Sunday, December 1, 2013

I don't want to go!

İnsan ilk defa gittiği bir şehre karşı sanki hep orada yaşamış gibi hissedebilir mi?

Tekrar gitmekten bahsederken "gitmek" olarak değil, "geri dönmek" olarak bahsedebilir mi?

Bu ve bir çoğunu Londra için hissediyorum. Bu yüzden de BBC Türkçe editörlüğüne başvuru yaptım. Beni ararlar mı? Sanmam. Ama yine de başvurmadım dememek için başvurdum.

Dört günde, burada belki bir ayda tanışamayacağım kadar insanla tanışabilmem sorunun bende değil tamamen Türk insanında olduğunu kanıtlıyor gibi. Benim "fazla kibar/soğuk" davranmamda sorun yokmuş, sadece buradakiler fazla laubali ve yılışık.

Geri döndüğümde (keşke iş bularak olsa bu) Luke & Kay ile Playstation oyunları üzerine The Plough and Harrow'da sohbet etmek (içecek Ale olmasın, bir nevi sulandırılmış bira... peh); adını hatırlamadığım Doctor Who manyağı adamla sokaklarda elimizde sonic screwdriver ile millete şaka yapmak; yine ayrı bir Doctor manyağı kız olan Mai ile cosplay için kıyafet aramak istiyorum. (İşin garibi hepsinin telefonu veya e-mail adresi elimde; imkansız değil hiçbiri - ama bana imkansız gibi geliyor:/)







Bu arada I don't want to go espirisi için bkz:


3 comments:

tangerine trees said...

2. fotoğraftaki dileğe bayıldım! orası senin yerin, belli oluyor :)

Dilek Türk said...

Teşekkür ederiiim! Bence de kesinlikle benim yerim orası :)

umut söğüt said...

Bana mail atabilirmisin umutsogut@hotmail.com