zeki'm
Zeki'm derken saygısızlık yaptığımı düşünüyorum bazen. Ama elimde değil. Zeki Müren desem herhangi biri gibi oluyor. O benim, öyle kabul ettim ben.
Aynı burcu taşıdığım, ne anlattığını ne demek istediğini o söyledikten yıllar sonra anladığım, bugün doğum günü olan kişi.
Sunday, December 4, 2011
Ne önemi var?
İnsanlar birbirlerine duygularını söylemekten çekiniyorlar genellikle. O çekinme kısmını atlatıp söylediklerinde ise karşısındaki kişi bunu "kaldıramayıp" kaçıyor.
Böyle bir dünyada yaşamanın anlamı ne diye düşünüyorum bazen. Gerçekten bilemiyorum, belki de aşırı derecede sanatçı ruhluyum, bu konularda çok hassasım ama beceriksizim ve hiçbir şey yaratamıyorum. O yüzden böyle mal mal konuşuyor da olabilirim.
Bu şarkıda anlatılanları birer birer yaşıyorsun ama hissettiğin kişiye anlatmaman gerekiyor, çünkü genel toplum normlarına göre "sevgiliyi şımartmamak gerek", hayır ben normlara uymuyorum arkadaşım dersen de popona tekmeyi yiyorsun çünkü artık duygularını açık ettiğine göre tamamen değersiz bir varlıksın. Bir önemin kalmadı bebeğim, güle güle.
Böyle bir dünyada yaşamak zorundayım, ama mümkünse kimseye karşı bu şarkıdaki duyguları hissetmeyim. Bu şarkıyı da sadece sanatsal mükemmelliği için dinleyim.
Friday, December 2, 2011
When I came to Spain and I saw people partying...

I thought to myself, what the fuck?!
Naber?
Bugün hiçbir şey ama hiçbir şey moralimi bozamadı bebeğim. Neden? Çünkü doğumgünümü çok hoş bir şekilde geçirdim.
Tamam sabah erken uyanmadım. Zaten uyanmak için bir sebebim yoktu. Ailecek kahvaltının ardından pinekleme modunda bikaç saat geçirdim. Sonra 5'te çıkıp Bağ'dan kendi pastamı almaya gittim.
Yol üzerinde DansKeyfi de var hazır, dedim hadi Dilek kendine hediye olsun. Sosyal Latin Dansı kursuna yazıldım :D Allahımmm, yer acayip güzel. Bayıldımm. 12 Aralık bir an önce gelsin diye bekliyorum.
Sonra Bağ'dan tam kendime göre muzlu, krokanlı ve beyaz çikolatalı pasta aldım. Üstüne ise pastacının tavsiyesiyle "İyi ki doğdum" yazdırdım. Lay lay lom diye döndüm eve :D
Akşam sıradan doğumgünü kutlaması işte. Ama teyzem'in hediyesine bayıldım! Kar tanesi şeklinde kolye almış. Hem sitrin, hem de ametistler var üzerinde. Ayrıca Yunanistan'da yazdırdığım Yunan harfleri ile "Dilek" kolyesini (Ντιλεκ) gümüşten yaptırmaya karar verdim.
Şimdi uyumam lazım. Yarınki iş görüşmem umarım iyi geçer moçi. Hadi iyi geceler :)
Sunday, November 27, 2011
Not to love you
Çok ilginç bir hafta sonu geçirdim bebeğim. Reformsal oldu diyebiliriz.

Öncelikle Cumartesi'ye yeni bir televizyon aldığımızı öğrenerek başladım. Babam kuzenim ve kardeşimle sabahın köründe gidip almış. Ben uyandığımda kurulum bile yapılmıştı. Şu an tepemde (yatağımın yanında) diğerine nazaran eski dev kadar lcd duruyor. Ayağıma düşebilir olması ihtimali beni korkutmuyor değil.
Sonrasında kardeşimle, cumartesi akşamı yapılacak olan "geleneksel dilokh & fufu doğumgünü şenlikleri"nde giyilmek üzere elbise bakmaya gittik. İlginç bir şey oldu, LCW'den değil Koton'dan buldum elbisemi. Üstelik dantelli mantelli bişeydi. Pek seksi(!) ama ben üzerimde öyle bulmadım. 40 yılda bir çıkıyoruz lan süsleneyim bari diyerek, hiç yapmadığım kadar makyaj yaptım. Gece gezerken anladığım şu ki, benim "hiç yapmadığım kadar makyajım" sıradan insanların gece değil işe giderken falan kullandıkları miktar. Sönük kaldım resmen. Halbuki simli eyeliner bile sürmüştüm ben!
Malum bu seneki konseptimiz Latin. Önce Meksika restoranına gittik yemeğe. Bizimkiler toplaşmış, assolist olarak teşrif ettim. Niye geç kaldın? sorusunun cevabını "Beybiys, sizler için süslendim (H)" diyerek verdim. Ben otururken ortada fısıldaşmalar döndü. Hayırdır gene ne var diye düşünmeden edemedim.
Son mevzulardan sonra birileriyle tanışmaktan hoşlanmıyorum. O kesin. Sürekli bahsettikleri bi vatandaş vardı. Ben de bu tarz şeylere girmektense evde çeviri yapıp popomu havaalanına dönüştürmeyi yeğleyeceğimden bahsediyordum. (Bu konuda kesinlikle haklıyım tabi.) Öğrendim ki bu arkadaşı da çağırmışlar, bir de üzerine gelmiş kendisi. Algılayamadığım nokta şu, umarım biriyle tanıştırcaz diye çağırmamışlardır. Hayır ben de artık gruba eklenen her yeni insana öyle bakmak zorunda bırakılıyorum. Resmen aralarında tek yalnız benim:D
Beni aldı mı stres. Almaması mümkün değil, çünkü o akşam süper yemek yiyip ardından küba bara gidip manyak gibi dans etmekti hayalim. Suya düştü lan, öyle böyle değil. Sebebi etrafta biri var diye değil.
Çocukcağız işten çıkıp gelmiş. Yastık versek bi tane uyuyacak kafayı masaya koyup. He bir de alışkınım tabi fırlama insanlara, çekingen olunca karşımdaki benim şalterler atıyor. Kafasına vurup gül, sohbet et be! diyesim geliyor. Yemekte çok sorun olmadı, zaten benim laf atmam dışında konuşmadık. Ama iş küba bar'a gitmeye gelince... Yarabbim, durum üç nokta kullanmamı gerektircek kadar kötüydü.
Zorla kolundan tutup getirmiş gibiydik. Tanımıyorum zaten ama doğumgününün yarı sahibiyim orda. Oynuyoruz ediyoruz kendi çapımızda, o köşede dikilmiş duruyor. Etrafa baktığı yok, arada telefonuyla oynuyor falan. Bana fenalıklar bastı. Yürüyün gidelim bir pasif agresifle karşı karşıyayız biraz daha durursak hepimizi vuracak bu diyesim geldi. Uykusu varmış, yorgunmuş da ondan öyleymiş. Ama ben gerildim. İnsanlara istemedikleri bir şeyi yaptırdığımı görmek beni mahvediyor resmen, tanısam da tanımasam da. Bu aşırı-empatiyi napcaz bilmiyorum.
Ordan erken çıkmak zorunda kaldık hoş da, öncesinde İspanyol amcanın tekinin asılma girişimleri ile uğraştım. Ben asıldığını anlamadım çıkana kadar, kendisini manyak sanmıştım ben daha çok. Kafamı çevirdiğim her alanda dans etti adam. Ve öyle bir dans ki, abidik gubidik ayak hareketleri falan. Bir ara depresifleşip bir kenara oturayım dedim. Karşıma geçip dans etmeye kalktı, en son kafasına bira şişesini koyup dans etme girişimini gördüm ve kaçtım. Korkutucuydu.
Ve işte gecenin beni vuran noktasına geldik. Küba barı, latin müzikleri, herkes salsa falan yapıp takılıyor, doğum günüm. Bundan 6-7 ay önce bu gün için hayallerim çok farklıydı lan! "Lan" diyorum o kadar kötü bir durum. İster istemez aklına geliyor insanın, olsaydı şimdi böyle durmazdı, dans ederdik, çok eğlenirdim ya! diye ve bir an "öyle olsaydı" ekranı gözümün önüne geldi. Hani utanmasam sahneye oturup ağlayabilirdim bile. Öyle moralim bozuldu. Allah'ım sen beni odun olmayan ya da en azından odunluğu giderilebilir kişilerle karşılaştır dedim. Oynağım arkadaşım, evet oynayamadığım zaman üzülüyorum ben. Bu arada bardaki ablalar benden bile çirkindi. Nerden toplamışlarsa :D
Başta dedim ya, inşallah biriyle tanışcam diye gelmemiştir diye; çünkü öyle geldiyse aklından şunlar geçmiştir "Allam ya bunun için mi geldim ben, eve gidip uyuyaydım daha iyiydi, neyse erkenden eve dönmeye bakayım". Haberi yoksa en azından sadece ne kadar gıcık tipler olduğumuzu düşünmüştür.
Sonrasında kardeşim de dahil, herkes "sürekli bana bakışlarını yakaladıklarını" falan iddia etseler de (ben de yakaladım da insan insana bakar be, yeni gelmiş kimseyi tanımıyor bakcak tabi), ben öyle bir şey hissetmedim bebeğim. İnşallah dediğim gibi "birine bakmaya geldim" durumu değildir, o durumda çok sinir bir duruma düştüm demektir. Beğenmemesi normal de "uykusuz kaldım lan bu muydu" demiş olabilmesi kötü :D
not: sen bişe düşünmedin mi dersen günlükçüm; tipleri sebebiyle insanlara duygu geliştirme yeteneği yok bende. nötr düşünceler var kafamda. tek sorunum "görücü" gelmesi gibi birileriyle tanışmaktan hoşlanmıyor olmam. Bir de oldu da içinden "hoşmuş" dediyse de ettiğim danslardan sonra tiksinmiştir çocukcağız lan, o kadar dans dersi aldım ben nereye gitti onlar? Müzik kulağımı evde kesip gittim sanki, ritme uyamadım falan.
Bir de koşu bandını eve almaya karar verdim moçi. Spor salonu çok fazla sosyallik içeriyor. Bir de gereksiz masraf. Bir seferde 1500tl'ye koşu bandı, bisiklet, mat falan alarak kurtulmayı düşünüyorum. Çevirmen insanım, 2 saat çeviri 20 dk yürüyüş süper olur. Hedef 40 bedene geri dönmek (H)
Çok gevezelik ettim bebek; geceden bir fotoğraf sana hediye olsun, jr versiyonumla fotoğrafım:

Söylemeyi unuttuğum bir şey daha var:
Bir 8-9 ay önce, Şubat'ın başlarında işte, ömrümde görmediğim bir aşka sevgiye tutulmuş iken, sırf kendimi sakinleştirebilmem için başucuma Hey Jude'un sözlerini yazıp asmıştım. Hem de kenarını "midemdeki kelebekler"i temsilen kelebeklerle süsleyip. Biraz önce beni çok rahatsız ettiğini farkettim. Sırf duvarda iz kalacak diye çıkarmıyordum. Baktım duvarda zaten yeterince iz var. Amaaan çıkar bir de o iz olsun dedim içimden. Artık kağıdın boku çıkmıştı biraz. Habire kolum falan takılıyordu. Hoş şu an kendisini kucağımda tutuyorum.
Bir kopyası daha var bunun ve nerde bilmiyorum. Onu bulup atana kadar içim rahat etmeyecek sanırım. Bir de yine benzer zamanlarda yazıp eski bilgisayarımın bir köşesine attığım, Aylinin bana zorla 100 kere "x benim sevgilim diye yazcaksın!" ödevini silmem lazım. (yok lan değiliz daha, valla değiliz diye geziyodum da, ondan. Cidden değil gibiymişiz zaten niye kasmışsam:D)
Deniz'in dediği gibi; üstte yazdıklarımı azcık edebiyat bilen analiz edebilir :D
Thursday, November 24, 2011
Why don't you come back to me?
Bu sefer bizzat senin sesinden sana söylüyorum Freddie bunu, niye dönmüyorsun ki?
Subscribe to:
Posts (Atom)