Üzülüyorum. Bu kadar çok kendimi sevdiğim için.
Tuesday, April 26, 2011
biliyorum böyle olmaması gerekiyor
Ama beni önemsemeyen kişilere hissettiklerim anında - bir anda uçup gidiyor. Bunun bir de farkında olsalar ve ona göre davransalar. Şımarmasalar. Benim de elimden, beni mutlu eden duygularımı almasalar. Vicdan azabı yaşatan duygusuzlukla bırakmasalar.
Monday, April 4, 2011
Doctor? Can you hear me? Doctoooğ?

Doctor da olmasa napcaktım bugünlerde bilemiyorum. Dersten başımı kaldırıp, yemek yapmadığım aralarda Doctor Who izlemesem, zaman nasıl geçerdi bilmiyorum.
The Shakespeare Code bölümüne, hem Doctor Who hem Shakespeare hem de bir Harry Potter hayranı olarak BAYILDIM. İçinde bulunduğum zamanlarda, ben öylece odamda otururken bahçeye TARDIS inse, içinden Doctor çıksa "Dilek Türk, do you want to see the staaağz?" dese, ben de hiç düşünmeden gitsem diyorum. Hiçbir şey yapamasam 27 Mart'a döner, 3 günümün tadını yeniden, yeniden ve yeniden çıkarırdım. Ya da bir hafta sonraya gider, nelerolooor derdim. Baktım güzel şeyler olmuyor, hop iki ay öncesine gider, hiç evimden çıkmazdım.
Bunları yapmama izin vermezse (çünkü, zamanının akışına karışmak kati surette yasaktır vıdı da vıdı diye öter şimdi bu doktor), kendisi ile cyberlar, sycoraxlar, cadılar... arasında koşarak, atlayarak, zıplayarak adrenalin dolu vakit geçirirdim. 3-5 kere ölümden döner, milyonlarca kişiyi ölümden kurtarır, doktora ilham perisi olurdum.
Buradan Doctor'a sesleniyorum: Canım bak, ben ne Rose'un, ne Martha'nın, ne de Donna'nın yerini almak niyetindeyim (doctor benim için daima David Tennant olacaktır). Ben sadece normal bir insan olarak yanında dolaşmak istiyorum. Öyle duygusal işlere giresim yok senle. Yani; tehlike yok. Tardis nasılsa Türkçe de biliyordur. Bilmezse de sorun yok, İngilizce anlaşırız. Hadi be, in şu bahçeye. Vhuuut, vhutttt, vhuuut diye Tardis'in iniş sesini duymak istiyorum! Aaaaaa!
Sunday, April 3, 2011
Biri buna çözüm bulsun
Şimdi beklemekten başka işim olmadığından, kendimi iş dünyası makaleleri, ales soruları ve de yatmadan önce kendim hakkında düşünme seanslarında buldum.
Dün yaptıklarımı düşündüm, sinirlendiğimde gerçekten tepki vermiyor muyum diye.
Vermiyormuşum gerçekten! Onun yerine:
- eliptical denen zımbırtıda (bakınız) 30 km hızla kalbim göğüs kafesimden dışarı çıkacak kadar hızla atarken koşmak,
- salata için havuç rendelerken garip hisler içerisinde olmak,
- Burger King'den çıkan "yüzebilen Bay Yengeç" oyuncağını bir leğen suda dakikalarca yüzdürmek (bu sırada herkes beni tuvalette biliyor tabi),
- evi olduğundan fazla sıklıkla toplamak,
- toz alerjisine rağmen elektrik süpürgesiyle bir bütün haline gelip her noktadaki tozları almaya çalışmak,
- Matematik sorularıyla kavga etmek,
- Yürümek, yürümek ve yürümek...
gibi kendi kendimi sakinleştirmeye yönelik şeyler yapmaya çalışıyorum. Yapmasam mı artık? Halbuki ben asabi bir çocuktum zamanında. Mahalledeki tüm çocukların benden ciddi dayak yemişlikleri, o olmasa bile ağız dalaşına girmişlikleri vardır. Nerede sona erdi bu durum? Hangi ara kaybettim bu kendini ifade etme yetisini?
İfade etmek de değil ki bu? Sadece bencil duygularım sebebiyle karşımdakini boş yere üzmek istemiyorum, hepsi bu. Çünkü olası bir öfke anında ağzımdan kaçan şeyleri yeniden toparlama imkanım olmayabiliyor, bunu öğrenmiş olmak mı beni frenliyor acaba? Ne çok acaba diyorum öf.
Dedemin "hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar da konuşa konuşa anlaşır" felsefesini devam ettiriyor olmam kötü mü? Yok ama bazen de bazı duyguları kelimelerle ifade etmek yetmiyor heralde. Ne kadar merak ettiğini, ne kadar sinirlendiğini, ne kadar üzüldüğünü, ne kadar yıkıldığını anlatmak için "aşırı" tepkiler vermek gerekiyor.
Ay bilemedim! Öf. Bu ara bir kendime sınır koymama kararı aldım. Bu kadar.
Merhaba, ben Dilek. Bu aralar sinirliyim, bağırıp çağırabilir, buradan başlasam 320 kilometre koşup insanları denize dökebilir, sonra da döktüğüm denizden çıkarıp sevebilirim de! Neden? Çünkü sinir ve stres dolu + endişeliyim.
Memnun oldum.
Friday, April 1, 2011
Yok.
İçim sıkılıyor fakat somut bir sebebi yok. Daha ben buna teşhis koyamamışken, 9 yaşında bir çocuğun halimden anlaması ne kadar ilginç değil mi?
Normalde küçük kardeşimin yanında yatmam. Ancak dün gece hem biraz hasta, hem de ertesi gün sınava girecek olan kardeşimi rahatsız etmesin diye uyuyana kadar yatayım dedim.
Bilgisayarda da bu şarkı açık. Küçücük çocuğun göğsüne koydum başımı, dayanamıyorum ağlıyorum. Neye ağladığımı, neye sıkıldığımı bilmeden.
O ise, saçlarımı okşuyor, yine saçlarımdan öpüyordu. O an dedim ki, hiç kimse olmasın. Sen ol yanımda yeter.
Bu da bir gerçek tabi:
kelebeklerden sonra...
Öküz geliyor efendim, evet.Midemdeki kelebeklere selam vererek göğsüme doğru üstteki biçimde yayılmış bir öküz bulunuyor.
Hissettiğim duyguyu ancak bu şekilde anlatabilirim. Endişe, korku, sinir, stres. Hepsi bir arada. Holivud filmi olabilirim bir başıma yani.
Ağlasam belki göğsümde yatmaya alışan öküz kalkar gider sanıyorum, ama işte onu da yapamıyorum.
Aslında sorunum farklı durumlar karşısında ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilememek. Bu aralar bir "kendine güvenmezlik" söz konusu bende. Biraz da "amaaan bişe olmaz" / "boşveer"ci tavrımı kaybetmiş olmamın getirdiği "evhamlı babane" sendromum var.
Ijustwanttobehappy.
Thursday, March 24, 2011
Kokoşluğum Üzerimde!

Bloglarıma da yansıtmayı başardım tabi bunu. Nerede çiçekli böcekli şey var, onları bulmayı başardım. Olsun, bir süre hevesim geçene kadar böyle dursunlar. Bu da gelen baharı kutladığım anlamına gelsin. Olmaz mı?
Sonunda planlı bir çalışma içerisine girebildim. Sunumlar, çeviriler, ders çalışma ve gezme gayet uyumlu bir şekilde hayatımda hüküm sürmekte. Aralarına sporu da kattığım an harika olacak.
Biraz daha çalışayım da, daha mantıklı ve bütünlüğe sahip yazı yazmayı başarırım belki işlerim bittiğinde.
not: Üstteki Loubotinleri istiyorum. Sahtesi falan da olabilir, fark etmez :D
Sunday, March 20, 2011
Bir süre İspanyolca yaşamak istiyorum.
Hissettiklerimin özeti bu başlık olabilir.
Başımı ağrıtmasına rağmen güneş açsın istiyorum. Yazlık elbiselerle ortada dolanmak, aylak aylak dolaşmak istiyorum (bu kısma sen bile inanmadın itiraf et, dolaşma kısmına yani).
Bu sefer bu üsttekileri kimseyi tanımadığım bir yerde yapmak istiyorum. Mesela İspanya, çat pat anladığım İspanyolca ile yeterince "yabancı"lık çekerim herhalde.
Sebepsiz yere neden bu kadar sıkıldım bilmiyorum. Göğsüme oturmuş olan öküzden bir an önce kurtulup işlerime bakmam lazım. Hadi görüşürüz. kib öptm bye.
Etiket görünce sinirim bozuldu şimdi. Tövbe yarabbim.
Subscribe to:
Posts (Atom)