Monday, January 13, 2014

Jet hızıyla ziyaret

Çanakkale'ye ilk gidişim Hüseyin amca ve Sultan teyze için olacakmış. Çok da iyi oldu, çok da güzel oldu :) Keşke daha uzun kalabilseydim. Tabi kalsaydım şu an hala orada olabilirdim, çünkü dönüşte resmen bulutlar üzerinde geldik. O gördüğümüz sisten öte bir şeydi çünkü!

Daha önce yazmıştım pomaklar ve the good fever demiştim, tanımıyorum ama mükemmel insanlar demiştim. İşte artık tanıyorum ve hala çok mükemmel insanlar oldukları konusunda fikrim sabit :) Böyle güzel bir etkinlik sayesinde iki değil, üç güzel arkadaşım oldu. Üçüncüsü ise Çanakkale'den bize katılan daytime nap oldu.

Yer yer bulutlar üzerinde süren yolculuğumuzun sonunda Bayramiç'e ulaştık. Deve güreşlerinin ön gösterimi gibi bir şey vardı sanırım. Olaya uzaklığıma bakar mısın? Ama ön gösterimdi işte. Asıl güreşler pazar günüymüş. Meydana develeri getirmişler vs vs. Ömrümde bu kadar deveyi bir arada gördüğüm ikinci bir an yoktu herhalde.

Özgür abi belediye başkanı ile bizi tanıştırdı ve biz kendimizi bir anda protokolde bulduk; törenin bitmesiyle aileyi ziyarete gitmek üzere belediye başkanının aracını takip ettik.

Önceden yazayım, Bayramiç'i çok beğendim ben. Ömründe İstanbul'dan nadir çıkmış insan olarak her gördüğüm beldeye bayılıyorum ben ama. O yüzden ne kadar objektif bir bakış açım var bilemem.

Gittiğimizde Hüseyin amca yoktu, evde oğlu, gelini ve Sultan teyze vardı. Özellikle Sultan teyze ayrı bir dünyadan bence, bir insan bu kadar tatlı olamaz! Onun yüzünün güldüğünü görmek bile bütün yolu unutturur insana. Ben pek cana yakın bir insan sayılmam ama ona sarılıp öpmeden duramadım resmen. O da sürekli Özden'le bana "sizi sevmelere doyamadım ben, gitmeyin siz daha kalın" dedikçe ben daha da duygulandım. Hele bir ara durdu, beni başkasıyla karıştırdı, "Sen ne kadar büyümüşsün" dedi gözlerimin içine bakarak. Sanki ben orada değildim, sanki 2004'te vefat eden babanemin ruhu gelmiş, Sultan teyze haline bürünmüş ve gözlerimin içine bakıyor gibi hissettim.

Sonrası biraz utanç verici. Röportaj yapalım dediler ama kızlardan biri de olsun. Özden istemedi, bana kaldı tabi. Ferdi ile yerlerimizi aldık - ki Ferdi bu fikrin sahibi sayılır - o dururken dha muhabiri benle yapmaya karar verdi röportajı. Duygusal gelgitler arasında dünyanın en iğrenç söyleşisini verdim diyebilirim. Çünkü konunun tamamen katılımcısıydım, o yüzden kendime göre anlattım. Saçma oldu tabi. Kandilde dua ettim resmen "Allah'ım lütfen yayınlanmasın o video hiçbir yerde" diye. O kadar iğrençti, düşün. Southpark sessizliğini yaşadım ben orada.

Yanan evi de görmeye gittik. Ev kalmamış zaten pek ortada. Yardım kampanyası olmasaydı en iyi ihtimalle evi yenilemeye çalışırlardı. şimdi evin yerine 2 katlı ev yapılacak yeniden. Bürokrasinin oyunlarına gelmemek için de yakından takip edeceğiz.





İlgili başlık için bkz: https://eksisozluk.com/canakkalede-evi-yanan-yasli-cifte-yardim-ediyoruz--4174079?p=43

Ben bunca zaman bu şehri görmeye gitmeyerek hayatımın hatalarından birini yaptığımı anladım. Babamın tekliflerine doğrudan hayır dememeyi ne zaman öğrenicem acaba? Çınarcık'ta yazlık fikrinden önce Çanakkale'de yazlık fikri vardı. Ona da gerek yok ne işimiz var dediydim. Ben hep büyük konuşuyorum ya.

Şaka maka İstanbul hariç her gittiğim yeri seviyorum ben. (İskeçe hariç, orayı İstanbul'dan da az seviyorum)
Şimdiye kadar gidip de ben burada yaşayamam dediğim sadece iskeçe ve kastamonu oldu, insan oralarda sıkıntısından çatlayıp ölür, o derece sıkıcı yerler. Yaşanacak iller sıralamam ise tabi ki ilk sırada londra, ardından antalya, çanakkale ve antep diye devam ediyor. Diğer gezdiğim yerlere karşı ise objektif bakıyorum :D

No comments: