Bi kızımızı daha verdik pokemoncuklarım. Evlilik müessesesine karşı bir alerjim olsa da merasimlerini seviyorum. Hani bazen diyorum böyle kız isteme, söz bohçası, nişan, kına gecesi falan yapalım, ama sonunda evlenmek olmasın. Sırf evlenme işini de elin adamıyla kim uğraşcak lan düşüncesi ile istemiyorum. Fazla keyfime düşkünüm bu konuda, eğer öyle bir işe kalkarsam rahatım bozulacak çünkü herkesi mutlu etmeye çalışan saf mı dersin salak mı dersin insan olduğumdan "şirret gelin" veya "gözü açık gelin" değil, "vur kafasına al ekmeğini gelin" olur benden. Bunun anlamı benim keyfimin bozulması demek, bu da ruhen, doğuştan kendine şımarıklık yapan beni korkutan bir durum.
kendine şımarık
(sıfat)
1. etrafa değil ama şizofrenik belirtilerle kendi kendine şımarık olan (kimse). başkalarına şımarıklık yapamadıklarından, ama aynı zamanda şımarık olduklarından, insanlarla pek takılmaz, diğer insanları şımartırken rahatsız olur fakat aksini de yapamazlar.
2. manyak.
neyse işte, iki tarafı da tanıyınca ortada sıçan gibi oldum. hoş durumdu tabi :D sonrasında kendime uygun şeyi yaptım; arkadaşımın 8 yaşındaki yeğeni ile gelen çikolatanın tülünden kendimize duvak falan yapıp oynadık yan odada.
Şimdi biraz büyük konuşacağım ancak, şu şarkıyı başından sonuna dinleyip - beğenmeyen değil - amaan bişeye benzemiyo lan diyorsa, müzikten anlamıyor ve Serdar Ortaç parçalarını hak ediyor demektir.
Bazen saçma sapan bir yerde, normalde saçma sapan diyeceğim (önyargılarım sebebiyle) şarkılar duyuyorum. Saçma sapan anlarda ve yerlerde duyduğumdan bu şarkıları, Sevda Demirel'den tokat yemiş Hande Ataizi'ne dönüyorum.
Arabayla, gece yolda gitmeyi severim. Çok pis bir burjuva olduğumdan (Türklerde aristokrasi olmadığından anca burjuva oluyoruz tabi, olsa aristokrat olurdum) arabanın arka koltuğunda kafayı pencereye dayayıp çamaşır makinesi izleyen otistik çocuk gibi ışıkları ve şeritleri takip ederim. (not: hafif de olsa otizm belirtileri gösterdiğimi iddia ediyor annem ve de Ahmet'in bireysel eğitim uzmanı ama bu yaştan sonra böyle yaşarsın diyorlar, neyse)
Bu saçma sapan şarkıyı saçma sapan anlarda ve saçma sapan yerlerde çalmayı radyolar nasıl başarıyor bilmiyorum. Ama bu sefer çalan şu:
Dinlemem pek Sıla, hatta çoğu zaman "Niye bunalım şarkı yapıyor ki, oynak şarkılar daha çok gidiyor" diyorum. Ama bu gerçekten güzel, o saçma sapan ana da öyle bir uydu ki! Tam "en son ne zaman buralara gelmiştim, hee evet" anlarından birine denk geldi.
Haha, peki şu an Powerturk'te ne çalıyor dersin?
Şekerim, ben de aynı duyguları paylaşıyorum senle. Bunu bana "ay ama Dilek niye öyle diyorsun, sen de aşık olacaksın, evleneceksin bıdı bıdı vıdı vıdı" diyen arkadaş, aile, tanıdık tüm eşrafa broşür olarak dağıtmak isterdim, ama o kadar cesur ve görgüsüz değilim. Milletin "aşk"tan anladığı;
-erkek tarafının kızın her şeyine laf ettiği, kusurunu bulmaya çalıştığı, ama düzelmesi için bir şey yapmadığı, bunu sadece tartışma çıkarıp eğlenmek için kullandığı,
-kız kısmının her şeye trip atmaya çalıştığı, vıcık vıcık hareketler sergilemesi ama aynı zamanda her ama her şeyde naz yapmasının beklendiği, yapmadığında ilgisiz, yaptığında "tipik Türk kızı" ilan edildiği garip ilişkiler bütünü ise:
...ben almayım bebeğim. Çünkü hayatımda normal insan iletişimi, ya da "gelişmiş, evrimini tamamlamaya yakın insan iletişimi" kullanmayı tercih ediyorum. Duygusuz olabilirim, heyecan yaratmıyor olabilirim, düz insan olabilirim (ki bence değilim, mal hareketler insanı düzlükten kurtaran şey olmamalı) bunların sonucunda hiçbir zaman "bir eşim" olmayabilir. (Bir eşim zaten yok, "the science guy" açısından bakarsak gen yapım ile cidden tekim) Ama bana bunları sebep gösterip de, beni değiştirmeye çalışmasınlar, lütfen. He bunu yüzlerine de diyorum da, inanmıyorlar. Ben de emin olamıyorum, insan ilişkileri konusunda çok mu geri çok mu ileri noktadayım diye. Öf, ne fark eder ki?
Not: şimdi de tv'de bengü'nün klibi var. Ana tema "merhaba ben bir kadınım, bakın memelerim bu da popom, heheh. Bi şarkı söyle boş durma öyle dediler, söylüyoruz işte." İnsanlar böyle böyle intihar ediyor herhalde, bu nasıl dünya lan tüm insanlık mı gerizekalı diye düşünerek. Virginia Woolf'cuğumu yeniden haklı buluyorum burada.
Pijamalı muzlar izlemekten beynim ceviz kadar kalmış olabilir. Aldırmayın :D
Dün gece rüyamda ilk defa Doctor'u gördüm. Bir noktada rüya olduğunu anladım, uyanmamalıyım, biraz daha devam etsin diye kendi kendime telkin verdim :D
Aslında dizinin şu anki halinden pek memnun değilim. Sezon başında fazla aksiyon, fazla umut verdiler. Sonuysa çok sıradan oldu. 4. sezon sonunda yaşadığım heyecanın 4'te biri bile değildi.
Eğer companionlar arasında seçim yapmam gerekirse de bu kesinlikle Donna olurdu. Doctor'a salak bir aşkla bağlı değil. Olaylara gerçekçi bakıyor. Doctor garip gurup yerlere gidip kendini tehlikeye atarken, o oturup uzaylı tatil köyünde güneşleniyor. Martha salağaı doctor az kalsın ölecekken ölmedi diye doctor'a sarılırken, Donna daha insani bir tepkiyle Doctor'a şöyle bir çakıyor.
Neyse, diğer yeni dizim Modern Family. Bayıldım resmen. Favorilerim önce Manny, sonra da annesi Gloria.
Manny, 11 yaşında birinin bedenine sıkışmış 30 yaşında bir adam sanki. Gloria ise, çoğu dizide kullanılan "güzel ama salak ve saf latin kadın" tiplemesine inat: güzel, güçlü, akıllı. Zorlama seksi hareketler yapmadan sıradan haliyle bile güzel ve seksi bir kadın :)
Eskiden ne güzeldi, okula gidiyordum, insanlarla konuşuyordum falan. Şimdi bakıyorum arkadaşlarımın işleri güçleri kendi okulları var, msn'e bile giren yok. Kimle konuşcam ben? Dizilere sardım. Orda da sosyal insanları göre göre sinir oluyorum. İşe girsem diyorum ama bir yere başvurduğum da yok. Canım sıkılıyor kısaca, her an gidip dansa falan yazılabilirim.
Ben seni biraz boşladım gibi değil mi sevgili Fireflies'cığım? Öyle düşünme. Bu aralar gece uykusu dediğimiz şeyi denemeye karar verdim. Yani ilham beyin geldiği saatlerde tam. Kafamı yastığa koyduğum anda uçuşuyor düşünceler beynime. Normalde biliyorsun ki kahve ya da çay içerken gelirlerdi.
Ama şunu biliyorum ki; hala uyumadan az önce ve uyandığım anda düşündüğüm şeyler aynı. Beyinsel olarak gelişim ve değişim göstermiş olabilirim, ama kalp konusunda aynı şeyi söyleyebilir miyim bilmem. Söyleyebilirim aslında ama eğer beynimin gelişimi %70 tamamlandı desek, kalbimin gelişimi hala %40larda sürünmekte.
Bu aralar bir yerlere sürüklendiğimi hissediyorum. Kedilere karşı hiç olmadığı kadar çok ilgi duymaya başladım. Biraz önce evden 5 gündür çıkmadığımı farkettim. Bundan pek rahatsızlık duymuyorum ama rahatsızlık duymam gereken bir yaşta olduğumu bildiğim için huzursuzum.
Hayatının tek eğlencesi akşam ne yemek yesek, pazar kahvaltısına kim gelecek, bahçedeki çiçekler açmış mı, etrafında dönen biri olmak için çok erken. Fakat buradan kurtulmanın pek mümkün olduğunu da sanmıyorum.
"Eğer evden dışarı adımımı attığımda, her an nerede olduğumun hesabını verip, bir kısmı için de yalan söylemek zorunda kalacaksam, hiç çıkmam daha iyi!"
Böyle saçma bir bakış açısı benimkisi.
Son zamanlarda arkadaşlarımın sayısında da ciddi bir düşüş oldu. Kimseyi tanımıyorum desem yeridir. Toplamda 4 kişiyle iletişim halindeyim. Evet, öyle gezip tozduğum süper yakın olan insan olarak değil, iletişimde olduğum, halini hatrını sorduğum 4 kişi.
Tüm bunlar için bir çözümüm de yok. O zaman niye yazıyorsun dersen, hayatımdaki değişiklikleri -etten kemikten bir insan olmasa da- bir şeyle paylaşmak iyi gelebilir diye düşündüm.
Kardeşimin de günlerdir tekrar ettiği gibi: canım sıkıldı!