Monday, July 26, 2010

Çeviri Deneyinin 2. kısmı


Şimdi başlıyoruz ikinci kısma. 21:45'ten 22:45'e kadar sürem var. Şu anda tam olarak 30. sayfadayım. Bakalım, 2. deney nasıl bitecek :/

Sunday, July 25, 2010

Doctor Who?

Tamam, tooth and claws bölümünü sevdim fakat bu sanırım 4. izleyişim. Birincisini gece 4'te çeviri yaparken tırsa tırsa izledim. İkincisini, kardeşlerimle izledim. Üçüncüsünü "Anneaaa bak bu bölümü çok güzel" diye annemle izledik. Şimdi ise annem ilkinde anlamadığına karar vermiş ki 2. kez izliyor.

Fakat "The girl from the fireplace"in finali kadar beni etkileyen henüz görülmedi.

Oleeey!

Ben bugün Flormar Nail art serisinden ojeler aldım!

Biliyorum saçma fakat, bugüne dair beni mutlu eden tek şey oydu.

Bazen mutlu olmak için, diğer gereksiz anıların üzerini örtmek gerekiyor demek ki.

Ben de örttüm gitti.

Wednesday, July 21, 2010

Friday, July 16, 2010

Spongebob Cake!



Hayatımda en çok keyif alarak yaptığım pasta buydu diyebilirim. Çünkü minik, şımarık kardeşim Ahmi'nin doğumgünüsü için yaptım, hem de çevirilerle boğuşmalarım arasında:)

Rom aromalı spongecake, kahve ile ıslatıldı. Arasına bol vanilyalı bir iç kreması ve de muzlar konuldu. Üstü sarı renkli krem şanti ile kaplandı. Pantolonu, gözleri, burnu ise hep şeker hamurundan.

Pastayı tamamen şeker hamuru kaplamama sebebim, ismi gibi "şeker" dolu olması. Tamamen şeker hamuru ile kaplamak yerine, düzgün bir icing'in ardından sadece süslemede şeker hamuru kullanmak bana daha mantıklı geldi.

Wednesday, July 14, 2010

Hellooooouuv!!

Kendime yeni bir düzen kurmuş olduğum şu ilk günün sonunda karşınızdayım. Şimdilik bu durumdan mutluyum. Her şeyi "olur"una bırakmak yerinde bir davranışmış. Alter ego'm Aylin'im sayesinde bunu da başardım. Aslında hep yaptığım bir şeydi, fakat arada dinlenmek amaçlı olarak "oluruna bırakma" teorisine de ara vermek gerekebiliyormuş.

Fakat böyle rahat bir yaşam yok yahu. Paramı yüksek lisans için biriktiriyordum, deli gibi çalışıyordum. Şu kadar kazanırsam, bu kadarını koyarsam, şu kadarını biriktiririm gibi, bir Edebiyatçıdan beklenmeyen seviyede hesaplamalara girişiyordum. Tabi ki, bu durum beynimde bir kısım kıvılcımların çıkmasına ve de devrelerin yanmasına sebep oluyordu.

Şimdi, o parayı istediğim bir yere gitmek için kullanmaya karar verdim. Sanki akademisyen olacağım. Peh. Ben değil miydim hem "Akademisyen olmak değil mesele, yazar olup akademisyenlerin kafalarını karıştırmak çok daha zevkli" diyen. İşte ben bu hikayedeki yazar olacağım. Mümkünse tabi ki.

Hayatımın tek bir adımla istemediğim yönde ilerleyeceği fikrine kapılıp dehşete düştüğüm son 2-3 haftadan beni kurtarıp eski halime döndüren super-duper-alterego'ma teşekkür ediyorum buradan. :D

Tuesday, July 13, 2010

Domates Çorbası

Nasıl olur? Bence koyu kıvamlı, malzemeleri "havuç-domates-soğan" üçlüsünü fazla aşmayan, ismi gibi "domates" kokusu dolu bir çorba olur.

Fakat babam için onun çorba olabilmesi için; biraz sulu, ve mutlaka şehriye barındırması gerekir.

İçinde şehriye olmayan çorbaya çorba demeyen evden bildirdim.

Edit: Ayrıca "domates çorbası = menemen benzeri bir yapıdır" iddiası da ortaya atıldı. İkisinin de ana maddesinin domates olduğunu düşünürsek, bunun nasıl da devrim niteliğinde bir iddia olduğu açıkça ortaya çıkabilir.