Wednesday, June 23, 2010

Under Pressure



insanity laughs under pressure we're breaking
can't we give ourselves one more chance?

demekte David Bowie ve Freddie “Under Pressure”da. Aslında, patlamak üzere iken birden kendine gelebilmek, olabilecek en güzel “patlama” şekli. Bazen insanlar olarak biz, kendimize o son şansı vermiyoruz. Kendimizi dört duvar arasına saklıyoruz. Sanki dünya ile iletişimi kessek, hayalimizdeki yerlerde kendi halimizde yaşasak daha güzel olacak gibi geliyor. Belki de hep filmlerde gördüğümüz, sadece yerinde oturup beyni hariç hiçbir yerini kullanmayan insan ırkına dönüşüyoruzdur?..

Hayır, hayır. Benim henüz öyle bir niyetim yok. Daha doğrusu, yakın zamana kadar vardı. Fakat birden öyle garip bir kişi olduğumu hissettim ki, anında gelen bu “ilham”a ben bile şaşırdım. Sofra kuruyordum o anda. Gayet sıradan bir iş. Fakat o anda, çatal-kaşık ve bıçakların tam takım olmasından ve hepsinin peçeteler üstünde nizami şekilde durmasından zevk aldığımı farkettim. Adımların artık o kadar baygın değildi. İçimde, sevgilisi ile buluşmaya koşan aşık hissiyatı vardı. Halbuki sadece bardakları almaya gidiyordum. Aklımda da tabaklara uygun olması açısından turuncu bardakları kullanmak vardı…

Sonra, oturup düşündüm. Ben bunu hep yapıyorum… Gecenin 2sinde ben yemeyeceğim halde pizza ısmarlarken, çayıma annemden gizli fazladan 2 şeker atarken, odamın perdelerini açıp içeri sevmediğim güneşi davet ederken bile garip bir zevk duymaktayım. Kitapları okurken beynimin sulanmasından, elimin altında kitap hali olmasına rağmen e-kitap olarak okuyup “ee ne kadar okumuşum” diyerek kitaptan hızlı hızlı sayfaları çevirmekten hoşlanıyorum.

Bunlar olurken, aklıma birden ölüm geliyor. Aynen bu yazıda olduğu gibi, alakasız bir yerden yakalıyor beni. Çok mutluyum, aslında yapacak çok şeyim var derken tam da. Yapsam ne olacak diyorum o anda. Sonuçta hepsi sonunda bir hiçlikte kaybolacak. Okuduğum kitapları hatırlamayacağım. O an aldığım zevklerin benim için hiçbir önemi olmayacak. Bana öğretilenlerin ne kadarının doğru olduğunu anlayamadan, bildiğim seremoniler eşliğinde toprak altında olacağım büyük ihtimalle. Kendime bile açıklayamadığım bir şekilde korkuyorum. Hep çok yaşlıyken beni bulacağını sandığım ölüm, beni yarın yakalarsa ne diyeceğim ona?

Fakat? Nereye kadar korkabilirim ki? O an karşıma iki seçenek çıkıyor. Ya ölene kadar dört duvarının içinde, hiçbir şey yapmadan otur; ya da zevk almaya devam et. Ben ne kadar saçma olsa da, ikincisini seçiyorum. O ana kadar ilk seçimin pek eğlenceli olmadığını zaten tecrübe etmiş durumdayım. Hayat sadece sanat, iş, aile, sevgili, okul ekseninde dönse de; bunlar dışında pek bir şey olmasa da yapacak bir şey yok. Oturup yeni bir meşgale bulsam da kendime, bu da saydığım kategorilerden birine girecek elbet. Tek ihtiyacım olan, ruhumu eğitip, daha fazla şeyle mutlu olabilmesini sağlayabilmek.

This is our last dance…

Her yaptığım son dansım olabilir. O nedenle hepsinin güzel olması gerekli. En “güzel” olanı, yaptığım her şeyin “benim” için zaten güzel olması.

Tuesday, June 22, 2010

Sonuç 1

Aylin işe kabul edildi! Evet, kendimi çok çok çok mutlu hissediyorum. Her ne kadar kendim için bir şey yapmaya başlamasam da, yakın zamanda başlayacağım. Sanırım Ahmet'e ders çalıştırmaya başlasam güzel olabilir mesela. Ve de kendime yarın gidip çizim kalemleri alsam. Çünkü çizim üzerine indirdiğim e-book'ları silmemişim. Onlardan çalışmayı düşünüyorum.

Sanırım şu anda uykum olmasına rağmen bakmam gereken şey, Ahmet'e göre worksheet'ler. Yarından itibaren başlıyoruz!

Mucuks (:

Saturday, June 19, 2010

Adım 1

Kendime dans kursu buldum. Hemen şimdi gidip başlamasam da, aylık gelirim düzene girdiğinde başlayacağım yer belli. En azından bir şeyi yaptığım için mutluyum.

Aylin'in İstanbul'da kalabilmesi için, çeviriye başlamasını sağlamaya çalışıyoruz. Garip bir cümle oldu ama durum bu. Bence kalacak da ve bizim için bir şeyler değişecek. Hissediyorum bunu.

Yarın son sınavıma çalışacağım. Mezun oldum evet ama DC almak pek işime gelmiyor bir dersten, umarım yükseltebilirim.

Çizim defterimi ve fırçalarımı ortalığa çıkardım, gözümün önündeler. Bu hafta içinde çizim kalemlerimi de alıp işe koyulmayı düşünüyorum. Aklımda çizmek istediğim birkaç şey dolanmakta.

Şimdilik araştırma konularından uzağım, birkaç kitap okuduktan sonra karar vermeyi düşünüyorum. Şu sıra Foe'yu okuyorum. Okurken artık bir filolog olmanın getirdiği güveni hissedebiliyorum. Çok hoş.

Yavaş yavaş düzeltiyorum bir şeyleri. Haydi hayırlısı.

Monday, June 14, 2010

Yeni bir başlangıcımsı?

Mezun oldum. Sanırım yani. Kepi atmadan ve çıkış belgemi almadan bunun olduğuna inananamayacağımdan eminim. Ve beni 1 senelik "sivil" hayat bekliyor. Sonra yüksek lisans eşliğinde öğrenciliğe dönüş yapmayı planlıyorum. Tabi hayatımda tanıdığım en mükemmel insan karşıma çıkıp evlenme teklif etmezse - ki bu söylediğimin ironikliği ve de imkansızlığı aşikar durumda.

Şimdi, sivil hayatımın ilk haftası geride kaldığından, ve de mezuniyet kutlamamı yaptığımdan, sıra geldi yapılacak işleri sıralamaya.

Öncelikle resime ağırlık vermem gerekiyor. Bu önemli bir nokta çünkü resim yaparken kendimi çok iyi hissediyorum. Hatta şu an çıkıp çizim defterimi yanıma almayı düşünüyorum bunları yazdıktan sonra.

Sonra ise çeşitli kısa öykü, roman ve kuramsal kaynaklar okuyarak seneye yüksek lisans başvurumda işe yarayacak araştırmalar yapmayı planlamaktayım. Böylece başvuru dosyama koyacak işe yarar birkaç araştırmam, öykülerim de olabilir.

Çeviri yaparak para kazanmak önemli bir iş tabii ki. Bunun için de bir laptopum olması gerek. Laptop nerede? Serviste. Allah'ın cezası teknosanın pislik çıkarması yüzünden laptopumu almam bir hafta daha gecikti. geçen her haftanın bana maliyeti yaklaşık 500 lira kadar. Yeni pc mi alsaydım ne? (içsesim tatil yaptığımı söylüyor, bence haklı)

Dans kursu bulmalıyım adam akıllı. Ama sanırım dansa şimdilik başlamam. Sonbaharda daha mantıklı olur. Çünkü yaz mevsimi sonuçta, yapacak birçok şey olabilir. Sonbaharda herkes okuluna dersine gidecek, bir ben kalıcam evde oturan. O zaman giderim en iyisi.

Şimdilik spora başlamak daha mantıklı. Aslında bir de gitar çalmayı öğrenme hevesim var ama, geçici bir heves mi acaba diye düşünmekteyim onu da. Ne kadar güzel olurdu canım sıkıldığında kendim çalabileceğim bir gitar?

Şimdilik bunlar var aklımda. Resim, araştırmalar, çeviri, spor. Yapabildiklerimi teker teker buraya aktarmaya çalışacağım artık. Neden buraya yazdığımı bilmiyorum ama hoş oluyor.

Thursday, June 3, 2010

Bisbal Effect

Bu David Bisbal nasıl bir İspanyol evladı ise, her şarkısında kendimi neşeli-heyecanlı-ateşli hissedebiliyorum. İspanyolca'nın etkisindendir diye düşünüyorum ama Allah'ın Enrique İglesias'ında böyle olmuyor işte.
Sanırım benim İspanyolca ve İtalyanca öğrenmem gerekiyor. Bunu buraya not ediyorum ki finaller bittikten sonra, ben artık bir "mezun" olduğumda bu fikri unutmayayım. He bir de Latin dansı kursuna gitmeliyim. Mümkünse yazın spor salonuna yazılmalıyım. Resim çalışmalarına da zaman ayırmalıyım. Bunun yanında Ahmet'in derslerini de düzeltmeliyiz.
Ama bunlar olana kadar önümde beni bekleyen 10 sayfalık A Clockwork Orange notlarımı temize geçirmeliyim. Finaller bittiğinde görüşmek üzere.

XOXO

Saturday, May 8, 2010

SomethiNew

İstiyorum, yeni bir şeyler olsun. Yeni heyecanlar, yeni umutlar, yeni bir ortam. Mezun oluyorum diye böyle hissediyor olabilirim. Ama içimden bir ses yeni ve güzel şeylerin olacağını söylüyor. Çünkü, fırtına öncesi sessizlik sendromuna takılı kaldım şu anlarda. Hayatımda yeni hiçbir şey yok. Hatta şöyle de diyebilirim: hayatımda eskiden olan şeyleri de çıkarttım. Bir sadelik, bir basitlik hakim hayatıma. En çok beklediğim şey de uyku. Çünkü beni en çok o heyecanlandırabiliyor. Uykuya daldığımda göreceğim rüyanın ne olacağı belli değil. Evden çıktığımda ise ne olacağı hemen hemen belli. Okula git, derse gir, dersten çık, kahve iç, eve dön, çeviri varsa yap, uyu. Bu kadar. Uyu kısmı en heyecanlısı.

İnsanların hep aynı şeyi konuştuklarını farkettim. Ben de o insanlardan biriyim. Hep aynı şeyleri konuşuyoruz aramızda. Hep aynı kişilerle konuşuyor olmak mı bunun sebebi acaba diye düşünmüyor değilim. Yeni insanlar nerede bulunurlar? Bir yerlerde satılırlar mı? Bir yerden seçebiliyor muyuz?

Bu yüzdendir ki sürekli bir uyku halindeyim. Ne yapsam da bu durumdan kurtulsam bilemiyorum. Uyku sırasında gezdiğim farklı dünyalara gerçek hayatta ulaşmalıyım ki, uykuda beni içine çeken sahte dünyaları bırakabileyim.

Çekip gitmek istiyorum çoğu zaman. Ama arkama bakmadan gidebilme lüksüm hiçbir zaman yok. Aslında gidebilirim tabi ki her insan gibi. Ama bende onu yapacak cesaret yok, ya da güven, ya da bilemedim işte, gittiğimde aklım hep burda kalacak işte. Onun ağırlığını taşımaktansa, burada iğrenç bir pembeye boyanmış 4 duvar arasında popomu düzleştirme fikri biraz daha huzur verici.

Ama bu huzur da doğama aykırı. Ben bir çay koyayım en iyisi.

Saturday, April 10, 2010

Sorma

Ya çok sıkıldım sayın günlükçüm. Evet ben seni günlük olarak tasarladım. Aylin'den başka kimse seni bilmiyor, o da zaten zaten ben gibi, yani belki de Aylin benim alter egomdur ya da ben onun alter egosuyumdur. Neyse işte.

sorma, sorma doldur boğaziçini
sen doldur ben içerim efkarımla kana kana
durma, durma doldur boğaziçini
sen doldur ben içerim yalanlara kana kana
durma, canım cayır cayır yanıyor
söndür yalvarırım durma n'olur durma

Ben bu aşk denen naneyi seviyorum da, uygulayacak insan yok. Hep bir sapkınlık, "tipini beğendim ben bunun tamamdır yea, gideri var" diye iğrenç bir bakış açısı var. Gerizekalı, karşındaki de senin gibi bir insan. Ona zarar gelmesini istemeyecek, kötü gününde yanında olacağından emin olacağı birini istiyor yanında. Ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar gideri olursa olsun, sen ona şişme kadın/erkek muamelesi yaptığın sürece o yıpranacak, kalbi sıkışacak, o bedeni dışarıdan ne kadar hoş olsa da kendisi onu parça parça etmek isteyecek. Çünkü bir süre sonra bedeni, ruhunun görülmesini engelleyen bir perde haline dönüşecek.

Böyle düşündüğüm için de koluna birini takıp hesaplarını ödeten biri değil, odasına kapanmış çeviri yapan bir insanım.

Tüm bunlara rağmen zayıflamam lazım. Sağlık elden gidiyor. Daha 22 yaşında bir insan olarak, yattığımda kalbimin son gücüyle attığını hissetmem pek güzel değil bence. Yaklaşık bir senedir böyle bir şey olmamıştı. Tartıya çıkmaya korkuyorum. O yüzden biraz cesaretimi toplayana kadar ve de kilo verene kadar çıkmamayı düşünüyorum tartıya. Bu sefer son olsun artık. Böyle diyetti bilmemneydi saçma sapan şeylerle uğraşmak istemiyorum artık.