Monday, April 4, 2011

Doctor? Can you hear me? Doctoooğ?



Doctor da olmasa napcaktım bugünlerde bilemiyorum. Dersten başımı kaldırıp, yemek yapmadığım aralarda Doctor Who izlemesem, zaman nasıl geçerdi bilmiyorum.

The Shakespeare Code bölümüne, hem Doctor Who hem Shakespeare hem de bir Harry Potter hayranı olarak BAYILDIM. İçinde bulunduğum zamanlarda, ben öylece odamda otururken bahçeye TARDIS inse, içinden Doctor çıksa "Dilek Türk, do you want to see the staaağz?" dese, ben de hiç düşünmeden gitsem diyorum. Hiçbir şey yapamasam 27 Mart'a döner, 3 günümün tadını yeniden, yeniden ve yeniden çıkarırdım. Ya da bir hafta sonraya gider, nelerolooor derdim. Baktım güzel şeyler olmuyor, hop iki ay öncesine gider, hiç evimden çıkmazdım.

Bunları yapmama izin vermezse (çünkü, zamanının akışına karışmak kati surette yasaktır vıdı da vıdı diye öter şimdi bu doktor), kendisi ile cyberlar, sycoraxlar, cadılar... arasında koşarak, atlayarak, zıplayarak adrenalin dolu vakit geçirirdim. 3-5 kere ölümden döner, milyonlarca kişiyi ölümden kurtarır, doktora ilham perisi olurdum.

Buradan Doctor'a sesleniyorum: Canım bak, ben ne Rose'un, ne Martha'nın, ne de Donna'nın yerini almak niyetindeyim (doctor benim için daima David Tennant olacaktır). Ben sadece normal bir insan olarak yanında dolaşmak istiyorum. Öyle duygusal işlere giresim yok senle. Yani; tehlike yok. Tardis nasılsa Türkçe de biliyordur. Bilmezse de sorun yok, İngilizce anlaşırız. Hadi be, in şu bahçeye. Vhuuut, vhutttt, vhuuut diye Tardis'in iniş sesini duymak istiyorum! Aaaaaa!


No comments: