"ayy pek sevmem ben pop müzik" diyen biri değilim, güzel ise her müziği severim. yerden yere vurarım ama serdar ortaç bile dinlerim yeri gelince. insan beyninin çöpe de ihtiyacı var. fazla güzel müzik dinlediğinde, fazla matematik çalışmış gibi oluyor. arada trafik, beden, iş eğitimi derslerine de ihtiyaç var işte. fakat fazlası zarar tabi.
hoş bu şarkıyı çöp kısmına koyamam. öyle güzel olmuş. zaten gökhan tepe'ye bir hayranlık geliştirmeye başladım son haftalarda. (kumral, yeşil gözlü birini bulmazsam gözüm açık gider mi diye düşünmüyor değilim bak) hele bu videoda ayrı bir güzel olmuş valla.
nasıl güzel söylemiş, nasıl güzel olmuş bu şarkı. hayatın için anlamlı olan şarkıyı dinlerken çok fena derecede komik bir şeyvarmış gibi gülmek/kahkaha atmak umarım sadece bana özgü değildir :D sözlerinin doğruluğu değil asıl beni yakalayan, o "yalaaaan olur ne söylesem yalan" kısmını öyle nağmeli okuyabilsem ne mutlu olurdum, o ihtimal işte :D
Şimdi aklıma geldi. Bu çocuklar pek fantastik olabiliyorlar. Üç yüzyıl önce olan şeyleri hatırlıyorlar.
Geçen dedim ya arkadaşımı istemeye geldiler diye. Bir de yeğeni var kendisinin, yaş 8, kız. Benim zeka yaşım da ona yakın olduğundan iyi anlaşıyoruz çoğu zaman. Önbilgi olsun, uzuuunca zaman önce eski sevgililerden birinin fotoğrafını görmüştü bende (hoş beğenmemişti:D).
Merasimin ertesi günü arkadaşımdayız, bu sefer kahveleri kendimize yaptık oturuyoruz mutfakta. Benim pikaçu bilgisayarım yanımda tabi, bir yandan çeviriye devam. İstek üzerine de Zeki Müren açtık, kutsal trio "sohbet, kahve, zeki" eşliğinde keyif yapıyoruz.
O sıra benimki geldi yanıma, diyalog şöyle:
-eee seni ne zaman istemeye gelcekler?
+kim gelcek ki, benim sevgilim yok böbeğim.
-e vardı hani, "boşandınız" mı?
+he valla boşadım gitti. (bastırılmaya çalışılan kahkahalar arka fonda)
-hıı, ondan mı bu şarkıları dinliyosun?
+yok kız, ben zeki'ye aşığım.
-zeki kim?
+şarkıları söyleyen işte.
-evlencen mi onla?
+evlenemem ki, öldü :(
-aa öldü müü?
+evet sen doğmadan önce hem de.
-(kafası karıştı çocuğumun) e şimdi sen artık onun fotoğrafını taşımıyo musun?
+yok taşımıyorum.
-zeki'nin? onun var mı fotoğrafı cüzdanında?
yerim lan ben bunu. yanaklarını ısırasım geliyor böyle bilmiş olduklarında :D
işte bu da söz çikolatasından çıkan tül ve kurdelelerle beni şebeğe çevirdiği halim :D
Bi kızımızı daha verdik pokemoncuklarım. Evlilik müessesesine karşı bir alerjim olsa da merasimlerini seviyorum. Hani bazen diyorum böyle kız isteme, söz bohçası, nişan, kına gecesi falan yapalım, ama sonunda evlenmek olmasın. Sırf evlenme işini de elin adamıyla kim uğraşcak lan düşüncesi ile istemiyorum. Fazla keyfime düşkünüm bu konuda, eğer öyle bir işe kalkarsam rahatım bozulacak çünkü herkesi mutlu etmeye çalışan saf mı dersin salak mı dersin insan olduğumdan "şirret gelin" veya "gözü açık gelin" değil, "vur kafasına al ekmeğini gelin" olur benden. Bunun anlamı benim keyfimin bozulması demek, bu da ruhen, doğuştan kendine şımarıklık yapan beni korkutan bir durum.
kendine şımarık
(sıfat)
1. etrafa değil ama şizofrenik belirtilerle kendi kendine şımarık olan (kimse). başkalarına şımarıklık yapamadıklarından, ama aynı zamanda şımarık olduklarından, insanlarla pek takılmaz, diğer insanları şımartırken rahatsız olur fakat aksini de yapamazlar.
2. manyak.
neyse işte, iki tarafı da tanıyınca ortada sıçan gibi oldum. hoş durumdu tabi :D sonrasında kendime uygun şeyi yaptım; arkadaşımın 8 yaşındaki yeğeni ile gelen çikolatanın tülünden kendimize duvak falan yapıp oynadık yan odada.
Şimdi biraz büyük konuşacağım ancak, şu şarkıyı başından sonuna dinleyip - beğenmeyen değil - amaan bişeye benzemiyo lan diyorsa, müzikten anlamıyor ve Serdar Ortaç parçalarını hak ediyor demektir.
Bazen saçma sapan bir yerde, normalde saçma sapan diyeceğim (önyargılarım sebebiyle) şarkılar duyuyorum. Saçma sapan anlarda ve yerlerde duyduğumdan bu şarkıları, Sevda Demirel'den tokat yemiş Hande Ataizi'ne dönüyorum.
Arabayla, gece yolda gitmeyi severim. Çok pis bir burjuva olduğumdan (Türklerde aristokrasi olmadığından anca burjuva oluyoruz tabi, olsa aristokrat olurdum) arabanın arka koltuğunda kafayı pencereye dayayıp çamaşır makinesi izleyen otistik çocuk gibi ışıkları ve şeritleri takip ederim. (not: hafif de olsa otizm belirtileri gösterdiğimi iddia ediyor annem ve de Ahmet'in bireysel eğitim uzmanı ama bu yaştan sonra böyle yaşarsın diyorlar, neyse)
Bu saçma sapan şarkıyı saçma sapan anlarda ve saçma sapan yerlerde çalmayı radyolar nasıl başarıyor bilmiyorum. Ama bu sefer çalan şu:
Dinlemem pek Sıla, hatta çoğu zaman "Niye bunalım şarkı yapıyor ki, oynak şarkılar daha çok gidiyor" diyorum. Ama bu gerçekten güzel, o saçma sapan ana da öyle bir uydu ki! Tam "en son ne zaman buralara gelmiştim, hee evet" anlarından birine denk geldi.
Haha, peki şu an Powerturk'te ne çalıyor dersin?
Şekerim, ben de aynı duyguları paylaşıyorum senle. Bunu bana "ay ama Dilek niye öyle diyorsun, sen de aşık olacaksın, evleneceksin bıdı bıdı vıdı vıdı" diyen arkadaş, aile, tanıdık tüm eşrafa broşür olarak dağıtmak isterdim, ama o kadar cesur ve görgüsüz değilim. Milletin "aşk"tan anladığı;
-erkek tarafının kızın her şeyine laf ettiği, kusurunu bulmaya çalıştığı, ama düzelmesi için bir şey yapmadığı, bunu sadece tartışma çıkarıp eğlenmek için kullandığı,
-kız kısmının her şeye trip atmaya çalıştığı, vıcık vıcık hareketler sergilemesi ama aynı zamanda her ama her şeyde naz yapmasının beklendiği, yapmadığında ilgisiz, yaptığında "tipik Türk kızı" ilan edildiği garip ilişkiler bütünü ise:
...ben almayım bebeğim. Çünkü hayatımda normal insan iletişimi, ya da "gelişmiş, evrimini tamamlamaya yakın insan iletişimi" kullanmayı tercih ediyorum. Duygusuz olabilirim, heyecan yaratmıyor olabilirim, düz insan olabilirim (ki bence değilim, mal hareketler insanı düzlükten kurtaran şey olmamalı) bunların sonucunda hiçbir zaman "bir eşim" olmayabilir. (Bir eşim zaten yok, "the science guy" açısından bakarsak gen yapım ile cidden tekim) Ama bana bunları sebep gösterip de, beni değiştirmeye çalışmasınlar, lütfen. He bunu yüzlerine de diyorum da, inanmıyorlar. Ben de emin olamıyorum, insan ilişkileri konusunda çok mu geri çok mu ileri noktadayım diye. Öf, ne fark eder ki?
Not: şimdi de tv'de bengü'nün klibi var. Ana tema "merhaba ben bir kadınım, bakın memelerim bu da popom, heheh. Bi şarkı söyle boş durma öyle dediler, söylüyoruz işte." İnsanlar böyle böyle intihar ediyor herhalde, bu nasıl dünya lan tüm insanlık mı gerizekalı diye düşünerek. Virginia Woolf'cuğumu yeniden haklı buluyorum burada.
Pijamalı muzlar izlemekten beynim ceviz kadar kalmış olabilir. Aldırmayın :D
Dün gece rüyamda ilk defa Doctor'u gördüm. Bir noktada rüya olduğunu anladım, uyanmamalıyım, biraz daha devam etsin diye kendi kendime telkin verdim :D
Aslında dizinin şu anki halinden pek memnun değilim. Sezon başında fazla aksiyon, fazla umut verdiler. Sonuysa çok sıradan oldu. 4. sezon sonunda yaşadığım heyecanın 4'te biri bile değildi.
Eğer companionlar arasında seçim yapmam gerekirse de bu kesinlikle Donna olurdu. Doctor'a salak bir aşkla bağlı değil. Olaylara gerçekçi bakıyor. Doctor garip gurup yerlere gidip kendini tehlikeye atarken, o oturup uzaylı tatil köyünde güneşleniyor. Martha salağaı doctor az kalsın ölecekken ölmedi diye doctor'a sarılırken, Donna daha insani bir tepkiyle Doctor'a şöyle bir çakıyor.
Neyse, diğer yeni dizim Modern Family. Bayıldım resmen. Favorilerim önce Manny, sonra da annesi Gloria.
Manny, 11 yaşında birinin bedenine sıkışmış 30 yaşında bir adam sanki. Gloria ise, çoğu dizide kullanılan "güzel ama salak ve saf latin kadın" tiplemesine inat: güzel, güçlü, akıllı. Zorlama seksi hareketler yapmadan sıradan haliyle bile güzel ve seksi bir kadın :)