Friday, April 1, 2011

Yok.

İçim sıkılıyor fakat somut bir sebebi yok. Daha ben buna teşhis koyamamışken, 9 yaşında bir çocuğun halimden anlaması ne kadar ilginç değil mi?

Normalde küçük kardeşimin yanında yatmam. Ancak dün gece hem biraz hasta, hem de ertesi gün sınava girecek olan kardeşimi rahatsız etmesin diye uyuyana kadar yatayım dedim.

Bilgisayarda da bu şarkı açık. Küçücük çocuğun göğsüne koydum başımı, dayanamıyorum ağlıyorum. Neye ağladığımı, neye sıkıldığımı bilmeden.

O ise, saçlarımı okşuyor, yine saçlarımdan öpüyordu. O an dedim ki, hiç kimse olmasın. Sen ol yanımda yeter.





Bu da bir gerçek tabi:

kelebeklerden sonra...

Öküz geliyor efendim, evet.

Midemdeki kelebeklere selam vererek göğsüme doğru üstteki biçimde yayılmış bir öküz bulunuyor.

Hissettiğim duyguyu ancak bu şekilde anlatabilirim. Endişe, korku, sinir, stres. Hepsi bir arada. Holivud filmi olabilirim bir başıma yani.

Ağlasam belki göğsümde yatmaya alışan öküz kalkar gider sanıyorum, ama işte onu da yapamıyorum.

Aslında sorunum farklı durumlar karşısında ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilememek. Bu aralar bir "kendine güvenmezlik" söz konusu bende. Biraz da "amaaan bişe olmaz" / "boşveer"ci tavrımı kaybetmiş olmamın getirdiği "evhamlı babane" sendromum var.

Ijustwanttobehappy.

Thursday, March 24, 2011

Kokoşluğum Üzerimde!


Bloglarıma da yansıtmayı başardım tabi bunu. Nerede çiçekli böcekli şey var, onları bulmayı başardım. Olsun, bir süre hevesim geçene kadar böyle dursunlar. Bu da gelen baharı kutladığım anlamına gelsin. Olmaz mı?

Sonunda planlı bir çalışma içerisine girebildim. Sunumlar, çeviriler, ders çalışma ve gezme gayet uyumlu bir şekilde hayatımda hüküm sürmekte. Aralarına sporu da kattığım an harika olacak.

Biraz daha çalışayım da, daha mantıklı ve bütünlüğe sahip yazı yazmayı başarırım belki işlerim bittiğinde.

not: Üstteki Loubotinleri istiyorum. Sahtesi falan da olabilir, fark etmez :D

Sunday, March 20, 2011

Bir süre İspanyolca yaşamak istiyorum.

Hissettiklerimin özeti bu başlık olabilir.

Başımı ağrıtmasına rağmen güneş açsın istiyorum. Yazlık elbiselerle ortada dolanmak, aylak aylak dolaşmak istiyorum (bu kısma sen bile inanmadın itiraf et, dolaşma kısmına yani).

Bu sefer bu üsttekileri kimseyi tanımadığım bir yerde yapmak istiyorum. Mesela İspanya, çat pat anladığım İspanyolca ile yeterince "yabancı"lık çekerim herhalde.

Sebepsiz yere neden bu kadar sıkıldım bilmiyorum. Göğsüme oturmuş olan öküzden bir an önce kurtulup işlerime bakmam lazım. Hadi görüşürüz. kib öptm bye.

Etiket görünce sinirim bozuldu şimdi. Tövbe yarabbim.

Monday, February 28, 2011

Ne Manyak Bir İnsanım.

Kendi kendimi motive ediyorum. Tek bir şarkı ile geri geliyorsa kelebeklerim, Ajda Pekkan yorumu ile "Yiğğne ölümsüüüğz aşk bendeee" Hadi bebeğim :D

Thursday, February 3, 2011

Ooo Rock of Ages Do Not Crumble Love Is Breathing Still

Son bir senedir bu şarkıya takmış durumdayım. Meğersem evrene mesaj gönderiyormuşum da haberim yokmuş :D

"happy little day, jimmy went away
met his little jenny on a public holiday
a happy pair they made so decorously laid
'neath the gay illuminations all along the promenade
it's so good to know there's still a little magic in the air
i'll weave my spell"

Her şeyden üstte şu Freddie denen varlık mı desem, yaratık mı desem, ona duyduğum hayranlık var. Sevgisinden parçalamak deyimini uygulamak istediğim birkaç insandan biri. Pek "sıcak" bir insan olmadığım halde hem de.

Bu deyimi uygulamak istediklerimden biri elimin altında o güzel, zaten kendisi mini ama bek minik olmayan kardeşim. Freddie'yi parçalayan parçalamış bana bişi kalmamış. Üçüncü de kısmet :D


Wednesday, February 2, 2011

Bazen Kendimden Korkuyorum


Daha doğrusu beynimin duygularım üzerindeki etkisinden korkuyorum. Fazla güçlü. Zaten güçlü olan duygu sistemimi (o da neyse artık) nasıl bastırıyor, nasıl bu kadar kontrollü olabiliyorum diye düşünüyorum bazen.

En abartılısını bu sabah yaşadım diyebilirim. 12 saatin ardından ilacın etkisini yitirmesi gibi kafamı toparlayıp işime geri dönebildim. İşime geri döndüm de, bu dönüş bana "neyim yahu ben? bir tür canavar mı?" diye sorularla tekrar u dönüşü yaptı.

Ama cevap çok basit: savunma sistemi. Oluşabilecek tüm ters durumlara karşı defence mode on oynuyorum oyunları. Sevincimi sonuna kadar yaşayıp, üzerine üzülsem de sonuna kadar üzülsem daha iyi değil mi? Yok illa ki sınır konacak (o sınır olmadığında bir lord voldemort'a, bir bellatrix lestrange'a dönüştüğümü biliyorum). (Aaa onlar kim bilmiyor musun? Google diyorum sana, o kadar)




Navraj Sihra - Emotional defence