Wednesday, September 12, 2012

Hayat garip, gerçekten

Bir gün önce düşündüklerin, hayal ettiklerin, aradan 24 saat dahi geçmeden ecnebilerin "shattered" dediği gibi yerle bir, tuzla buz olabiliyor. Birkaç gün önce yaptıklarından veya birkaç gün önce yapmadıklarından ölesiye pişman olabiliyorsun. Garip yani.

Ama asıl garipliği bu değil işte. Şu an yaşadığımız gerçekliğin bir an sonra, doctor'un tardis'le gittiği, izleyip de sanki görebilecekmişiz gibi düşündüğümüz 3000 yıl sonrasında bile değil, bir 100 sene sonra tamamen etkisini kaybedeceğinin aklına gelmesi insanın. Peşinden koştuğun adamın/kadının, uyuduğun saatlerin, yediğin yemeğin, yağlı mı yağsız mı yoğurt yediğinin, 38 beden olup olmadığının ya da metal mi yoksa pop mu dinlediğinin 100 sene sonra esamesi okunmayacak. Bir hiç olacak. O zaman neden takılıyoruz küçük şeylere bilmiyorum.

İşte ben bu üsttekini kendime anlatamıyorum. En ufak bir şeyi kendime dert ediniyorum. Belki anneme anlatsam "o dediğin şeyin hayatında bir önemi yok ki, dediğin çok saçma bir şey" diyeceği şeyler beni hasta ediyor.

Beni milyonlarca yıl sonrasına, dünyanın 5. büyük insan uygarlığını kurduğu zamana götürecek ne bir doctor ne de bir tardis var. O yüzden bugünün tadını çıkarmam gerek, peki bunu bilinçaltıma anlatabilecek bir yol var mı acaba? Bilinçaltıma olmasa da mideme anlatsın bari.

Not: Şu İşler Güçler'deki Aşkın gibi olmak güzel bir şey herhalde, ama ben her nasıl oluyorsa hep Murat gibi olmayı başarıyorum. Saygılar e'fenim.

No comments: