Wednesday, January 16, 2013

Gözüne Güneş Giren İnsan

Tam hayatımı düzene sokma, olumsuz duygulara kapılmama, bir şeyleri başarmaya çalışmaya karar vermişken üst üste bu kadar da darbe vurulmaz ki bir insana.


Oh be sonunda evden dışarı kendimi attım diyerek akşam sinemaya gitmeye karar verdim. Lay lay lom modunda Optimum'a yol alırken minibüsün beni tam inşaat olan yerde indirmesi ile kendimi çamur içinde buldum. Daha botlarımı yeni boyamışken böyle bir şey olması sinir bozucuydu tabi ama önemli değildi o an. Az önce inşaatta ben çalışıyormuşum gibi Optimum'a gitmem de sorun değildi. Silerim geçer sonuçta değil mi?

O sırada yüksek lisanstan bir arkadaşım mesaj atmış, kötü haber: hoca ikinci öğretim sınavına girdik diye sınavlarımızı kabul etmemiş hepimize sıfır vermiş. Hoca da sempati beslediğim bir insan(dı). Olamaz diyorum, kesin bir yanlışlık olmuştur. Çoğu hoca çalışıyoruz diye rahatlık sağlıyor, zaten bilimsel hazırlıksınız fark etmez istediğinize girebilirsiniz diyordu. Olmaz öyle şey dedim. Bir yandan da uykularımı kaçırdı tabi.

Çok sevdiğim bir insanın kanser olduğunu ve dün ameliyat olduğunu öğrendim. Böyle zamanlarda konuşamam ben. Yani hastalıktan konuşamam. Çünkü o kadar çok şeyi atlattık ki, öyle zamanlarda hep "aklı başında olan" kişi ben olmak durumunda kaldım. Çocuksu anne-babaya sahip olmanın sonuçları bunlar hep.

Eve geldim, İşler Güçler'i izliyordum. Oh ne güzel gülüyoruz derken Ahmet Kural'ın şu sahnesi çıktı:

http://www.startv.com.tr/dizi/isler-gucler/video-galeri/sayfa/1/feride-ahmetin-evlilik-teklifini-kabul-edecek"
http://www.startv.com.tr/dizi/isler-gucler/video-galeri/sayfa/1/su-hayatta-bir-defada-benim-istedigim-olsa-ne"

Hanginize küfür edeyim bilemiyorum. Yazana mı, oynayana mı, kendime mi? Yazılan yorumları okuyorum da hiç böyle aşık olmadım ama bunları izlerken sanki yaşamış gibi ağladım demişler. Yaşayan ne oluyor peki? Mal gibi kalıyorsun ben diyebilirim. Ağlamak istesen ağlayamıyorsun, tekrar midene o taş gelip oturmuş gibi oluyor. Yapmayın lan böyle şeyler?!

Sonra sabah uyandım, arkadaşım yine mesaj atmış. "Hoca kabul etmiyor, büte girmemiz gerekiyormuş. İşten izin alamıyoruz dedim ama beni ilgilendirmez, kafanıza göre giremezsiniz." demiş. Kafamıza göre? Bize vizede ikinci öğretim sınavına girebilirsiniz dendiğine göre neyi kafamıza göre yapmışız? Salak yerine konmak, bilimsel hazırlık okuyoruz diye ikinci sınıf öğrenci olarak görülmek mükemmelmiş. Oyuncak gibi olduk resmen ellerinde. Hangi derse gireceğimiz belli değil. Notlarımızı sistemde göremiyoruz. Bir de hocaların insiyatiflerine göre gireceğimiz ders de seçiliyor. Bu durumda ben çoğu zaman ikinci öğretim derslerine girdiğimden attığım imzalar da geçersiz olabilir. Vay anasını!

Nette gezinirken "aile vergisi" diye bir şey çıktığını, MüzeKart'ın artık bir sene sınırsız olarak değil "her müzede bir kere" kullanılacağını, doktorasını bitiren araştırma görevlileri atanmazsa kadrodan atılacaklarını falan öğrendim. Sonra kendime dönüp baktım. Hala hiçbir şey yapamamışım. Çeviriye devam etmek istemiyorum. Yeni bir şeyler yapmak istemiyorum. Dil bilmeme rağmen başka ülkeye gidip yapabileceğim bir şey yok. O yüzden "başka ülkeye giderim" gibi bir lüksüm de yok. İngiliz filolojisinin Londra'da işime yarayacağını sanmıyorum. İspanya'ya gidip İngilizce öğretmenliği yapmanın ise bana ne gibi bir getirisi olur bilmem.

Evet yeniden kendim hakkında çok umutsuz düşüncelere sahibim.

No comments: